Konu:Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:45
Tarih:22/12/2016


Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) - Öncelikle, 16 yiğit evladımıza Allah'tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum.

Sayın Meclis, bizi bu saatte izleyen değerli TRT 3 seyircilerine burada ne olupbittiği konusunda kısaca bilgi vermek istiyorum. Şu anda bu Meclis çalışmalarımız bir tarafta yürürken yukarıda Anayasa Komisyonu harıl harıl çalışıyor ve yiğit Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız bu Anayasa'nın Meclise gelmemesi için orada direniyorlar. Niçin direniyorlar? Çünkü darbeler dönemi hâlâ devam ediyor. Anayasa'yı çiğneyip fiilî duruma uygun hâle getirmek aslında bir darbe yöntemidir. Bu teklif 12 Eylül, 12 Mart darbecilerinin dahi vermedikleri yetkiyi bir kişiye verme projesidir. Aslında bu süreç de bir dizi darbe sonucu ortaya çıkmıştır. Önce, saray darbesiyle seçilmiş Sayın Başbakan Davutoğlu devrilmiştir. Ardından gelen 15 Temmuz darbe girişimi ortak bir direnişle püskürtülmüştür. Ancak, buradan güçlü bir demokrasi ittifakı çıkarmak yerine iktidarın otoriter rejim fırsatçılığı ortaya çıkmıştır. 20 Temmuz darbesiyle olağanüstü hâl rejimi kurulmuştur. Son olarak, her darbede olduğu gibi 20 Temmuz darbesinde de kendi anayasasını yapmak üzere bu diktatörlük anayasası bize dayatılmaktadır. Yetkili ama sorumsuz, hesap vermeyen bir Cumhurbaşkanı. Nasıl? Bakın açıklayayım: Dayatılan bu anayasayla yürütme yetkisi doğrudan ve tamamen Cumhurbaşkanına veriliyor; Başbakanlık, Bakanlar Kurulu kalkıyor. Cumhurbaşkanı istediği bakanı istediği gibi atayacak veya azledecek. Hükûmet, tamamen Cumhurbaşkanına bağlı olacak. Bakanlar ve Hükûmet için artık Türkiye Büyük Millet Meclisinin güvenoyu vermesi gerekmiyor. Hükûmeti denetleyecek gensoru kurumu kaldırılıyor. Bakanlar, sadece ve sadece Cumhurbaşkanına hesap verecek, ama Cumhurbaşkanı Meclise hesap vermeyecek, ne Meclisin ne de başka bir kurumun hesap sorma hakkı olmayacak. Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını, istediği gibi Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle düzenleyebilecek; bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, disiplin işlerini düzenleyecek, ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak ama kendisi hesap vermeyecek ve denetlenilmeyecek. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükûmet yetkililerinin tamamını ve hatta fazlasını kullanabilecek ama yargılanması neredeyse imkânsız hâle gelecek. İşlediği suçlar için 600 milletvekili üzerinden salt çoğunlukla 301 imzayla soruşturma istenebilecek, ancak 360 oyla soruşturma açılacak, 400 oyla da Yüce Divana sevk edilebilecek. Bu, mümkün mü sizce? Cumhurbaşkanı yardımcıları veya bakanları suçları için de aynı kural geçerli. Şu anda Başbakan ve bakanların soruşturulması, Meclisin sadece yüzde 10 imzasıyla, 55 vekille istenebilmektedir. Ancak salt çoğunlukta 276 oyla Yüce Divana sevk edilmektedir, şu andaki uygulama. Bu düzenleme, hem Cumhurbaşkanını hem yardımcılarını hem de bakanları neredeyse yargılanamaz ve dokunulamaz hâle getirmiştir. Doğrusu, 276'dan 400'e çıkarılması akla şunu getiriyor: Nedir bu korku? Ne gerek var buna dedirtiyor. Cumhurbaşkanı, madem başbakan ve bakanların yetkileriyle hatta daha fazlasıyla donatılıyor, o zaman cezai sorumluluğu da en azından onların şu andaki sorumluluklarına denk olmalıdır.

Hem Cumhurbaşkanlığı hem parti başkanlığı yapacaksınız, parti başkanı olarak hem bürokratları atayacak hem Millî Güvenlik Kuruluna başkanlık yapacaksınız hem Hâkimler Yüksek Kurulu üyelerini hem Anayasa Mahkemesini, Danıştay üyeleri ile Yargıtay başsavcısını, başsavcı vekilini atayacaksınız hem milletvekillerini belirleyeceksiniz hem de devletin ve milletin birliğini temsil edeceksiniz. Nasıl olacaksa? Hukuk olacak guguk.

Hem tarafsızlık üzerine yemin edeceksiniz. Cumhurbaşkanının yemin etmesini düzenleyen 103'üncü madde oysa duruyor orada, aynen duruyor. Nasıl tarafsız olabileceksiniz?

Cumhurbaşkanı seçimi, Meclis seçimiyle aynı gün yapılacak, böylece, parti başkanı olan Cumhurbaşkanı aynı zamanda milletvekili adaylarını da belirleyip kendine uygun tam bir kadroyla yasamayı belirleyecek. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkararak yasama yetkisi kullanacak, Meclisi işlevsiz hâle getirip ülkeyi Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yönetecek; Meclisi istediği zaman, hiçbir gerekçe göstermeden feshetme yetkisine sahip olacak, kendi seçimiyle birlikte. Cumhurbaşkanı, bu kararı tek başına verebilirken Meclis, 360 oyla Cumhurbaşkanının görevine son verebilecek. 1924 yılında Meclisin Atatürk'e dahi vermediği fesih yetkisine sahip olacak. Yargıyı dizayn edecek. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 12 üyesinden 6'sını doğrudan o seçecek, "Diğer 6 üyeyi ise siz seçin Mecliste." diyecek, 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12 üyesini yani yüzde 80'ini bizzat kendisi seçecek beyefendi, 3 üyesini de lütfedip, Meclise "Siz seçin." diyecek. Alın size adalet! Yargıtay cumhuriyet başsavcısı ve başsavcı vekilini tek başına seçecek, Danıştay üyelerinin dörtte 1'ini tek başına seçecek, denge ve denetimin en önemli unsuru olan bağımsız yargı yok edilecek ve halkın seçtiği vekillerin yok sayıldığı, denetim yetkisi sıfırlanmış, itibarsız bir Meclis hâline getirileceğiz.

Gensoru ve güvenoyu kurumu yok. Meclisin, Hükûmet üzerinde ne kurulurken ne görevi sırasında ne de bakanlığın işlemlerini denetleme yetkisi de yok. Meclis soruşturmasının şartları ise çok ağırlaştırılmış, ancak 400 oyla Yüce Divana sevk edilir hâle gelecek. Meclisin en önemli yetkisi olan kanun yapma yetkisi sınırlanıyor arkadaşlar. Cumhurbaşkanına kararname yoluyla aynı alan açılıyor, artık bizim burada toplanıp da kararname çıkarmak gibi bir lüksümüze gerek yok, Sayın Cumhurbaşkanı bunları tek başına yapabilecek yetkiye sahip; veto da edebiliyor istediği kanunu, aynı kanunu salt çoğunlukla çıkarması gerekse bile Meclisin denetleyemediği Cumhurbaşkanı tarafından alınan kararlar feshedilebiliyor. Fesih için gerekli hiçbir özel şart yok yani Meclisi Cumhurbaşkanının feshetmesinden bahsediyorum arkadaşlar, halkın seçtiği Meclisi Cumhurbaşkanı, hiçbir şart göstermeden feshedebiliyor. Meclisin Cumhurbaşkanını seçime götürmesi ise üçte 2'ye bağlı.

Arkadaşlar, bunun adı, bölünmenin altyapısını hazırlamaktır. Cumhurbaşkanına, kararname çıkararak merkezî idare kapsamında bölgesel yönetim birimleri, bölgesel yapılar, bölgesel kamu kurum ve kuruluşları oluşturabilme yetkisi veriyor. Bu, federasyona geçiş hazırlığıdır; bu, bölünmenin yolunu açar.

Peki, bu anayasa geçerse ne olur? Bu anayasayla yaratsak yaratsak bir diktatör yaratırız. Her şeye dokunan ama kendisine dokunulmayan bir diktatör ortaya çıkar. Demokratik rejimden tamamen ayrılıp otoriter bir rejim kurulur. Hiçbir vatandaşın can, mal ve hukuk güvenliği kalmaz. Her kişi, kurum ve kuruluş tek bir kişinin, bir diktatörün vicdanına terk edilir. Yönetenleri denetleyecek hiçbir üst kalmaz. Devlet yönetiminde ve ülkede zorbalık hâkim olur. Bir kişi, hem Hükûmet hem Meclis hem mahkeme olur. Yasama, yürütme, yargı bir tek elde toplanır. Seçimlerde sınırsız örtülü ödeneğiyle istediği parayı harcar, kamu kurum ve kuruluşlarının başına bürokrat ve hamilerini partisinin il, ilçe başkanı gibi çalıştırır. Devletin bütün imkânlarını, uçağını, aracını seçimlere alet eder. Bunun adına da "Demokratik seçim yapıyorum." der. Etkisiz, yetkisiz, âciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkar. Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz.

Son olarak, genç şehitlerimiz için... "Toprak utandı, su utandı, bahar kokulu çocukları yıkayıp gömmekten."

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)