Konu:Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:54
Tarih:10/01/2017


Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, gazi şehrimizde, Gaziantep'imizde, bugün Emniyetimize yönelik bir saldırı sonrası yaralanan Emniyet mensubu polis kardeşimize Allah'tan şifa diliyorum. Az önce ameliyattan çıktı, durumu çok şükür iyi. Bu vesileyle tüm Emniyet camiasına ve gazi şehrimize, milletimize geçmiş olsun diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuşmuş olduğumuz 1982 Anayasası darbe ürünü, vesayete açık, millete kapalı bir anayasadır. Sadece bugünlerde değil, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren tartışılan ve 18 defa değişikliğe maruz kalmasına rağmen hâlâ meşruiyeti, hâlâ içeriği ve usulü tartışılan, gerek akademi çevrelerinde gerek siyaset çevrelerinde tartışılan bir metin ve özellikle bakıldığında bu 82 Anayasası'nda yürütme alanına ilişkin birçok değişiklik yapılmasına rağmen -en son 2007 yılında- hâlâ yürütmede krizin oluşumunu ortadan kaldırma veyahut da yürütmedeki çift başlılık nedeniyle yürütmeye ilişkin sorunları içerisinde barındıran bir anayasa metnidir.

İşte, teklifimiz, egemenliğinde millet egemenliğinin hâkim olması. 1876'dan itibaren milletin, kıyısından, kenarından, köşesinden "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." düsturunu gerçekleştirmek için bir şekilde mücadele ettiği bir demokratik mücadelenin, hayatın, artık bizzat ve kâmil anlamda egemen olduğu bir anayasa değişikliğini öngörüyoruz.

Değerli arkadaşlar, 1982 Anayasası, aslında Cumhurbaşkanlığı makamını siyasetin karşısında bir vesayet alanı olarak, bir güç olarak inşa etmiş ve alabildiğince geniş yetkilerle donatmış. Peki, bu geniş yetkiler varken, bu geniş yetkiler olmasına rağmen Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğu, cezai sorumluluğu ve hukuki sorumluluğu da düzenlenmemiştir. Yani cezai sorumluluk yok, hukuki sorumluluk yok ve siyasetin bir anlamda uzak olduğu, siyasetten izole edildiği, vesayetin merkezi anlamında bir makam olarak inşa edilmiştir. Bunu 28 Şubat sürecinde 283 imzayla, dönemin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan'ın yine Tansu Çiller Hanımefendi'yle beraber "Biz hükûmet kuracağız." diye imza vermesine rağmen Cumhurbaşkanlığı makamının, o iradenin karşısında, Parlamento iradesinin karşısında farklı bir iradeyle çıkması bir tarihî kayıt olarak karşımızdadır. Yine 45 milletvekilinin 28 Şubat sürecinde sopayla, tehditle bir başka parti kurdurularak hükûmeti devirmeye yönelik yapılan bir mücadelede bir aktör olarak oynadığı bir Cumhurbaşkanlığı makamı inşa edilmiştir. Yine bunun son örneğini 2007 yılında gördük değerli arkadaşlar. Bugün parlamenter sistem güzellemesi yapanlar, o gün Cumhurbaşkanını Parlamento seçerken sadece bir arkadaşını buraya temsilci olarak yoklama talebi için gönderip milletvekillerini kulislere tıkan anlayıştır. Hiçbir milletvekilini bu Parlamentoya, Cumhurbaşkanını seçerken buraya getirmemişlerdir ve o gün aslında, bugün de söylenen, arzu edilen Parlamentonun güçlü olması, güçlendirilmesinden ziyade, Parlamento eğer kendi isteklerinin dışında farklı bir irade ortaya koyuyorsa o zaman son kale diye görülen Cumhurbaşkanlığı, milletin istediğinin birisi gelecek diye bir mücadele alanı olarak karşımıza çıkmış. Yine, bugün Parlamentoyu koruyoruz diye, Meclisi itibarsızlaştırıyorsunuz diye eleştirenlerin, 367 garabetinin mucidi olarak Anayasa Mahkemesi önüne nasıl koştukları -bütün Türkiye ve siyasi tarih karşımızda- tarih kayıtlarında durmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu tarihî evrenin sonucunda 2007 yılında referandumla beraber milletimiz, Parlamentoya, "Siz mademki seçmiyorsunuz, engelliyorsunuz, Cumhurbaşkanını ben seçeceğim." diyerek burada 2007 yılında bir irade ortaya koymuştur. Esasen şu anda getirilen değişiklik teklifi, Anayasa değişikliği teklifi 2007 referandumunun bir devamıdır. O zaman yürütmedeki bir sorun ortadan kaldırıldı yani yürütmenin başının halk tarafından seçilmesine karar verildi. Ama bir sorun alanı yine durmaktadır. Yürütmedeki çift başlılık meselesini, işte bu Anayasa değişikliğiyle yine milletimizin önüne getirme iradesi vardır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında yaşanan gerilimler Türk siyasi tarihinde sayısız örneklerle doludur. İster sağ ister sol, aynı görüşte bile olsa Başbakan ve Cumhurbaşkanları arasında birtakım uyumsuzlukların yaşandığı, Sezer-Ecevit döneminde, Özal-Demirel örneğinde... Bu örnekler artırılabilir. Şu anda sistemin işliyor olması, AK PARTİ'nin kurucu Genel Başkanının Cumhurbaşkanı olması, AK PARTİ Genel Başkanının Başbakan olması... Ama, bizim getirdiğimiz öneri, kişilerden bağımsız olarak sistemin kendi içerisinde kontrol ve dengesini sağlaması, kişilerden azade olarak sistemin Türkiye'de bir yürütme krizi oluşturmamasına yönelik çok tarihî bir Anayasa değişikliğiyle bugün çok değerli milletvekillerimizin huzurunda ve milletimizin, inşallah, iradesine sunulacaktır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'deki bu hükûmet krizleri, esasen, Türkiye'nin bekasına, milletimizin birliğine ve beraberliğine kasteden birtakım süreçlerin de tetikçisi olmuştur. Burada aslolan, Türkiye'de yaklaşık on dört aylık hükûmet ömürlerinin olduğu, ara rejim hükûmetleri, azınlık hükûmetlerinin yaşandığı hükûmet krizlerinin tamamıyla ortadan kaldırılmasına yönelik bir öneri vardır. Bu önerimiz kuvvetler ayrılığını esas almaktadır. Halk iradesine dayanmaktadır. Seçim günü milletimiz hem Parlamentoyu seçecektir hem de akşam yürütme organını seçmiş olacaktır. "Hükûmet kuruldu mu? Benim partim acaba hükûmet olacak mı, olmayacak mı?" anlamında bir irade yerine, bir beklenti yerine, aynı gün hem Meclisi teşekkül ettirecek hem de yürütmeyi teşekkül ettirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde yasama çok güçlü bir hâle gelecektir. Değerli arkadaşlar, 1995'ten bugüne kadar yapılan yasama faaliyetlerinin yüzde 90'ının kanun tasarısı olarak geldiği yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Yani, burada, aslında, 276 anlamında, bir yürütme gücüne eğer kavuşursa milletvekillerinin yasama anlamında bir etkinliği, bir yasama faaliyeti yapmasına da imkân yoktur. İşte, geçtiğimiz hafta gensoru verildi. Bir yürütmenin güdümünde... Yürütmenin bir şekilde daha etkin olduğu bir sistem var. Bu, sadece Türkiye'ye özgü bir sistem ya da durum değil, parlamenter sistemin olduğu her yerde buna benzer öneriler, buna benzer durumlar vardır.

Değerli arkadaşlar, krizleri önleyen bir sistem öngörüyoruz, hukuk devletini güçlendiren bir sistem öngörüyoruz. Bakınız, 1'inci madde, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını öngören bir düzenlemedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin de ifadesini buraya... Ki CHP'yle, MHP'yle beraber yapmış olduğumuz çalışmada da mutabık kaldığımız maddelerden birisiydi, bu anlamda hukuk devletini güçlendirecek bir öneri değerli Genel Kurulun huzuruna sunulmaktadır.

Değerli arkadaşlar, sistemin doğası, Cumhurbaşkanlığı sisteminin doğası bölünmeyi değil birleşmeyi, bütünleşmeyi gerekli kılmaktadır çünkü yüzde 50+1'e ihtiyaç duyulan bir seçim sisteminde, seçim ortamında tek adamlık olmaz, kutuplaşma olmaz; uzlaşma olur, birleşme olur. Kaldı ki Anayasa değişiklik teklifimiz de, altı ay içerisinde, uyum yasalarıyla, Siyasi Partiler Kanunu, seçim kanunlarıyla, Meclis İçtüzüğü'yle de daha demokratik bir hâle gelmiş olacaktır.

Vaktim sona ermek üzere...

Değerli arkadaşlar, az önce CHP temsilcisi arkadaşımız da ifade ettiler, "Siz kendinize göre bir yargı oluşturuyorsunuz, bu makamlar geçici, yarın başkasının olur." şeklinde.

Değerli arkadaşlar, bizim teklifimizde yargı üst kurulunu, idari kurulu oluşturan üyeleri iki seçilmiş irade seçecektir; hem Meclis -ilk defa Meclise bu yetki veriliyor- hem de seçilmiş Cumhurbaşkanı. Bizim milletimizin iradesinden korktuğumuz yok. Milletimiz kimi seçerse seçsin biz İstiklal Marşı'nın dalgalandığı bu cennet vatanımızda şerefle yaşarız. Bu konuda bizim... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Süre tamamlandı Sayın Gül.

Teşekkür ediyoruz.

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Teşekkür ediyorum, sağ olun, hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)