Konu:Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:44
Tarih:21/12/2016


Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) - Türkiye Büyük Millet Meclisini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, işin doğrusu bugün çok sayıda telefon aldım. Meclis çalışmaları hakkında siyasete ilgi duyan arkadaşlarım "Ne yapıyorsunuz?" diye sordular. Aslında söz konusu Komisyon üyesi olarak sınai mülkiyet, patent ve diğer konularda iktidar partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında çok da ayrışmamız yok. Önerilerimizi de sağ olsunlar Sayın Bakan ve Komisyon kabul ettiler, kendilerine buradan teşekkür ediyorum.

Bu anlamda, vatandaşın sorusu: "Ülke yanıyor, ekonomik problem büyük, siz hâlâ orada ne konuşuyorsunuz, neler konuşuyorsunuz?" şeklindeki...

Ülke gündemiyle ilgili bir şeyler ifade etmek istiyorum. Birçok yönden, ağır ve karmaşık olumsuzlukları barındıran gerçekler, tehlike ortaya çıkmaya başlayınca görülmeye başlar. Şiddet çarkını tetikleyen sırların ardında yüzlerce şehit, yüzlerce gözü yaşlı anne-baba, yüzlerce yetim çocuk, yüzlerce faili meçhul yatıyor. Ulusal varlığımızın talan edilme sürecinde Türkiye'nin bugün içine düştüğü durum, on beş yıllık bir çözülme sonucudur. İnsanlar, ruhlarının ezilmediği, özgür ve barışçı bir yaşam çerçevesi içinde hayatlarını sürdürmek istiyorlar. İçinde bulundukları koşullardan duydukları hoşnutsuzluk, korku ve endişe gelecek ve umutlarını ne acı ki iyimser kılamadığı gibi geçmişe olan özlemleri de kat kat artırıyor.

Terör kuşatmalarıyla ülkemizi çürüme ve parçalanma aşamasına getirmek isteyenler, her parçanın da birbirini yiyip bitirmesini hedefliyorlar aslında. Savaşın ibresi, birlik beraberlik ilkesini bozan politik tuzakları gösteriyor. "Bu milletten bir şey olmaz." söylemleriyle, yaratılan ve korku ve kaosun önderliğinde psikolojik harbin yıkıcı gücünü devreye sokuyorlar. Emperyalizmin boyunduruğu altındaki yol haritalarında ne halk var ne de vatan. İnsanlık tarihinde görülen en planlı ve en örgütlü sömürücünün kıskacındayız. Bu savaşta amaca yönelik galibiyet için her türlü girişimler yapılıyor; inanç farklılıklarından, yerel ayrılıklardan yararlanılıyor. Böylelikle, kargaşa ve çatışmalar için askerî eylemlere gerek bile kalmıyor.

Bu noktalara nasıl geldik? 1994 yerel seçimlerinde rahmetli Erbakan, "Biz geliyoruz gelmesine de bu iş kanlı mı olacak kansız mı, ona siz karar verin." demişti. Giderek artan bir şiddet ögesi taşıyan bu söylem, ta o dönemlerde içinde bulunduğumuz karanlık resmin, fotoğrafın kanlı sınırlarını aslında çizmişti.

Dini kullanarak siyaset yapanların hedefi belliydi: Laikler ve Kemalistler. Vahşetin, şiddetin, dehşetin kanlı gölgesinde barışa değil savaşa hazırlandılar. Halkın aydınlanmasından korktular. Türkiye'deki düzen, halkın inancını, maneviyatını kendi çıkarlarına dönüştürenler için işlememeye başladı.

Orhan Veli "İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı" diyordu; bu dizelerinde şair, insan ve yaşam sevgisini aşkla, tutkuyla, özlemle anlatıyordu. Ülkemizde artık şiddetin, ölümün sesi dinleniyor, öyle ki bu kanlı sistemi kabul etmeyenlere karşı gözleri kapalı, kulakları sağır.

Eğitimin gerilemesiyle ilgili, 20 Ekim 1994 tarihinde dönemin Sabah gazetesi "Bütçede Aslan Payı Diyanete" başlıklı bir haber yapmıştı. Haberin açılımı ise şöyleydi: "1995 bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığına Ulaştırma Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığından çok daha fazla ödenek ayrıldı." Bunun anlamı neydi? Eğitim sistemi çökecek, inanç yaşamı tarikatların ve cemaatlerin çizgisinde ilerleyip bilimin önüne geçilecekti. Düzen, düşünen insandan korkmaktadır. Düşünen, araştıran, sorgulayan insan tehlikelidir bu anlayışa göre. Türkiye'de cumhuriyet ışığını söndürme çalışmaları bu tarihlerde başlamış, 12 Eylül de bunun son halkası olmuştur.

Özetleyecek olursak, bir milletin yönetiminden, vatanın güvenliğinden sorumlu olan yöneticileri görevlerini unutup kişisel hırsları, ihtirasları ve kişisel çekişmeleri yüzünden Türkiye Cumhuriyeti'ni büyük zararlara uğratmış, memleket üç beş kişinin mutluluğu, doymak bilmeyen zenginlik hırslarından dolayı bu hâle gelmiştir. Ne siyasi ne de hukuki bir denetime tabi olmayan, elinde sonsuz bir kudret bulunan iktidar, terör saldırılarını on beş yıldır ne yazık ki engelleyemiyor. Şehrin ortasında bir arabanın içi yüzlerce kilo bombayla doldurulup patlatılabiliyor. Yaşanan yönetim zafiyeti nedeniyle bir yılda, 17 büyük saldırıda 360'ın üzerinde insan hayatını kaybetti, 1.800'den fazla kişi de yaralandı. İç cephesi çökmüş bir ulusu yaşatmak çok zor olmamakla birlikte, böyle bir duruma düşen ülkede bölünme kaçınılmaz görünmektedir. Türkiye böyle bir tehdit altındayken bu durumu fırsata çevirenler rejimi değiştirmekte ısrar ediyorlar. Bir taraftan bombalar patlıyor, gencecik çocuklarımızı kaybediyoruz, diğer taraftan bu kaosun içinde Anayasa değiştirilmek isteniyor, bu sistemin istikrar getireceği söyleniyor.

Peki, bu süreçten nasıl çıkabiliriz? Böylesine bir kaos ortamında halk, kendini dinen ihanete uğramış, siyaseten de ortada kalmış hissediyor. Sokaklarda insanların gözlerindeki korku ve umutsuzluk ülke üzerine sinmiş durumda. Daha büyük acıların yaşanmaması için birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan şu günlerde, ulusal varlığımıza sahip çıkan her bireyin, aydınların, eğitimcilerin, yazarların, politikacıların, umutsuzluğa kapılmadan, korkmadan, yılmadan her vakada milleti aydınlatmaları, uyarmaları ve genel hedefe yönelmeleri, her vesileden yararlanarak halka yaklaşmaları, halkla bir arada olmaları gerekmektedir çünkü Türk milleti, ülkeyi yönetenler tarafından aldatılmış, siyasetçiye ve siyasete olan güvenini kaybetmiştir. Âdeta, arkalarından rahmet okumadığımız apoletli darbecileri bile arkasından rahmet okuyacak noktaya getirdiler. İşte, bu noktada, sarılacağımız, sarılmamız gereken en önemli değerin, cumhuriyetin kurucusu Cumhuriyet Halk Partisi ve onun iktidarına şans verilme zamanı olduğunu düşünüyorum. Şimdi, ülkenin bölünmez bütünlüğü için, kardeşçe yaşamak ve bu ülkeyi içinde bulunduğu kaostan çıkarmak için cumhuriyete, cumhuriyetin değerlerine dört elle sarılmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bazı şeyler anlatılıyor yandaş medya tarafından kafa karıştırılmak için, "Efendim, Amerika'da da başkanlık sistemi var." İktidar mensubu milletvekillerine, televizyona çıkarak bunun getirilmesini savunan özellikle kadrolu akademisyenlere de şunu söylemek istiyorum: Evet, Amerika'da başkanlık sistemi var. Barack Obama kongreden gelen kanun tasarılarını inceleyip onaylar ya da geri çevirir ve yine büyükelçiler ile federal yargıçları atamak için de aday gösterir. Başkanın aday gösterdiği kişiler Senato onay verirse göreve başlayabilir. Bakınız, dikkat ediniz, ne diyor? "Başkan aday gösterir, Senato seçer." Getireceğiniz sistemde bu var mı, soruyorum iktidar milletvekillerine, bu var mı? Lütfen halka doğru söyleyelim. Bazı arkadaşlarımız yeni Anayasa taslağını bile okumadan burada konuşma yaparak halkımızın kafasını karıştırıyorlar. Açık olalım, net olalım.

Kısacası, biz cumhuriyet ve değerlerine dört elle sahip çıkacağız ve bu Anayasa'nın katledilmesine asla müsaade etmeyeceğiz, asla müsaade etmeyeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)