Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:52
Tarih:06/01/2017


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli vekiller, üniversitelerdeki eğitim bir ülkenin hem dışa açılan penceresidir hem de aslında geleceğe uzanan bir yoludur. Ancak, ülkemizde üniversiteler maalesef siyasete alet olmaya başladı ve siyaset maalesef üniversitelerin içine bulaştı.

Sayın vekiller, akademisyen kolay yetişmiyor. Yaklaşık bir buçuk yıldır burada birlikte görev yapıyoruz, çoğunuz benim de bir akademisyen olduğumu biliyor ve aranızda da çok sayıda -her partide- akademisyen olduğunu ben de biliyorum. Akademisyen zorluklarla yetişiyor. İki yıl master yaparsınız. En iyi ihtimalle dört yılda doktoranız biter. Ardından eğer kadro varsa ve uluslararası yayın yapabildiyseniz yardımcı doçent olursunuz. En az üç yıl yardımcı doçentlik yapmadan doçentlik başvurusunda bulunamazsınız. Doçentlik sınavında iki ağır sınavdan geçersiniz, bazen bu birkaç yıl da sürebilir. En az bir üniversite ortamında beş yıl doçentlik faaliyetinde ders vermeden profesörlüğe başvuramazsınız -bunlar, bu söylediğim rakamlar en iyi ihtimallerle- ve sonunda profesör olursunuz, akademisyenlikte ilerlersiniz.

Sayın vekiller, ben hem bir anneydim hem bir akademisyendim. Akademisyen olmanın zorluklarından bahsettim size. Ben çocuğumu bebekken ayağımda sallarken bir yandan da ders çalışmak zorundaydım, kitap okurdum. Benim kızım evcilik oynamaya başladığında bebeğin böyle sallanacağını düşünüyordu: Eline kitabı alarak ayağında bebeği sallayarak. Çünkü bu bir yaşam biçimidir sayın vekiller. Bunları size niye anlattım? Akademisyen kolay yetişmiyor. Akademisyenler bu ülkenin geleceğidir. Bizler öğrenci yetiştirdik, araştırma görevlisi yetiştirdik ve bu amaçta emek harcadık, ülkenin geleceği için uğraştık.

Evet, şimdi geliyorum esas konuya. 15 Temmuz öncesinde de, 15 Temmuz sonrasında da üniversitelerde hiç de hoş olmayan durumlar hasıl oldu. Öncesinde rektörlük seçimleri, sonrasında o rektörün grubunda olmayan, oy vermeyen, seçime iştirak etmeyen kişilere ya kadro verilmedi ya da onların hiçbiri idari göreve alınmadı, uzak tutuldu. Hatta çoğu üniversitede, basından da bildiğiniz gibi, aynı kişi hem rektör yardımcısıdır hem dekandır hem enstitü müdürüdür hem yüksekokul müdürüdür. Neden, başka kişi mi yok? Hayır, "Bizim ekipten olsun, bizim etrafımızdaki insanlardan olsun." diye.

Zaman geldi, ki hâlâ da bu var, üniversitelerde birden fazla cemaat çarpıştı, aynı üniversitede birden fazla cemaatin bir savaşı sanki. Benim grubumdakiler, benim kadromdakiler, senin adamın, şunun adamı, bunun adamı derken eğitim her zaman son planda gelmeye başladı. Bakın, az değil, benim de üniversite ortamında yirmi yedi yıl altı aylık bir deneyimim söz konusu.

Sayın vekiller, durum böyle devam ederken aslında rektörlerin bu siyasi tutumları, bu cemaatçi tutumları, geldi bir gün Hükûmetin işine yaradı, hiç ilgisi olmayan bir OHAL KHK'sıyla rektörlük seçimleri bu sebep bahane gösterilerek maalesef kaldırıldı ve Cumhurbaşkanının inisiyatifine bırakıldı. Buradaki çözüm bu muydu? Hayır, değil. Ne yapılması lazımdı? Öncelikle bu mantıktan vazgeçmek lazımdı yani siyaseti üniversiteye sokma mantığından ve rektörlerin seçim sonrasındaki davranışlarının önüne geçilmesi gerekiyordu.

Rektörler sadece akademisyenlerle mi uğraştılar kadro vermeyerek, hatta kendilerine randevu bile vermeyerek? Hayır, kendi dönemlerinde görev yapan daire başkanlarını da tenzilirütbe yaparak başka görevlere, daha alt kademelere getirdiler. Onların yerini de, hiç liyakate bakmadan ve o göreve gelecek kişileri de bulamadıkları için maalesef vekâleten atamalarla geçiştirmeye çalıştılar. Benim üniversitem de bunlardan bir tanesi ve Türkiye'de çok sayıda bu örnekte üniversiteyi ben Sayın YÖK Başkanına da Sayın Bakana da verdim, ilettim.

Geldik 15 Temmuz sürecine. 15 Temmuz sonrasında, her yerde olduğu gibi bu kurumlarda da bir operasyon başladı. Sayın vekiller, suçluların cezalandırılması ne kadar önemliyse suçsuz insanların korunması da o kadar önemli. Bana göre, bu konuda yapılan en büyük hatalardan bir tanesi 15 Temmuz sonrasında üniversitelerde FETÖ operasyonları için tek yetkinin KHK'yla rektöre verilmesiydi. Bakın, YÖK'e bile değil, rektörler inisiyatif hâlindeydi, rektörün inisiyatifine bırakıldı bütün kararlar ve dendi ki: "Bize FETÖ'cü olarak şüphelendiklerinin listesini ver." Rektörler liste vermeye başladı. Görüştüğüm 14 rektörün ifadesini söylüyorum: Onlar 30-35 tane isim verdikleri zaman yeterli olmadı, "Daha fazla olmalı." diye bir bilgi geldiği zaman kendilerine, bu sayıyı 90'a, 100'e çıkarttılar. Uzaktan yakından -olabilir, olmayabilir- herkesin ismini verdiler. Kimisi kendisine oy vermeyeni de verdi, kimisi gerçekten şüpheli olanı da verdi ama kimisi de "Biz bu sayıyı artıralım da sonra bana da 'FETÖ'cüleri koruyor.' demesinler." diye çekinerek verdi. Ardından incelemeler başladı, hiçbiri birisini tutmuyor sayın vekiller, bir üniversitedeki uygulama diğerini tutmadı. Kiminde komisyon var, kiminde komisyon bu kişileri çağırdı, davet etti, soruşturdu; kimisinde hiç çağırmadı; kimisi önce açığa alındı, sonra ihraç edildi; kimisi direkt ihraç edildi; kimisi sebebini biliyor, işte, bir Bank Asya hesabı varmış ya da bir dershane ya da bir byLock... Tabii ki byLock, tamam, ona bir şey demiyorum ama kimisi de sebebini bile bilemedi veya sebep gösterilen şeyin aslında ona ait olmadığını ifade de edemedi. Ben burada suçlular da olduğunu biliyorum ama çok sayıda suçsuzun olduğunu da biliyorum. Dendi ki: "Bir daha gözden geçirilecek." Ne oldu? Yeni bir komisyon kuruldu bazı üniversitelerde, bu da rektörün inisiyatifinde. Ha, bu arada unutmadan da söyleyeyim, rektörler kendilerine ihraçtaki ve açıktaki öğretim üyeleri geldiği zaman -eğer randevu verip konuşma tenezzülünde bulunmuşlarsa- dediler ki: "Biz bilmeyiz; haşa, bizimle ilgisi yok, YÖK'ten geldi." Ama YÖK'ten gelmediğini biz biliyoruz çünkü YÖK'e rektörlerin imza attığı kişilerin isimleri gidiyor. Ardından ne oldu? Yeni komisyonların kurulduğu ifade edildi bazı üniversitelerde, aynı kişiler dosyaları buradan aldılar, bu tarafa koydular. Bakın, gerçek suçluları tespit ettilerse son derece iyi bir şey ama onların içerisinde suçsuzlar varsa bunun gerçekten vebali çok büyük. Bu ülkede akademisyen kolay yetişmiyor ve artık, akademisyenler -kaçabilseler- kaçmayı bile düşünüyorlar, bu çok yazık bir durum.

Sayın vekiller, şunu hep söyledim Sayın YÖK Başkanına da, bütün ilgililere de: "Rektörlere ne kadar güveniyorsunuz?" dedim. Yani, bazen bakıyorum, o rektörün kendi ekibinde, yönetiminde bir tane FETÖ şüphelisi yok ama hep önceki dönemlerden var. Bazen bakıyorum -biz de o camiadan geldik- "Bu garanti FETÖ'cüdür." dediğimiz kişi yerinde oturuyor ama diğerleri gitmiş, olmayacağını düşündüğümüz kişiler. Bunun için, ısrarla söyledim, dedim ki: "Rektörleri de bir mercek altına alın." Ve rektörlerin her yaptığı veya her listeye koyduğunun FETÖ'cü olduğunu söylemek mümkün değil sayın vekiller. Burada tekrar gözden geçirme yapılması lazım. 15 Temmuz sonrasındaki açığa alınanlar... Açığa alınanlar da hâlen bekliyor bu arada çünkü rektörler bazı şeylerin, gerçekten, hesabını da veremiyorlar. Şunu da söyleyeyim: Bu operasyon başlamadan önce bazı rektörlerin "Sen, sen, sen emekli ol çünkü ben seni koruyamam." dediklerini de biliyoruz, örneklerini de size verebilirim.

Bu nedenle, bu komisyonun kurulması ve haksızlığa uğrayanların araştırılması ve rektörlerin bu görevleri ne kadar sağlıklı yaptığının incelenmesi de gerekiyor değerli vekiller. Bu bizim sorumluluğumuzda, bunun vebali ağırdır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)