Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:45
Tarih:22/12/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Şehitlerimizin huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Önerge üzerindeki değerlendirmeleri yapmadan önce, bugün Genel Kurulun girizgâhtaki gündeminin genelini oluşturan Fırat Kalkanı'nın Türk milleti için ne kadar önemli olduğunu, Türk devletinin bekası için ne anlam ifade ettiğini çok iyi anlamak ve anlatmak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, iktidar muhalefet fark etmeksizin, Türkiye'nin yoğun bakım şartlarından geçtiğini ve bu olağanüstü şartlar içerisinde millî birlik beraberlik içerisinde, seferberlik ruhuyla hareket etmek gerekliliğini sadece sözlerde değil, uygulama ile eylemde her alanda göstermekle mükellefiz. Bugün itibarıyla Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'nin hazırlamış olduğu kamuoyu açıklamasını dikkatle takdirlerinize sunuyorum, görmeyenlerin mutlaka okumalarını öneriyorum.

Oradan hareketle, Fırat Kalkanı operasyonuna karşı millî birlik ve beraberlik ve millet iradesinin, Türkiye'deki, PKK'ya karşı verilen, FETÖ'ye karşı verilen mücadelede olduğu kadar kamuoyu desteğini arkasına alması bir zarurettir arkadaşlar. Türk askeri oraya normal şartlar altında gitmedi; Basra Körfezi'nden Akdeniz'e uzanan, kantonlar hâlindeki, kurulmak istenen, "Kürt devleti" diye anılan terör şebekelerinin, adına kurban olacakları Türk halkını istismar edenlerin terörist faaliyetlerine engel olmak ve insanlık için büyük bir tehlike olan, önce "IŞİD", sonra "DEAŞ" denilen o canileri oradan söküp atmak için gitti. Tarihin sorumlulukları Türk'e hep bu vazifeyi vermiştir, Türk de gereğini yapmıştır. Bugün Türk askeri aynı sorumlulukla oradadır. Siyasete düşen, Hükûmete düşen, bizlere düşen görev, Fırat Kalkanı operasyonunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin oraya ne için gittiği konusunda kamuoyu desteğini yeteri kadar arkasına alabilecek çalışmalar yapmak. Bakın, hepimizin gördüğü bir durum var, Suriyelilerle ilgili, Türkiye'de misafir olan bu vatandaşlarla ilgili kamuoyunda büyük bir hoşgörü vardı ama şimdi, inceden inceden fitne fesadın da harekete geçmesiyle, "Suriyeliler bu memlekete gelecekler, güllük gülistanlık yaşayacaklar, devlet onlara bakacak, bir kısmı gülüp eğlenecek sahilde, cazda, barda, pavyonda -ki bunun örnekleri özellikle Mersin bölgesinde çok acı bir şekilde yaşanıyor- benim askerim de onlar için orada mı ölecek?" diyecek. Böyle bir şey yok ama böyle olmayan algıyı kamuoyuna pompalayarak fitne sokmak isteyenlere karşı Fırat Kalkanı operasyonunun Türk millî güvenlik meselesi olduğu ve bugün Ankara'da, bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisinde huzurla hareket edebilmenin vazgeçilmezinin bir gereği olduğu ve bunun bununla da sınırlı kalmayarak El Bab sonrasında Afrin'e ve Menbic'e kadar devam etmesi gerektiği, özellikle Afrin'in temizlenmeden o bölgeden çıkılmaması gerektiği mutlaka ve mutlaka vurgulanmalıdır. Ve bölgedeki yerel unsurlarla ve o bölgedeki Türkmen damarıyla da münasebet içerisinde, bu yerel güçlerin o bölgede tampon bir vaziyet alması gerekir.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak vaktinde şunları söyledik, evet söyledik, doğru; Suriye tamponuyla alakalı ilk uyarıyı MHP Genel Başkanı yaptı, doğru ama biz geçmişin defterini karıştırarak bugünkü hâlin hesabını soracak gün olmadığı, Türk devletinde bir kriz, toplumun içerisinde bir kaos hâlinin her an mümkün olduğu gerçeğine göre siyaset yapıyoruz. "Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben." anlayışının bugünlerde sözde değil özde sınavının verildiği günleri yaşadığımızın idrakindeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu, sayın milletvekilleri ve başta Sayın Genel Başkan olmak üzere bu bilinçle hareket ediyor; bu bilinci besleyen ve destekleyen Milliyetçi Hareket Partisinin tüm teşkilatları da aynı duyarlılıkla hareket etme olgunluğunu gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, bugün, cezaevinde mağduriyet yaşayan, hasta olan, gerçekten, insan olmanın gereği, hastalık kimliği ve mahkûm kimliğini bir arada taşımakta zorlanan insanlar vardır, doğrudur. Onlara şifa diliyorum öncelikle. Bu konuda, Cezaevi İnceleme Alt Komisyonuna gelen müracaatlar yerinde değerlendirilerek birtakım temaslarda bulunuldu. İnanıyorum, bu Komisyonun yetkilisi, iktidar partisi grubu adına çıkacak olan arkadaş bunların hepsini anlatacaktır. Bunu değerlendirirken mahkûmiyet kültürünün, cezaevi kültürünün, zindan kültürünün insanlık tarihi kadar eski olduğu gerçeğini bilmek ve hatırlamak lazım ve "zindanlar, mahpushaneler, mahpuslar, cezaevleri" kavramlarının üzerine çok değişik felsefe metinleri, değişik efsane metinleri ve dahi türküler, şarkılar oluşarak bir kültür oluşturmuştur. Toplumun, devletin genel uygulamalarına karşı uyum gösteremeyen ve toplumsal normların ve yasal sınırların dışına çıkanların mahkûmiyetle rehabiliteleri ve daha sonra da topluma yeniden entegrasyonu konusunda insanlık çok erken zamandan bu tarafa bu uygulamayı yapmaktadır.

"Zindana atılmak" terimi benim ilk etapta dikkatimi çeken bir kavramken bugün yakıp yıkılan Halep Kalesi'ni o güzel günlerde gezerken ve bir kültür etkinliği yaparken Halep Kalesi'nin zindanını gördüm ve zindanda yukarıdan aşağıya bir boşluk olduğunu ve o boşluktan aşağıya, zindana mahkûmların atıldığını ve değişik ihtiyaçların oradan giderildiğini. Şimdi, zindana atılmaktan, mahpus olmaktan neredeyse otel konforunda, hayat standartlarının temel insan ihtiyaçlarına göre örüldüğü bir noktaya gelinmiştir. Yani, yiğidi öldür, hakkını inkâr etme. Yerinde gördüklerimizle beraber, Türkiye Cumhuriyeti devleti, insan hakları ve hukukunun standartları ve cezaevi konforu noktasında özel bir gayret içerisinde. Yani bugünkü Hükûmetle sınırlı tutmuyorum, bu bir birikimdir, o birikimin tekamülüyle buraya kadar gelmiştir. Ama cezaevlerini, bir şekliyle, siyasal arka bahçe, ideoloji ve kamplaşmanın birimi yaparak kendilerine hâkimiyet alanı kurup oradan bir alan açmaya çalışanlara da devletin en kararlı tavrı, elbette ki uygulamalar içerisinde gözükecektir.

Şimdi, bizler, milliyetçi, ülkücü hareketin içerisinde yetişen arkadaşlar, cezaevi geleneğini kendi çevresinde, akrabasından, birinci derecede mahpus olan olmasa da ülkücü ağabeylerinden anılarını çok dinlemiştir. Zindanları taş medreseye, mahpushaneleri mekteplere çeviren bir kültürün çocuklarıyız. Elbette ki orada, mahpushane kapısında çileler çeken annelerin, bacıların, eşlerin öykülerini dinledik. O, mahpus yatan taş medreseli ağabeylerimiz bugün kurumsal bir kimlik olarak da milliyetçi, ülkücü hareketin içerisinde yaşıyor, onun gazileri, cezaevi anılarıyla beraber. Onların yaşadıkları standartlar ve onların maruz kaldığı işkencelere rağmen, C-5'lerdeki cereyanlı tellere rağmen kendi devletiyle barışık tutum ve davranışları, gerçekten, insanlık adına, devlet, millet adına bir örnektir.

Buraya çıkılır, "Diyarbakır Cezaevinde insanlara dışkılar yedirildi. Diyarbakır Cezaevi olmasaydı dağlara çıkılmazdı..." Zamanın gözde siyasetçileri "Ben de Diyarbakır Cezaevinde olsaydım ben de dağa çıkardım." gibi aforizmalar yaparken Mamak'ta zulüm görenler acaba bunu niye yapmadı? Acaba bu konularda ulvi ve erdemli bir tavır çıkartabilerek oralardan farklı bir yere evrilebileceğini neden göremediler? Burada, elbette ki devlet otoritesine kesin, tartışmasız itaatten bahsetmiyorum. Elbette ki olumsuzluklar vardır, eksiklikler vardır, insan unsurunun olduğu yerde her türlü olumsuzluklar vardır; bunlara karşı mücadeleyi el birliğiyle yapalım, ortak vicdanla yapalım.

Bugün itibarıyla, bu cezaevlerinde, gerçekten aciliyet arz eden ve hayati pozisyonda olan, kendi temel ihtiyacını kendisinin karşılayamayacağı noktada olan tutukluların durumunun vicdani ve insani olarak Komisyon tarafından takip edilmesi ve yasal zeminlerle yetkili birimlere elbette ki ulaştırılması kadar doğal bir şey olamaz ama bunu bir istismar alanına, ideolojik arka bahçeye çevirmemek lazım. Dönemin Cumhurbaşkanının yetkisini kullanarak yapmış olduğu uygulamalarda olduğu gibi tek taraflı değil, samimiyetle yaklaşmak lazım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersoy.