Konu:Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:57
Tarih:13/01/2017


Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 447 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 11'inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, milletin yapısının kuvveti, nüfus kalabalığı ve sayı çokluğu değil, iradesinin kudretiyle ölçülür. Millet iradesi her şeyden önce devlet olarak tecelli eder. Hükûmet şekli ne olursa olsun, devlet, milletin inanç ve iradesi üzerine kurulmuş, müesseseleri de bu inanç ve iradeden kuvvet alıyorsa o devlet millî bir devlettir, temsil ettiği irade de millî iradedir. Devlet manen bundan uzaksa, şekil ve dış yönüyle ne kadar millî görünürse görünsün yine de millî olmaktan uzaktır. Milletler varlıklarının temelini teşkil eden gayeden uzak yaşayamazlar. Millete yönelmeyen ve hizmet ederek millete mal olmayan hiçbir müessese millî değildir. Millî olmayan her şey millet hayatından kovulmaya, yıkılıp yok olmaya mahkûmdur. Milletin geleceğini güvence altına almayan hiçbir rejim, sistem ayakta kalamaz, yaşayamaz. Millet ruhundan kuvvet almayan devletin bünyesinde devlet içinde devletler, millî iradeyle alay eden özerk kurumlar ve aidiyeti devlete olmayan yapılanmalar, çeteler ürer. O zaman da "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir." sözü sadece söz olarak kalır.

Devlet otoritesinde baş gösteren zaafları en iyi şekilde belli eden alamet ve işaret devlet müesseselerinin birbirine yabancılaşmasıdır. Bunların birbirlerine akort edilmeyişi devlet kurumlarının farklı gayeler için çeşitli yapılar tarafından paylaşılma çabalarıdır ki tüm bunları ülkemizde maalesef yaşadık ve gördük. Millet ruhundan kuvvet alan, güçlü müesseselerden mahrum olan toplumların geniş bir hürriyet ve demokrasi ortamı içinde hareket imkânına kavuşmaları kendi millî varlıkları için tehlikeli olmaktadır. Millî ideal ve iradeyi temsil eden ve devleti ayakta tutan kurumların bulunmayışı veya bulunduğu hâlde görevini hakkıyla yapamayışı sonucunda demokrasinin en nihayet varacağı yer anarşidir. Milliyetçi Hareket Partisi söz konusu bu gerçekliği tecrübe ederek siyaset hayatında önemli bir birikime sahip tecrübenin öteki adıdır.

Değerli milletvekilleri, Türk milleti tarihin hiçbir döneminde devletsiz kalmamış, insanlık huzuruna cihan hâkimiyeti ve gaza ruhu ülküsüyle çıkmış bir milletin adıdır. "Başsız börk, ilsiz Türk olmaz." demiş atalarımız, Türklerde devlet bu açıdan mukaddestir. Rahmetli büyüğümüz Dündar Taşer, devletin ve Türklüğün birbirine perçinleşmiş kavramlar olduğunu hem söylemiş hem yazmış hem de kendi hayatında uygulamıştır. Taşer'e göre devlet, en yüksek toplumsal değerdir, diğer bütün değerler ancak onun varlığında var olabilirler. Devletini kaybeden bir toplum giderek her şeyini kaybeder.

Her milletin devlete bakışı farklıdır. Her şeyin fâni olduğuna inanan, iman eden aziz Türk milleti sadece devletini ebet müddet olarak görmüş ve öylece kabul etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi bu anlayış üzerinden yol yürümekte, bugün "Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben." anlayışı olarak özetlenen siyasetinin temelinde bu özümsenmiş düşünceyle hareket etmektedir. Devletini bu kadar kutsayan, önemseyen bir milletin ve devlet yöneticilerinin devletinin bekasına yönelik yapılan her saldırıyı, her girişimi canı pahasına püskürtmesi, büyük bir inançla devletine sahip çıkması gayet anlaşılabilir bir durumdur.

Türk tarihinde birçok isyan vardır değerli milletvekilleri. Devleti zaafa uğratma özelliği bakımından ve günümüzde yaşanan hadiselerle örneklik teşkil etmesi noktasında "Şahkulu İsyanı" olarak bilinen isyan çok önemli bir kesit olarak devletin içerisine inanç görünümüyle sızan işgal hareketlerinin bugün yaşanan 15 Temmuz FETÖ kalkışmasıyla olan benzerliği tarihte bu görünümlü ikinci bir kalkışmayla, devleti yok etme süreciyle benzerlik göstermektedir.

İşte, bu gerçekten hareketle, toplumun ve devlet gerçeğinin yeniden harmanlandığı günler yaşadığımızı bilerek hareket etmek durumundayız. Bugün devletimizin içerisinde, adını saymakla burada onların propagandasını yapmak istemediğim örgütler başta olmak üzere... "Emanet ehline verilir.", "Elçiye zeval olmaz." Zeval olmaması gereken elçiye tetik çektirecek ihanet odakları bir polis memuru görüntüsündeyse ve bu Meclisi bombalayanlar asker kıyafeti giymiş teröristlerse bu memlekette normal olmayan anormal bir durumun var olduğu bir hakikattir.

Bu gerçeklerden hareketle, Milliyetçi Hareket Partisinin politikalarını "Dün söylediklerinin tersini yapıyor bunlar." diyerek bir şekliyle manipülasyon yapanlara, "Milliyetçi Hareket Partisinin başına taş mı düştü?" diyenlere şunu hatırlatmak istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisinin başına taş düşmedi ama Meclisin tepesine bombalar düştü ve bu millet, âdeta alnından vurulmak istendi. Bütün bu gerçekliği gören Milliyetçi Hareket Partisi, özellikle Şahkulu İsyanı'na benzer devleti yok etme sürecine, işgal hareketine uğrandığı bir günde elbette ki "devlet-millet bekası" diyecekti ve milletiyle birlikte devletini koruma sürecinin içerisinde olacaktı.

Bu gerçeklikleri bilen, bu gerçekliklerden yol yürüyen Milliyetçi Hareket Partisi reel politik ile ideal politiği birbirinden ayırt edebilme basiretini gösterdi. Elbette ki teorik düzlemde olması gerekenler ile olması gerekenlerin uygulanmasıyla birbiriyle örtüşmeyebilir, yer yer bu uygulamalar Anayasa tecrübesinde değişik dönemlerde yaşanmış ve görülmüştür. Türk anayasa tecrübesi, Kanuni Esasi'den bu tarafa 1921, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarını tecrübe ederek geldi. Her birinde uygulama esnasında görülen aksaklıklarla yenilerini ortaya koydu. "1961 Anayasası bize bol geldi." denildi. O dönem içerisindeki toplumsal gerçeklik bunları uygulama alanı olarak bazı anarşist olayların doğmasına vesile oldu. Sonra, müdahalelerle bunlar daraltıldı, daha sonra tekrar genişletildi; derken, Türkiye, önemli tecrübeler yaşayarak bugünlere geldi.

Bugün üzerinde tartıştığımız 18 maddelik Anayasa değişiklik teklifinin, içerik itibarıyla kaos ve kriz içerisinde bulunan devlet hayatının yeniden şekillenmesiyle alakalı alınan bir inisiyatif hareketi olduğunu düşünüyoruz. Elbette ki prensip olarak maddelerin içeriğiyle alakalı görüş ve düşünceler ve eleştiriler olabilir ama bir hakikat, Türk milletinin, Türk devletinin ciddi bir tehdit ve tehlike altında olduğu gerçeğini bilerek hareket edebilme durumudur. Bu noktada, Milliyetçi Hareket Partisi, bu maddenin içeriğini ve detaylarını sonuna kadar irdeleyerek hareket ederek, idealin içerisinde en mümkün olabilenleri yaklaştırmaya çalışarak önerilere destek olmuştur.

Değerli milletvekilleri, her dönem yeni anayasa tartışmaları olagelmiştir ve bu olagelen tartışmalar da, malum, bildiğiniz üzere, 2010 referandumu başta olmak üzere onun hemen akabinde Cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle alakalı verilen karar ve ilk Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilme uygulamasından sonra başlayan sürecin de devlet sisteminde yeniden birtakım uygulamalar ve hükûmet sistemlerinin tartışılması gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur. Bu gerçeklikle ilgili hukuki eleştirilerini sayın milletvekilleri ve değerli siyasi partiler görüş ve düşüncelerini kapsamlı olarak izah edeceklerdir. Ama bizim durduğumuz yer, Milliyetçi Hareket Partisinin durmuş olduğu yer, önce ülkem ve milletim gerçeğinden hareket etme ve bu kriz ve kaos ortamından ülkeyi çıkartabilmek için kuvvetin, gücün, devlet aklının konsantre olarak çalışabilmesini sağlayabilecek bir sistemin yeniden inşa edilebilmesidir. Bu gerçeği şaka gibi zannedenler belki tepelerine bomba düşmediği için anlamayabilirler, belki bu gerçeklik üzerinden yol yürürken farklı niyetlerde olabilirler. Belki ideal politik ve olması gereken ideal devleti Aristo'da, Platon'da Thomas More'un "Ütapya"sında arayabilirler, Hegel'de arayabilirler ama teoriye saygı duymakla, felsefeyi anlamakla beraber reel politik ve gerçekliklerden kopan hiçbir uygulamanın sonuç alamadığını da bilmek lazım. Bu konuda tarih ve uygulamalar kendisini her alanda gösteriyor.

Milliyetçi Hareket Partisi gerçeklerden korkmadan, ayaklarını gerçek zeminden kopartmadan kendini alabildiği kadar, açabildiği kadar milletin sinesine açabilen ve milletiyle devletini bütünleştirme mücadelesi veren büyük Türk ülküsünün samimi yolcusu ve yoldaşçısıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ersoy.