Konu:Hdp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:50
Tarih:04/01/2017


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; HDP'nin araştırma komisyonu kurulması yönünde verdiği grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu anda konuştuğumuz konunun mevzu olduğu tarih ne zaman? 1999, 57'nci Hükûmet, rahmetli Bülent Ecevit'in Başbakanlığında Anavatan ve Milliyetçi Hareket Partisi var.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Ne zamana kadar?

VURAL KAVUNCU (Devamla) - Dönemin Sağlık Bakanı 1999 yılında Osman Durmuş, Müsteşar Sayın Haluk Tokuçoğlu ve -önergede ismi geçtiği için- Suat Duranay da o dönemde Bilgi İşlem Genel Müdürü.

Buraya çıkan Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsü, değerli hocam, değerli arkadaşım, değerli meslektaşımın elektrik, mazot, su paralarının yüksekliği yerine, konu sizin döneminizin yani kendi partinizin bakanıyla alakalı olan bir konu, keşke bunları anlatıyor, keşke bunlara cevap veriyor olsaydınız, bir kelime etmediniz yani öncelikle bunu ifade edeyim. Yani, sizden beklentimiz buydu ama bizim vicdanımız var; bununla ilişkili kendi vicdanımızla doğru bildiğimiz konuları biz aktarırız, sizin adınıza da sizlerle ilişkili neyse o konuyu aktarırız.

Halkların Demokratik Partisi sözcüsü, bu grup önerisinin sahibi, beş dakika farklı konularda görüştü ve konuştu; diğer beş dakikalık konuşmasında da bazı bilgileri çarpıtarak... Bazı bilgiler konusunda da benim birazdan vereceğim cevaplar da var, onlarla ilgili bilgi vereceğim.

Cumhuriyet Halk Partisi değerli sözcüsü ise benim âdeta konuşmamı yönlendirmek yani başka sağlık politikalarıyla ilgili... Bunları konuşuruz, bunlarla ilgili çok da konuştuk, anlatırız da. Tabii ki hava ambulanslarımızı anlatacağız. Niye anlatmayacağız? Tabii ki nüfus cüzdanıyla bütün hastanelere gittiğimizi anlatacağız. Tabii ki dönemlerinizde, eskiden bağını bahçesini satıp da ameliyatlara giren hastaların bu dönemde dualar ederek tedavi gördüklerini de anlatacağız. Ama, on dakikalık konuşmanızdan, sizin niye grup önerisinin lehinde bir tercihinizin olduğunu da doğrusu anlamadım. Bir tek cümle ettiniz, başka bir cümle yok: "Çok ciddi iddialar var." Ama, ben size konuyla ilgili bilgileri aktarayım.

O dönemde, Bakanlık, bilişim ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla bir dernek kuruyor, doğrudur ve şu anda aldığım bilgiler tamamen Bakanlığın eski bürokratlarından aldığım bilgiler. O dönemde, kamuda olan TELEKOM'la yaygın bir internet servisi kurmak için bir anlaşma yapmaya çalışıyor fakat o dönemdeki mevzuat, diyor ki TELEKOM: "Ben kamuyla bu anlaşmayı yapamam, özel bir kurum olması gerekiyor, özel bir limitet şirket olması gerekiyor." ve bu amaçla kurulduğu söyleniyor. O dönemde, gene derneğin 39 payı, 1 payı da o dönemdeki genel müdürün, bürokratın payı olmak üzere bir şirket kuruluyor. Bu şirket -doğrudur- diyor ki: "Bütün hastanelerden bana 500 dolar bir para gönderin ve ben bununla ilgili sizinle bir anlaşma yapacağım. Size yazılım üreteceğim ve size yazılım vereceğim." Yaklaşık 490 civarında hastaneden de bu 500 dolarlar alınıyor. Fakat, bu dönemde kamuoyunda oluşan tartışmalar ve birtakım mülahazalar nedeniyle Bakanlık gene bundan vazgeçme kararı alıyor...

AHMET YILDIRIM (Muş) - Niye?

VURAL KAVUNCU (Devamla) - ...ve bu 500 dolarları, bütün hastanelerden aldığı paraları o dönemde tekrar geriye gönderiyor. Başka bir şey yapıyor: Ege Üniversitesinin yazılım şirketinden 9 mühendisle anlaşma yapıyor ve "Bana yazılım üretin, ben kendi yazılımımı yapayım ve bununla ilgili bağlantılarımı kurayım." diye bir politika yürütüyor. Gene Osman Durmuş döneminden bahsediyorum. Gene aldığım bilgilere göre, burada çok afaki paraların ödendiğine ilişkin bilgi yok. Yaklaşık 1.500 dolar ile en fazla 2.500 dolar arasında bir maaşla 9 mühendis birkaç tane yazılım üretiyor. Bunlardan hastane bilgi sistemi yazılımı 9 tane hastaneye ücretsiz olarak kuruluyor ve orada, bu hastanelerle, ücretsiz kuruluyor ama "bakım hizmeti" adı altında bir hizmet anlaşması yapılıyor. Hastaneler bakım hizmeti parası ödüyorlar ve bununla da o 9 mühendisin çalışmaları tamamlanıyor.

Gene, benim bürokratlardan aldığım bilgi, o dönemde Avrupa fonlarından alınıp bu şirkete aktarılan para olmadığı yönündedir. Fakat, daha sonra, bu anlaşmalar gene ekonomik koşullarda oluyor. Numune Hastanesinde örneğin, o zamanki parayla 4,5 milyar lira bakım alınırken çok daha düşük paralarla anlaşmalar yapılmış. Şimdi, fakat, bu dönemde gene tartışma oluyor, Bakanlık kendini teftiş ediyor ve kendi, kamuoyunun hassasiyetleri nedeniyle de bunu tasfiye etme kararı alıyor ve satışa çıkarıyor; gazeteye ilanlar veriyor, bahsettiğiniz satış işlemleri gerçekleşiyor.

Nakitler boşalmış mı, boşalmamış mı, onunla ilgili benim bir banka hesabını inceleyecek bilgim yok ama Maliye Bakanlığının bu dönemde teftişleri oluyor. Defalarca bu konuda davalar açılıyor; davalarda, yargıda bu konuda incelemeler yapılıyor. Fakat, şu ana kadar bununla ilişkili davalarda yolsuzluk yapıldığına dair elde bir bilgi yok, Maliye Bakanlığının ve muhasebenin kayıtları.

Bizimle ilgili konu nedir? AK PARTİ iktidara geçiyor, o dönem Recep Akdağ gene bu anlaşmaları veya konunun hassasiyetini tartışmayı tekrar gözden geçiriyor ve şöyle bir karar alınıyor; bu 9 tane hastaneye ve diğer hastanelere: "Biz artık, bu hastane bilgi sistemiyle ilişkili anlaşmayı, bakım anlaşmasını yapmayacağız." deniyor. Yazılım, yazılımın ruhsatı Bakanlığa aittir fakat şirketin mal ve diğer unsurları o diğer bahsettiğiniz şahsa, Sedat Sayımlara geçmiş oluyor. Fakat, Sedat Sayımlar bundan dolayı dava açıyor, diyor ki: "Bakım anlaşması burada devam eden bir hastane, siz bunu devam ettirmiyorsunuz. Ben bunu devam edecek diye almıştım, dün ben zarara girdim, mağdur oldum." Fakat, bu davaların tümü Sağlık Bakanlığı, idare lehine sonuçlanarak bu noktada bir şahsa hak verilmemiş oluyor.

Şimdi, bu dönemde Sağlık Bakanlığında yani Recep Akdağ döneminde herhangi bir ticari girişim yapmamışken, bir mal alıp satmamışken, herhangi kimseye ödeme yapmamışken, bir ilginiz yokken bununla ilişkili "Korunuyormuş.", sanki "Yolsuzluğa göz yumuluyormuş." tarzındaki ifadelerin tamamı afaki cümlelerden, herhangi bir altyapısı, herhangi bir belgesi olmayan sözlerden oluşmaktadır. Bununla ilişkili geçmiş dönemlerde yapılan incelemeler, mahkeme kayıtları, yargı kayıtları, Maliyenin denetimlerinin tümüne ulaşırsınız.

Bununla ilişkili bir konuyu da düzelteyim. Yine, bir Alman firmasının hibe aldığıyla ilişkili olan konu var, daha önce galiba sizin bir önergenize de konu olmuş, onu gördüm. Burada hastane bilgi sistemi değil alınan, kronik hastalık yönetimiyle ilişkili o dönemde bir program alınıyor. Yalnız, bu programı Almanya kendisi yapıp getirmiyor; yine bu 9 mühendisin çalıştığı kurumdan, parayı ödeyerek onlardan satın alıyor ve aldığı da doğrudan Bakanlığa hibe ediliyor. Ama Bakanlık şu anda net olarak, bu bilgi sistemini, yazılımı kullanmıyor, kullanmadı, buradan edinilen bilgileri de herhangi bir şekilde yurt dışına vermesi ve devletin mahremiyetine herhangi bir halel getirmesi de söz konusu değil.

Ama şimdi, ben burada bazı iddialarınızla ilişkili birkaç konu söyleyeceğim. Bir kere, "Kamu-özel iş birliğiyle ilişkili Sayın Bakan olumlu bakmıyordu." Bizzat Sayın Bakanın kendi projesidir, kendisi bizlere anlatmıştı ilk döneminde ve bununla ilişkili, ülkemizin çok önemli bir açılımı olduğuna inanıyoruz.

Bir parantez açayım, "İşte, hastaneler arasında ayrım." dediniz, doğrusu, ben bunu size yakıştıramadım yani böyle bir şeyi içtenlikle söylediğinize inanmıyorum. Bunun bilgi ve belgesini getirmediğiniz müddetçe de size çok yakıştıramadığımı söyleyeyim. "Etlik'te, Bilkent'te farklı kişilere veriliyor da, farklı özellikte hastalara göre yapıyor." ne demek? Gelin, Kütahya'da -kamu özeli bırakın- yeni rehabilitasyon hastanesi açtık, size bir hastanenin özelliğini, Kütahya'daki vatandaşlarımıza nasıl hizmet verdiğimizi gezdirip gösterelim de o zaman bu sözlerinizi belki bir parça geri almak zorunda kalırsınız.

Kamu-özel iş birliğiyle ilgili burada Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini tartışacak değilim, çok net biliyoruz. Bunlarla ilişkili başka mekânlarda tartışırız ama bir nokta var, bunu lütfen Kütahya'daki temsilcilerinize de iletin. Kütahya'da şehir hastanesinin ihalesini yaptık fakat Kütahya'daki şehir hastanesiyle ilişkili sizin Anayasa Mahkemesine yaptığınız başvuru yüzünden de kalan bir gecikme söz konusu. Yereldeki temsilcileriniz sizin gibi söylemiyor yani "Biz şehir hastanesine bu şekliye karşıyız, Kütahya şehir hastanesine karşıyız." demiyor ama bize diyorlar ki: "Temel atamadınız, geciktiniz, yalan söylediniz." Onun için, lütfen, şehir hastanesi konusundaki bilgileri ve karşı duruşunuzu Kütahya'daki temsilcilerinize de aktarın.

Yüzde 70 doluluk oranı. Bu, şu anda kamu-özel ortaklığı sisteminde finansal olarak ortaya konulması gereken bir model. Yalnız, bu neye göre belirleniyor, hiç baktınız mı? Şu andaki mevcut hastanenin işleyiş düzeninde 100 tane poliklinik yapıyorsa bunun yüzde 70'inden bahsediyoruz. Yani, temelde bunun sanki dolmayacağı, birilerine fazladan para verileceği yönünde bilgiler var.

Son olarak kumarhane ve hastane ilişkisi yönündeki yakıştırmanızı da çok yakışıksız buldum.

Biz AK PARTİ Grubu olarak bu önergenin aleyhindeyiz. Şu anda görüşmemiz gereken bir torba yasamız var, sonra Anayasa'yı konuşacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)