Konu:Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:50
Tarih:04/01/2017


Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 9'uncu maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ Hükûmetinin 2001 yılında yaşanan ekonomik ve siyasal krizden yararlanarak tek başına iktidar olduğu ve bu iktidarını sürdürmek için referans aldığı bütün planlamalar, artık büyük bir çöküşün eşiğine gelmiş ve sürdürülemez bir durum olarak ortadadır. Bu torba tasarısı da bu çöküşün ekonomideki resmiyete dökülmüş hâli olarak karşımızda durmaktadır. Yapılan bu düzenlemeler işçinin, emekçinin, memurun, vergisini ödeyen vatandaşların sorunlarını düzenlemek yerine, sermayenin içine düştüğü çıkmazı aşmak üzerine kurgulanmakta, bunun yükünün de yine vatandaşın üzerine yüklendiğini görüyoruz.

Normalde yatırım teşvik belgesine bağlı olarak inşaatlarla ilgili yüklenen katma değer vergilerinin iadesi yapılmamaktadır. Yapılan düzenlemeyle KDV'nin iadesi öngörülmektedir. Bu düzenlemenin artık doygunluk seviyesine ulaşmış ve kıpırdamaz hâlde duran inşaat sektörünü canlandırmak için yapıldığını da açıkça görmekteyiz. Burada KDV iadesi olarak öngörülen kısım, işletmeler üzerinde yük olarak görülen kısımdır aslında. TÜİK'in Kasım 2016 verilerine bakıldığında İnşaat Sektörü Güven Endeksi bugüne kadarki en büyük düşüşünü yaşamış, yüzde 6,9 oranında azalarak 75,75 değerine inmiştir. Kontrolsüz bir şekilde bugüne kadar genişleyen inşaat sektöründeki kriz, sadece yasa çıkarılarak düzeltilemez. Sektöre yönelik yapısal sorunlar doğru bir biçimde belirlenmeden, vatandaşlarımızın sahip olduğu sosyal haklar için gerekli düzenlemeler yapılmadan, işçi sağlığı ve güvenliği konusunda doğru adımlar atılmadan sadece rant odaklı politikalar sonuç vermeyecektir.

Değerli milletvekilleri, bakın, daha dün, 2017'nin ilk günlerinde İzmir'in Aliağa ilçesindeki bir fabrikada demir eritme kazanının belirlenemeyen bir nedenle patlaması sonucu 1 işçimiz hayatını kaybetmiş, 3 işçimiz ise yaralanmıştır. İşçi sağlığını değil de işi önceleyen politikaların bedelini yine maalesef vatandaşlarımız ödemektedir.

Üzerinde konuşmak istediğim diğer bir konu da, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarrufu ve Yatırım Sistemi Kanunu. Bireysel emeklilik sistemi AK PARTİ Hükûmeti tarafından, gelişmiş Avrupa ülkeleri de örnek gösterilerek olumlu bir şeymiş gibi sunulsa da sosyal güvenlik sisteminin tasfiye edilmesinin bir başka adıdır aslında. AK PARTİ Hükûmeti, Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal devlet ilkesini yok etmek için çabalarını yoğunlaştırmıştır.

Sosyal bir devlette, çalışanların kendi emekleri üzerinden zorunlu bir biçimde bir sistemin içine dâhil edilmesi nerede görülmektedir? Sistemin çarklarının dönmesi adına, sermayeye ciddi bir kaynak yaratmak adına sosyal güvenlik ve sözleşme hürriyeti yok sayılmaktadır. Zira Anayasa'nın 60'ıncı maddesindeki "Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir ve devlet, güvenliği sağlayıp gerekli teşkilatı kurmakla yükümlüdür." hükmüyle sosyal güvenlik hakkı çok açık olarak tanımlanmaktadır. Sosyal devlete düşen görev, vatandaşları bireysel emeklilik sistemine zorunlu dâhil etmek değil, çalışanların mevcut durumda primini ödediği sosyal güvenlik sistemini iyileştirmek ve bunu geliştirmektir. İşçilerin, emekçilerin ihtiyacı, zorunlu bireysel emeklilik sisteminden ziyade, parasız ve nitelikli, sağlıklı ve sosyal bir güvenlik hakkıdır.

Devlet katkısıyla bireysel emekliliklerin dayatılması, devlet kesesinden özel sigortaların finansmanı demektir. Oysaki, devletin vergi gelirlerinin önemli bir bölümü ücretlilerden sağlanmaktadır. Emekçiden zorla kesilen paralarla, vergilerle sermayeye kaynak yaratılması, ekonomideki durgunluğun bu şekilde aşılmak istenmesi kabul edilebilir durum değildir. İlla tasarruf oranları artırılmak isteniyorsa, bunun çaresi, büyüme programlarıyla değil, kalkınma programlarıyla olmalıdır. Zorla tasarruf olmaz. Tasarruf yapılacaksa vergide adalet sağlanır, çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi toplanır, "vergi barışı" adı altında büyük sermaye kesimlerine, yandaşlara milyarlarca lira vergi affı getirilemez.

Değerli milletvekilleri, bu sistemin istismara açık olduğu, herkes tarafından bilinmektedir. Bu nedenledir ki, yapılması gereken, devlet katkısı alanının düzenlenmesi değil, sosyal devlet ilkesine bağlı kalarak zorunlu bireysel emeklilik uygulamasından ve devlet katkısından vazgeçilmesi, kamu kaynaklarının israf edilmemesidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)