Konu:Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:43
Tarih:20/12/2016


Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı'nın geneli üzerine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Genele geçmeden önce özellikle şunu ifade etmek istiyorum: Bu konuda ekonomiyle ilgili sivil toplum örgütleri bizleri ziyaret etti, bu tasarının çıkarılmasına yönelik birtakım girişimlerde bulundular. Haddizatında, muhalefet, bu konuya, bu kanun tasarısı Komisyonda da görüşülürken çok olumlu yaklaştı ama Hükûmet kararında ısrar etti, hiçbir değişikliğe gitmemeye çalıştı genel anlamıyla bazı şeylerde anlaşma olmasına rağmen, dolayısıyla birtakım düzenlemelerde Hükûmet değişiklik istemedi. Hatta, bu tasarının Komisyonda görüşülmesi esnasında iktidar burada yoklamayla ilgili eksiği olduğu için Komisyonu tatil etmek zorunda kaldı, biz şunu ifade ettik: "Samimi söylüyoruz, ciddi olarak söylüyoruz, siz gidin, biz eksiği tamamlayalım, bu bir an önce Komisyondan çıksın." Sayın Bakana da, Sayın Komisyon Başkanına da bunu söylediğimi dün gibi hatırlıyorum. Yani bu hakikaten bu kadar acil bir ihtiyaç olmuş olsaydı şimdiye çoktan gelirdi, böyle bir durum da ortaya çıktı.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Bakan yeni geldi, bir daha söyleyin.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Sayın Bakanım, hoş geldin.

Şimdi, Sayın Bakanım, bize gelen ekonomiyle ilgili sivil toplum örgütleri bize şunu söylediler: "Ya, bunun bir şeyi çözeceği yok, kanun hükmünde kararnameleri birleştiriyoruz, araya derde deva olacak birtakım şeyleri de koyuyoruz. Siz üzerinize alınmayın, siz olmadığınız için rahat söylüyorum. "Şimdi, bu, bir şeye, bu kadar derde deva olmayacak ama ya, bunu koyalım, çıkaralım da şu ortamda iş adamlarına da bir moral olsun." dediler. Hakikaten ben de olsun dedim yani biz buna engel olmayacağız, zaten orada da dedik destekleyeceğiz diye. Ama, üzerinde durduğumuz bazı hususlar vardı, onların da ne olmasını istedik? Görüşülmesini istemiştik fakat onları şey yapmadı.

Yalnız, bu sivil toplum örgütlerinin liderlerine ve bize gönderdikleri temsilcilere ben şunu söyledim: Komisyonda bu tasarı görüşülürken siz bize bazı isteklerinizi gönderdiniz, taleplerinizi gönderdiniz, biz de bunu orada önergelerle dile getirdik, konuştuk. Bu AKP sizin dediğiniz hiçbir şeyi yapmadı, hakikaten yapmadı. Onların önergelerini biz getirdik, hatta bizi böyle yabancı sermaye taraftarı olmakla falan da suçlayanlar vardı. Sayın Bakan öyleydi o zaman. Ama, olmadı yani hakikaten bu adamlar, sivil toplum örgütlerinin liderleri -isim de vermek istemiyorum, vermekte de beis yok aslında ama- bir şeyler olsun istiyor yani bir moral bulmak istiyor. Siz Sanayi Bakanısınız, ben eminim bunu birlikte, hep beraber başaracağız, buna da ihtiyacımız var ama gerçekten iş olsun kabilinden mevzuatı hazırlayacağız... Bürokrat arkadaşlar da o kurumun başında; bir şey yapmayı istiyorlar, derli toplu bir şey olsun istiyorlar, kanun hükmünde kararnamelerle geçmiş bir şeyi de arzu etmiyorlar.

Ben, burada öncelikle biraz sanayi üzerinde durmak istiyorum, bir genel değerlendirme yapmak istiyorum. Tespitlerimde eksiğim varsa, yanlışım varsa özür de dileriz ama bazı tespitleri de yapmak lazım. Bir kere, sanayide kronikleşen sorunlar olduğu yerde duruyor. Artan jeopolitik riskler var, kaybedilen ihracat pazarları var. Kur dalgalanmaları madenden enerjiye, tekstilden inşaata, gıdadan demir çeliğe imalat sanayisinin otomotiv dışındaki tüm sektörlerinde üretimi, ihracatı ve ithalatı geriletiyor aynı zamanda. Esasen, Türkiye'de uygulanan ekonomi politikaları neticesinde imalat sanayisi geri plana atılırken rant odaklı inşaat, emlak sektörü, perakendecilik, hizmet sektörü özendirilmiş.

Şimdi burada bir şeyi ifade etmek istiyorum Sayın Bakanım: Siz bakanlar olarak yürüyün, şuradan yandan da TOKİ Başkanı yürüsün; bütün iş adamları ile vatandaş onun peşine gider, sizin peşinizden gitmez çünkü sanayiden aldığınız kesim, sanayinin kaybettiği millî gelir içindeki pay nereye gitti? İnşaata gitti, konuta gitti. Dolayısıyla, insanlar orada neyi görüyorlar? Orada bir gelecek görüyorlar. Burada gelecek görseler buraya gelirlerdi, Kabinenin arkasında dolanırlardı. Bakıyorum ben, oraya daha çok ilgi var; gazetelere de bakıyorum, aynı şekilde.

İmalat sanayisi istihdamı geriliyor. 2015'te imalat sanayisinin üretimi, ihracatı, ithalatı azaldı, kapasite kullanım oranı yüzde 75 civarında. İmalat sanayi istihdamı da geriliyor. Türk sanayisindeki temel sektörlerin önemli bir bölümü yüksek oranda ithal ara malı ve yatırım malına bağımlı hâle geldi. Bu durum, ihracatın da ülkemize bıraktığı katma değeri düşürüyor.

Nitekim, ihracatın millî gelire katkısı iki yıldır negatif. Şurada bir dahilde işleme rejimi var: Ben Dış Ticarette Müsteşar Yardımcılığı yaptım, beyefendi de Bakanlık yaptı; biz bu işin içinden çıkamıyoruz. Sizin sanayiyi batıran burası. Ben Dış Ticarette Müsteşar Yardımcılığı yapmama rağmen... Yani yasa dışı değil, açık bir bilgi ama elde edemiyoruz. Gümrük ve Ticaret Bakanlığında bu, Sayıştay raporlarına girmiş, çok önemli bir kısmı takip edilemiyor. Siz üzerinde durun lütfen, imalat sanayisini çok büyük sıkıntılara gark eden bir hâl var orada. Bunu bir inceleyelim. araştırma önergesi verdim.

Sayın Grup Başkan Vekilim, bu konuyu siz de biliyorsunuz, hakikaten burayı mahveden bir kesim. Buna bir bakmak lazım, incelemek lazım. Neden ortaya çıkarmıyorlar, onu da bilmiyorum.

Türk sanayisinin ithalata bağımlılığı giderek artmış, 2015 yılında imalat sanayi toplam ithalatın yüzde 80'ini geçmiş. Diğer bir bakış açısıyla, kabaca bir hesapla, imalat sanayisinde 100 birimlik üretim yapabilmek için 80 dolarlık ithalat yapıyorsunuz. Bunu iktidara yakın STK'ların başkanları söylüyor, sadece biz de söylemiyoruz. Türkiye için sürdürülebilir olmayan bu tablo, sanayide ihtiyacımız olan üretim yapısına erişmemiz için büyük bir engel.

Sanayicimizin borçlarının toplam varlıkları içindeki payı -burası önemli- 2002 yılında yüzde 52-53'tü, 2014'te yüzde 57'ydi, 2015'i de geçtik, şimdi yüzde 60,1'e yükselmiş. Şimdi, bu, felaket bir şey, giderek de kötüleşiyor. Bilançolarda biriken kur riski reel kesim için belirsizliği artırıyor, dış şoklara açık hâle getiriyor.

Bakın, Denizlili bir sanayici -arkadaşlar da tanır, Denizli milletvekilleri, isim vermeyeyim- "Bankadan kredi alamıyorum, tıkandığım da yok ama bir ihtiyaç var, bir üretim yapıp satacağım; vermiyor, gittim banka müdürüne 'Ya kardeşim, ben otuz senedir bu bankanın, bu şubesiyle çalışırım. Ben hiç bu şubeye gelmedim, ya muhasebe müdürüm ya finans müdürüm gelir muhatap olur burada. Ya siz beni getiriyorsunuz, sizi görmekten mutluluk duyuyorum ama ne hâle geldiğimizi de bir görün.' dedim." diyor. Söylediğimde öyle abartı falan yok. Yani bu yeteri kadar açık, birtakım gayretleriniz var ama problemi çözmüyor.

Son yıllarda sanayici hem faizden hem de kur artışından kaynaklanan zararlarını kapatabilmek için uğraşmış. Finansal kesim dışındaki firmaların varlıkları ile yükümlülükleri farkı yani net döviz pozisyonu açığı, 2002 yılında 6,5 milyar dolar, 2016 yılı Mayıs ayı itibarıyla 195,9 milyar dolar. Artan döviz kuru firma bilançolarını olumsuz etkilemiş durumda. İthal girdideki kurdan kaynaklanan fiyat artışları ürün maliyetlerini artırıp içeride de fiyatları artırma baskısı yaratırken dış pazarda bu fiyatlarla rekabet güçleşiyor. Sanayi istihdamı, millî gelirin yüzde 4 büyüme gösterdiği 2015'te 42 bin kişi gerilemiş. Yine, Temmuz 2016 itibarıyla, bir önceki yılın aynı ayına göre sanayi istihdamı 82 bin kişi azalmış. Sanayi Üretim Endeksi 2015 yılı ortalamasına bakıldığında, sanayi üretiminde yıllık 3,2 gibi sınırlı bir artış var. Türkiye ekonomisinde son dönemde imalat sanayisi ağırlıklı olmak üzere, sanayinin payındaki düşüş dikkat çekiyor. İmalat sanayisinin yurt içi hasıla içinde yüzde 20'lerde olan payı, 2009'da yüzde 15,2'ye gerilemiş; bu, bugünlerde de yüzde 15'ler civarında yani değişen bir şey yok. Sanayi Bakanlığı 2011-2014'te Türkiye Sanayi Strateji Belgesi hazırlamış "orta ve yüksek teknolojili sektörler" demiş, "Bunun üretimini, ihracattaki payını artıracağız." demiş; akabinde, 2015-2018 Sanayi Strateji Belgesi de benzer ancak ne yazık ki bu hedeflerin aksine, yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli ürün üretiminde ilerleme yok; bilakis, gerileme olmuş. İhracatta da 2002'ye göre -AKP çok seviyor- gerileme, üretimde de benzer şeyler var. Şimdi, bunu bir tarafa koyalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, Dünya Rekabet Gücü Endeksi'nde 2016 yılında 55'inci sıraya gerilemiş; inovasyonda ise 2016'da 65'inci sıraya gelmiş, 2014'te 56'ncı sıradaydık; teknolojik yeterlilik açısından 60'ıncı sıradayız. Buraya bakıldığında, dünyada, gerçekten, rekabet gücü bakımından ciddi bir gerileme içerisindeyiz. Bütün bunlar aslında, bilim, teknoloji ve sanayide rekabet gücü kazanmak için yeni bir politik ekonomi için stratejik bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.

Şimdi, sanayi toplumunun yakıtı paraydı; bilgi toplumunda yakıt, güç ile bilgi. Dünya artık emek yoğun, malzeme yoğun, enerji yoğun değil bilgi yoğun. AR-GE, patent, yüksek teknoloji sektörlerine ilişkin göstergeler bilgiye dayalı üretimin, rekabetin hedeflenen düzeyde olmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca, imalatta sanayi katma değeri başına enerji tüketimi olarak tanımlanan imalat sanayisinin enerji yoğunluğu da yüksek. İmalat sanayisinin bölgesel dağılımında dengesizlik sürüyor, yüzde 50'si hâlen Marmara Bölgesi'nde. Bu korkunç bir şey, bir yere yığmışsınız, Allah muhafaza... Yatırım teşvik sisteminin bölgesel öncelikleri maalesef son yapılan düzenlemelerle etkisiz kılındı. İmalat sanayisinde büyük ölçekli firmalar ile küçük ölçekli firmalar arasında belirgin bir verimlilik farkı var.

Şimdi, zaten, bir vergi sistemi falan da yok. Geçen burada söyledim, bir torbayı getiriyorsunuz "Ya, işte, ne kadar verirsen... Şu kadar ver, anlaşalım, müfettiş de üstüne gelmesin, bir vergi işi olsun." diyorsunuz, veriyor. Ben geçen burada söyledim, AKP yakında mültezim kadrosu verecek her ile vergi dairesine. Onlar da ne yapacak? AKP il başkanlarını da atarız "mültezim" diye, toplarlar "Şu kadar vereceksin, bu kadar vereceksin." Ne kanuna ne orana ne bir şeye ne Vergi Usul Kanunu'na ihtiyaç var. Tabii ki bunlar gidiyor...

Ben Sanayi Bakanlığı bütçesine geçen sene burada dedim ki: "Bu savaş bütçesi." Tabii, o zaman çok farklı düşünüyorlardı. Sayın Bakan gitti, savaşın bakanlığının üstüne oturdu. Geçen burada karşılaştık, bir de espri yaptık "Böyle oluyor." diye, bunu söyledik.

Sayın Bakanım, 2,5 milyon şirket ile 11 milyon kişiye sicil affı isteniyor, bugün gazetelerde vardı. Ülke bu hâle gelmiş, bunun nesini düzelteceğiz biz? Burada, basın toplantısından fırladı gitti Gümrük ve Ticaret Bakanımız "Şunu hazırlayayım." diye. Onunla ilgili de birtakım şeyleri söyleyeceğim şimdi. Sicil affında bir de -bugünkü gazetelerde var- zimmet suçu kargaşası çıktı. "Zimmetle ilgili mevzuatı değiştirin. Ben nasıl kredi vereyim?" diyor adam. Bir de böyle bir sıkıntı var. Buna bakmak lazım.

Bakın, siz Denizli'ye gittiniz. "Teşvikten sorumlu bakan Denizli'de." Denizli Sanayi Odası Başkanı şunu söylüyor: "Uzun zamandan beri müteşebbisin yatırımdan uzaklaştığını kaydeden Keçeci 'Yatırımdan uzaklaşan müteşebbis AVM inşaatı, arsa alım-satımına yöneldi, onları yatırıma yönlendirmek için bir çalışma yapmak lazım. İlk olarak, yirmi beş yıl önce kurulmuş, altyapısı bitmiş ve stratejik olarak her türlü yatırıma müsait Çardak Organize Sanayi Bölgesi'ni harekete geçirmek lazım.' diyor." AKP geleli on beş sene oldu. Daha devam ediyor: "Vakıflar Bankası üzerinde görünen 900 bin metrekare yerin de yatırımcıya intikali için çalışıyoruz." diyor. Siz gittiniz gördünüz oraları.

Bu bankanın verdiği krediler nereye gidiyor onu bilmem ama bugün benim başıma bir olay geldi, kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Beni bugün telefonla biri aradı, İstanbul telefonu; açtım, dedi ki: "Emin Haluk Ayhan'la görüşeceğim." "Benim" dedim. Dedi ki "15 kuruş, kredili mevduat hesabınızdan borcunuz var." "Tamam" dedim. "Ne zaman ödeyeceksiniz?" dedi. "Bugün öderim." dedim. Şimdi, adamın parasını bu kadar iyi takip ediyor hakikaten bankalar. Peki, neden bu kadar açığa düşüyor? 15 kuruşun peşinde... Hadi, Allah'ı var, borçlu gitmek de var; teşekkür ettim memura yani dünyanın bin türlü hâli var. Baktığınız zaman, bakın burada, bu tür şeyler de gelişiyor.

Şimdi, bugün mesela, mevduat bayağı sıkıntılı; herkes konuta yönelmiş, "apart"a yönelmiş, başka şeylere yönelmiş, bir sürü de sıkıntı var; bunların giderilmesi lazım. Bizim müteşebbis ilimiz de ihracatçıydı, sanayiciydi hakikaten sıkıntıya girdi. Ben bugün bunu konuşmadan önce, açtım Sanayi Odası Başkanına "Sana zararım olur mu?" diye sordum. O da esprili "Bunu söylemişiz artık, gazeteye de geçti." dedi. Şimdi, hakikaten bir de insanlar sıkıntılı. Bakın ne diyor: "Devlet, hazırlamakta olduğu yatırım teşviklerini bir daha gözden geçirmeli, yatırımcımıza yatırım yapacağı alanları uygun fiyatla vermeli; versin." diyor.

Sizin bakanlık geçen sene fabrika binası yapmaya uğraşıyordu, fabrika değil, fabrika binası. Neden? Demin dedim ya, TOKİ... TOKİ gibi bir şey yapacak. İller Bankası da öyle; o da TOKİ'nin yaptığı işi yapmaya kalktı, orada da bir sıkıntı var. Bütün bunlar problemli olarak devam ediyor.

Şimdi, bakın Sayın Bakanım, diyor ki: "Bugüne kadar her türlü uğraşımıza rağmen ticari bankalarda yatırım için uygun şartlarda, uygun faiz rakamlarında bir kaynak elde edemedik." AKP geleli on beş sene oluyor. "Bugün ülkemizin en önemli sorunu ihracatın ve yatırım ortamının harekete geçirilmesidir, katma değeri yüksek ürünler üretilmesidir. Bugün hâlâ ihracatın ortalama birim fiyatı 2 dolar." diyor. Bütün bunlar, sıkıntılı alanın olduğunu gösteriyor.

Şimdi, millete olmayan dolarını bozdurmaya uğraşıyoruz, değil mi? Ben geçen burada dolarla ilgili, kredilerle ilgili konuştum da onun alanı farklı biraz. Bu el konulan firmalara ne oldu? Kayyum atadınız. Kayyumlar kucak kucağa, yumruk yumruğa birbirine girdi. Kalktılar, nereye gittiler? Karakolluk oldular ya, fiziki... Ben bunu burada söyledim. Şimdi ne yaptığımızı... Döviz mevduatı yüzde 124 artmış 2012'den geçtiğimiz bir iki aya kadar ama TL mevduatı yüzde 40 artmış. Bu güvensizliği kim sağladı? Kim yönetiyor bu ülkeyi? Bunları düzeltmemiz lazım. Onun için, Sayın Bakanım, hakikaten, sanayicilerin söylediği gibi, iş adamlarının söylediği gibi, biz buna destek vereceğiz, engel olmayacağız. Bizim burada bazı tereddütte olduğumuz şeyler var, onları da söyleyeceğiz, sizlerle konuşuruz maddeler geldiğinde ama bir şey yapalım, doğru düzgün bir strateji koyalım. Ben size güveniyorum. Türk milletinin bir ferdisiniz, Türkiye Cumhuriyeti'nde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilisiniz. Niye yapamıyoruz biz bunları ya? El âlem bizden çok daha mı iyi ya? Bunları yapalım, bunları ortaya çıkaralım.

Bakın "Merkez Bankası, kaynaklarını yatırıma yönlendirsin." diyor. Biz bunu programımıza da koyduk, seçim beyannamemize de koyduk, her yere koyduk Merkez Bankası faiz düşürsün diye. Bakın, bugün onlar ne kadar mütereddit oldular. Öyle karikatürler var; tren yolunun üstüne Merkez Bankası Başkanını yatırmışlar, tren geliyor, geçiyor. Bunlardan atlayalım. Bu memlekette birlik, beraberlik içinde hadi bu işi bir halledelim. Bugün bu da bir başlangıç olsun.

Ben sizlere başarılar diliyorum. Bu tasarının da kanunlaşmasıyla memlekete hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Yani tasarıya aslında değinmeye vaktimiz bile kalmadı ama bunları söylemezsek de rahat etmeyecektik.

Ben teşekkür ediyorum tekrar.

Yüce heyete saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayhan.