Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:56
Tarih:12/01/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Sayın vekiller, elimde bir rapor var, 2016 yılı medya raporu. 2016 yılı Türkiye'de medya açısından kara bir tabloyla geçti. Şu anda tam 147 gazeteci cezaevinde.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Tecavüzden mi?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - 2016 yılında 800 gazetecinin basın kartı iptal edildi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sahtekârlıktan mı? Gasptan mı?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - 15 Temmuz darbesinden sonra, yine, hemen sayı olarak söyleyeyim, tam 173 medya kuruluşu kapatıldı ve şu anda gazeteciler cezaevinde olmasına rağmen, haklarında on aydır iddianame hazırlanmıyor. Öyle ki bu gazeteci arkadaşlarımız neyle suçlanıyor, hangi suçtan dolayı tutuluyor, doğrusu biz de merak ediyoruz. Sadece biz değil, aileleri, avukatları ve kendileri de merak ediyor.

Arkadaşlar, özgür bir medyanın herkese lazım olduğunu 15 Temmuz alçak darbe girişiminde bir kez daha gördük. Eğer o gece medya özgürce yayın yapamamış olsaydı, bugün Türkiye'yi, Allah korusun, FETÖ'nün darbecileri yönetiyor olurdu. O yüzden, medyada yazılan çizilen her şeye düşmanca bakmamak, eleştiriden faydalanmak gerekir.

Bakın, aradan günler geçmiş olmasına rağmen -dün Sayın Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'a da bunu sordum- arkadaşlarımız hakkında neden iddianame hazırlanmadığını sorduğumda Sayın Bakan "Buna mahkemeler karar verir." dedi. Şimdi, bu mahkemelerin iş yükü o kadar çok artırıldı ki "sosyal medya takip birimi" adı altında bir birim kuruldu ve bu sosyal medya takip birimi âdeta internette cadı avına çıktı. Şu anda Türk Ceza Kanunu'nda olmayan bir maddeden dolayı, sosyal medyada yorum yapan, yorumlarını paylaşan kişiler tutuklanıyor. Türk Ceza Kanunu'nda "devlet büyüklerine hakaret" diye bir suçlama, bir madde olmamasına rağmen, daha birkaç gün önce, birçok genç devlet büyüklerine hakaret ettiği iddiasıyla tutuklandı ve bu gençlerin arasında Numan Kurtulmuş hakkında yorum yapan kişiler de var. Sayın Numan Kurtulmuş'la zaman zaman diyalog kuruyoruz ve kendisine bu sorunları anlatıyoruz. Umarım ki mahkemeler bu yeni iş yükünden ve kanunsuz tutuklamalardan bir an önce vazgeçecektir. Bu sosyal medya takip birimleri acaba hangi yönetmeliğe göre ya da hangi kanuna göre kuruldu? Bu kişilerin maaşlarını kim ödüyor? Devletin polisi bütün gününü terörist kovalamak, terörist yakalamak, bombacı yakalamak yerine sosyal medyada kim ne yazmış, kim hangi "tweet"i atmış, bunu aramakla geçiriyor.

Sadece bu değil tabii ki. Bakın, gazeteci ağabeyimiz Hüsnü Mahalli tam iki aydır cezaevinde. Niye tutuklandığını doğrusu bilmiyoruz çünkü attığı "tweet"ler suç gerekçesi olarak gösteriliyor ama "tweet"lere baktığınızda ne Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ne de Hükûmete yönelik bir hakaretin olmadığı, sadece politik eleştirilerin olduğu görülüyor ve şu anda Hüsnü Mahalli, ağır bir MS hastalığı geçirmesine rağmen, hastanede tutuklu konumunda yatıyor. Doktorları, Hüsnü Mahalli'nin her gün en az iki saat aralıksız bir şekilde yürümesi gerektiğini, eğer bu yürümeyi gerçekleştiremezse felç olma riskiyle karşı karşıya kalabileceğini söylüyor.

Keza, Cumhuriyet gazetesi yazarları, aralarında Ahmet Şık'ın da olduğu tam 12 gazeteci, FETÖ ve PKK terör örgütüne yardım etmek suçlamasıyla şu anda cezaevinde. Biz şunu söylüyoruz: Bu arkadaşlar neyle suçlanıyor? Neden bir iddianame hazırlanmıyor haklarında? Bir kişinin attığı bir "tweet" onun tutuklanması için hiçbir şekilde gerekçe olamaz.

Keza, Ahmet Şık, FETÖ'nün kumpasıyla Oda TV davasında cezaevine atıldı, FETÖ'nün en büyük mağduru olmasına rağmen şimdi FETÖ'cülükle suçlanıyor ve Ahmet Şık, cezaevine atıldıktan sonra, tam üç gün boyunca kendisine su verilmiyor, üç gün boyunca gazete okuması, televizyon izlemesi engelleniyor.

Bir başka garabet: Gazeteci ağabeyimiz, meslektaşımız, Milletvekilimiz Sevgili Enis Berberoğlu, hiç ilgisi olmadığı hâlde, bir şekilde, MİT davasına dâhil edilmek isteniyor ve savcı, daha önce on yıl hapis istemesine rağmen, birdenbire dün ne oluyorsa Enis Berberoğlu hakkında müebbet istiyor. Oysaki, aynı savcı Enis Berberoğlu'yla ilgili istediği tanığı dinlemiş değil, dosyada yeni bir delil yok, suçun vasfı değişmemiş ama ne oluyorsa herhâlde birileri bu davaya müdahil oluyor ve Enis Berberoğlu müebbet hapisle yargılanıyor ve üstelik, âdeta Enis Berberoğlu'na ceza verilebilmesinin yolunun açılabilmesi için aynı süreç içinde mahkeme heyeti sürekli değişiyor, 3 üye birden değişiyor. Bu da Enis Berberoğlu'na ve dolayısıyla partimize yönelik bir siyasi davanın oluşturulduğu kaygısını ne yazık ki bizde uyandırıyor. Tabii biz bütün bunları anlatırken arkadaşlarımız, özellikle AKP milletvekilleri "Efendim, cezaevinde gazeteci mi var?" diyor. Ben o yüzden bu 2016 yılı medya raporunu hazırladım ki hangi gazeteci cezaevinde ve kim, neyle suçlanıyor, bunları tek tek çıkardım. Çünkü, Türkiye'de gazetecilik yapmak öyle bir hâle geldi ki artık, gazeteci olmak ile her an cezaevine girebilmek ya da her an gözaltına alınabilmek eş değer hâle geldi. Gazeteci arkadaşlarımız sabah erkenden kalkıp işlerine gitmek yerine soluğu ya adliyede ya karakolda ya da cezaevinde alıyor. Türkiye böyle bir tabloyu hak etmiyor.

Düşünceyi ifade özgürlüğü demokrasinin güçlendirilmesi anlamına gelir. Demokrasinin herkese lazım olduğunu biz yaşadığımız süreçlerden de gördük. Bugün iktidarda olabilirsiniz, yarın dönem değişir, siz muhalefete düşersiniz, o zaman da birileri çıkar "Efendim, sen şunu yazdın, sen hükûmeti eleştirdin, sen devlet büyüklerini eleştirdin." diye tutuklamaya kalkar. Ama, emin olun ki biz bugün bu haksızlıklara nasıl karşı çıkıyorsak yarın da aynı haksızlıklar yapılmak istenirse ona da karşı çıkarız.

Şimdi, bakın, RTÜK siyasi baskıyla öyle bir karar alıyor ki artık, şehit cenazelerinde ağlayan annelerin feryatlarını yayınlamak televizyon kapatma gerekçesi hâline getiriliyor. Düşünün, hepimizin içini yakan bir şehit haberi gelecek... Hiçbir zaman şehit haberi gelmesini istemeyiz, hiçbir zaman kanın akmasını, bu ülkenin evlatlarının şehit olmasını istemeyiz ama sonuçta bir de terör gerçeği var. Bu terör gerçeğiyle bir anne oğlunu kaybettiğinde feryat edince ve bir televizyon da bunu yayınlayınca o televizyona ağır yaptırımlar geliyor. Şimdi, medya toplumun gerçekliğini yansıtmayacaksa, toplumun acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, birlik beraberlik duygusunu yansıtmayacaksa medya neye yarıyor? Televizyonların üzerindeki baskılar gitgide artırılıyor.

Bu sosyal medya meselesi üzerinden başlamıştık; şu anda tam 6 gazeteci, ETHA, DHA, Birgün gazetesi çalışanları on dokuz gündür sorgusuz sualsiz gözaltında tutuluyor arkadaşlar, RedHack adlı oluşuma yardım ettikleri iddiasıyla. Olabilir, yardım etmişler mi, bu suç mudur, buna yargı karar verir. Evet, yargı karar versin, savcı bununla ilgili soruşturmayı sürdürsün, biz de bunu istiyoruz ama savcıyı bulamıyoruz. Niye? Sayın Elitaş, çünkü savcı arkadaşlarımızı gözaltına aldırttıktan sonra yıllık iznini kullanmak üzere çıkmış, İstanbul'u terk edip gitmiş. Tam on iki gündür savcı izinde arkadaşlar ve bu 6 gazeteci tam on yedi gündür savcının tatilden dönmesini bekliyor. Savcı beyefendinin keyfi yerine gelecek, yıllık iznini bitirecek ve ondan sonra gelip bu arkadaşların ifadelerini alacak. Belki de serbest bırakacaklar, belki dava bile açılmayacak. İşin artık keyfiyete, keyfiyetin de üstüne çıkıp bir zulme dönüştüğünü görmemiz gerekiyor.

Sosyal medya takibi, sosyal medyada kimin ne yazdığını takip etmek, bu kişilerin peşine polis takmak ilkellikten başka bir şey değildir. Gelin, artık bu ilkelliğe hep birlikte bir son verelim ve Türkiye'yi kutuplaştıracak, ayrıştıracak, Türkiye'de yeni düşmanlıklar yaratacak pozisyonlara, fırsatlara izin vermeyelim diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)