Konu:Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:58
Tarih:14/01/2017


Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ AYDOĞDU (Aksaray) - Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; Anayasa'yı değiştiriyoruz, Anayasa'yı konuşuyoruz.

Kıymetli arkadaşlar, anayasalar milletin zihnî ve fikrî vatanıdır. Vatan toprakları üzerinde inşa ettiğimiz -Yahya Kemal Bey'in tabiriyle- zihnî gök kubbemizdir, kendi gök kubbemizdir ve Anayasa'yı tartışırken de birbirimizin kalbini kırarız elbette çünkü Anayasa'daki her şeyi kalbimizde saklarız. Rahmetli Peyami Safa öyle diyor: "Fikirlerinizi kalbinizde saklarsanız fikirlerinize bir şey söylendiğinde kalbiniz kırılır." Anayasa'daki her şeyi, emin olun, bu salondaki herkes kalbinde saklar, bu millet de kalbinde saklar, ilk 4 madde de bunun içindedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kıymetli arkadaşlar, gök kubbenin direğidir devletimizin nitelikleri. Göçer kabilelerinde bir âdet vardır, çadırın içinde kavga çıktığında direğe kimse dokunmaz, direği tutana da dokunmazlar; direk sarsıldığında da kavgayı bırakırlar, hep birlikte direği korurlar. Türk milleti direği nasıl koruduğunu, devletinin direğini nasıl koruduğunu, koruyacağını 15 Temmuzda bütün dünyaya gösterdi elhamdülillah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kıymetli arkadaşlar, Anayasa milletlerin ruhudur dedik. Bu, sadece bizde böyle değildir, bütün dünya milletlerinde öyledir. Mesela, Avrupa'da; Roma İmparatorluğu'nun yıkılışından sonra Avrupa'da bir vahşet hâkim oldu; klanlar, kabileler dönemi; neredeyse üç dört yüzyıl devletsiz kaldı, bir tane krallık kurulamadı. O dönemde Avrupa'yı ayakta tutan şey Roma'nın hatırasıydı, Roma'nın mirası idi. 9'uncu yüzyılda Şarlman Kutsal Roma İmparatorluğu'nu kurduğunda yüzüğünde "innova imperium" yazıyordu yani "imparatorluğu diriltmek", "imparatorluğun yeniden doğuşu." Günümüzde dahi, hatırlayacaksınız, Avrupa Birliği Anayasası'nın imza töreni Roma'nın Antik Dönem yönetiminin yapıldığı, şimdi Roma Belediyesine ait olan bir binada yapıldı. O muhteşem antik kubbe, hâlâ Avrupa'daki bütün devletlerin ilham kaynağıdır.

Montesquieu'nun "kanunların ruhu" derken ifade ettiği şey, milletleri birbirinden ayıran özelliklerdir; milletlerin hasletleri, kültürleri, ananeleri, gelenekleri, kanunlarının ruhudur. Bizde de öyledir. Biz, yaşadığı yeri seçen bir milletiz. Anadolu topraklarına gelmeden önce devletler kurduk. 8'inci yüzyılda İslam'la tanıştık. Hemen 9'uncu yüzyılın bitiminde, 10'uncu yüzyıl başlarında devlet kurmaya, yeniden Müslüman devletler kurmaya başladık ve bizim tarihimizde de anane, gelenek, görenek, kaide hep ön planda olmuştur.

Alman filozof Nietzsche'nin bir sözü vardır: Kültür, ahlak, gelenek, görenek, kişinin davranış normları ve bunların nesilden nesle intikali yani millî kültürün nesilden nesle intikali kişiyi vatandaş kılar, o şekilde vatandaş olunur. "Ahlak" dediğimiz şey arkadaşlar yüz yüze oluşur ve "ahlak" dediğimiz şey esasında kişinin sosyalleşme stilidir, sosyalleşme tarzıdır; topluma katılma usulümüze "ahlak" deriz.

Bizdeki devlet bağlılığı ve devlet sevgisi işte buradan kaynaklanır. Biz nizamı seven bir milletiz, intizamı seven bir milletiz, ahlak kaidelerini severiz, dinimizi severiz, töremizi severiz. Esasen "Türk" kelimesi de "töreli" demektir sözlük anlamı itibarıyla. Bu itibarla, bizim geleneğimiz hukuku önceleyen bir gelenektir. Hukuk tarihçileri iki tip devlet tarif ederler: Devletsiz hukuk ve hukuksuz devlet yani hukuku önceleyen devlet ve devleti önceleyen hukuk. Biz, hukuku önceleyen devlet geleneğinden geliriz. Osmanlı'da şeriat her şeyin üzerindedir, örfi hukuk her şeyin üzerindedir. Padişah buyrultularına "örfi hukuk" denir, millî irfandan kaynaklanır; "örf" ve "irfan" aynı kelimedir.

Bunları niye anlatıyorum? Şunun için anlatıyorum kıymetli kardeşlerim: Anayasa'yı tartışırken, Anayasa'yı tartışmamızın arkasındaki zihnî "background" üzerinde bir mutabakat sağlayamadığımız için çok tartışıyoruz, çok hırpalıyoruz birbirimizi. Devlet-i Aliyye'nin kaybından sonra, Osmanlı saltanatının akabinde, burada zinde bir devlet kurduk. O şartlarda kurduğumuz devlet... Şartlar neydi? Şartlar bir cihan yağmasıydı, bütün dünya üzerimize çullandı. Can telaşında, can pazarında genç cumhuriyetimizi kurduk ve bunu yaşatmak için çare olarak o gün gördüğümüz şey Batılılaşmaktı. Yeni bir devlet yapalım, yeni bir millet yapalım dedik. Yeni devletin canlı özünü teşkil etmesi gereken insan unsuru, o tarihsel yeni Türk devletinin biraz uzağında kaldı. Kurtuluş ve kuruluş, tarihî anlamıyla o Türk tipinin, Türk milletinin, kültürel anlamda, manevi anlamda ananesiyle, o az önce saydığım ahlakıyla o milletin biraz uzağında kaldı ve bu yeni kurulan devlet ile millet arasında bir boşluk oluştu.

Vaktim azalmış, süratle geçeceğim.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, bu boşluğu kapatamadan demokrasiye geçtik ama nasıl geçtik? Biraz da demokrasi olsun diye geçtik. Herkesin birincil kaygısı, o devletin nitelikleriyle beraber yaşatılmasıydı ve halkın seçtiği temsilcilerin o devletin niteliklerine zarar verebileceği endişesi hem 1961 Anayasası'nın hem 1982 Anayasası'nın temel endişesidir. Âdeta kendini devlet yerine koyan, milletten uzak müesseseli bir kadro, kurumsal menşeli bir kadro, mesela 1950-1960 arasını bir demokrasi denemesi niteliğinde bıraktı, demokrasiye geçemedik, bir demokrasi denemesi yaptık âdeta; neden? Demokrat Parti kadroları da o kurumsal menşeli kadrolardandı.

Millete tam güven hâlâ bile bizim demokrasimizin temel kırılma noktasıdır kıymetli arkadaşlar. Biz, hâlâ bir kamu görevi verir gibi millete demokrat olma görevi veriyoruz, hâlâ milleti hizmet içi eğitime alıyoruz. Bunların üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Şimdi de bir kişiye veriyoruz.

CENGİZ AYDOĞDU (Devamla) - Kavramların aslını, asliyetini korumadan hiçbir meşru amaç için düşünce üretemeyiz sevgili kardeşlerim.

Temel meselemiz demokrasidir. Demokrasi genel anayasadır, demokrasi bütün anayasaların üzerindedir, demokrasi bütün anayasaların çözülmüş gizemidir, sırrıdır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Kuvvetler ayrılığı varsa demokrasi vardır.

CENGİZ AYDOĞDU (Devamla) - Demokrasinin temel şartı, kanunu, konusu tıkır tıkır işleyen kuvvetli bir devlet; hukukun üstünlüğüne, temel haklara riayet eden kuvvetli bir iktidardır. Bunu temin etmeden kuvvetler ayrılığını konuşamayız. Devleti tahkim etmeden, iktidarı işler kılmadan "checks and balances" sistemini konuşamayız, önce devleti tahkim edeceğiz. Pek çoğumuzun çok iyi hatırladığı gibi millî devlet, güçlü iktidar; demokrasinin böyle bir şartı vardır. İktidarsızlık demokratik bir ülkü değildir arkadaşlar, iktidarsızlık demokrasinin vasıfları arasında değildir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Yani önce diktatör yaratacağız, ondan sonra mı demokrasi yaratacağız?

CENGİZ AYDOĞDU (Devamla) - Arkadaşlar, ülkemiz, demokrasili yıllarda evrensel anlamıyla, klasik anlamıyla politikacı tipi üretemedi. Biz, tıpkı vatandaşımıza yaptığımız gibi, seçilip geldiğinde politikacımızı da Ankara'da devlet memuru muamelesine tabi tuttuk. Onun için bizim politikacımız biraz memur kılıklıdır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Siz kendi adınıza konuşun.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) - Her tarafta diktatör varken biz demokrasiyi kurmak için uğraşıyorduk, şimdi her tarafta demokrasi varken diktatörü getirmeye çalışıyorsunuz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Hadi canım sen de! Hadi canım sen de! Hadi oradan!

CENGİZ AYDOĞDU (Devamla) - Kıymetli arkadaşlar, lütfen...

Kaldı ki hâkimiyetin sahibi millettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen, bir dakika size de toparlamanız için süre veriyorum.

Buyurun.

CENGİZ AYDOĞDU (Devamla) - Arkadaşlar, hülasa, demokrasilerde millet idare eder, hâkimiyet bilakayduşart milletindir ve millet bu hakkını seçip gönderdiği evladıvatan eliyle kullanır.

Hepinize hürmetler ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)