Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:42
Tarih:16/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tümü münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. Aziz vatandaşlarımızı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

2017 merkezi yönetim bütçemiz ve 2015 Kesin Hesap Kanunu'nun ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını Cenab-ı Mevla'mdan niyaz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Görüşmeler esnasında önerileri, katkıları, uyarılarıyla 2017 bütçemizin oluşmasına katkı sağlayan başta Sayın Başkan zatıaliniz olmak üzere, başkan vekilleriniz ve bütün milletvekillerimize, Plan ve Bütçe Komisyonu ve üyelerine, Maliye Bakanımıza, bakanlarımıza ve bütün uzmanlara teşekkür ediyorum. Ayrıca siyasi partilerimizin sayın genel başkanlarına ve grup başkan vekillerine de katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

Sözlerimin hemen başında FETÖ, BTÖ, bölücü terör örgütlerine karşı hayatını ortaya koyan, kahramanca mücadele eden ve bu uğurda şehit olan aziz yiğitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum, mekânları cennet olsun, gazilerimize hürmet ve şükranlarımı sunuyorum.

Ülkemiz Türkiye, büyük hedefleri olan ve bu hedefler doğrultusunda geleceğe yürüyen bir ülkedir. Türkiye'yle, bayrağımızla, milletimizle ne kadar gurur duysak yeridir. Bu aziz millete hizmet etme imkânı verdiği için Rabb'ime hamdediyorum.

Bütçe görüşmeleri, bir ülkenin bütün gündemini âdeta özetleyen metinlerdir, görüşmelerdir. Bu görüşmelerde, geride bıraktığımız yıl dikkatle değerlendirildiği gibi, gelecek hedeflerimiz, Türkiye'nin kaynaklarını nasıl ve nerede kullanacağımızı, hangi önceliklere harcayacağımızı, neler yapacağımızı konuşuyor, değerlendiriyor ve karara bağlıyoruz.

Geleceği doğru planlamak insan hayatında olduğu gibi toplum ve devlet hayatında da çok büyük önem taşır. AK PARTİ hükûmetleri olarak, cumhuriyetimizin 100'üncü yıl dönümü olan 2023'e giderken koyduğumuz bütün hedefleri gerçekleştirerek bugünlere gelmenin haklı mutluluğunu yaşıyoruz. Attığımız her adım, ülkemizin aydınlık geleceği, milletimizin huzuru ve refahı içindir. Cumhuriyetimizi güçlü demokrasiyle gelecek nesillere emanet etmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Birlik ruhu içerisinde ülkemizi demokrasiyle güçlendirmeye büyük çaba sarf ediyoruz. Güçlü bir siyasi iradeyle, bir yandan istikrarı korumaya ve diğer yandan da Türkiye'yi dünyanın güçlü ekonomileri arasında tutmaya gayret ediyoruz. Her şey Türkiye için, her şey milletimiz için diye durmadan, yorulmadan yola devam ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sıkıntılarla geçen bir yılın sonuna yaklaştık. İnşallah, önümüzdeki yıl, 2017 çok daha ferah ve çok daha aydınlık bir yıl olacak. Zira, 2016 hem dünya için hem de Türkiye için kolay bir yıl olmadı. Vatan hainleri, eli kanlı bölücü terör örgütleri kirli ve karanlık emellerini her fırsatta gösterdiler. Hayat hakkına, toplumsal huzura, kardeşliğimize, birliğimize kasteden hainler kanlı cinayetlerine yenilerini eklediler. Bizi birbirimize düşüreceklerini zannettiler, kardeşlik hukukumuzu bozmak istediler ama başaramadılar, asla başaramayacaklar. Terör karşısında milletçe bir olduk, beraber olduk, birlikte Türkiye olduk. 15 Temmuzda bu Gazi Meclisimiz dünyanın en alçak saldırısına uğradığında, siz değerli milletvekillerimiz örnek bir birliktelik tablosu sergilediniz. Milletvekillerimiz vatandaşlarımızla birlikte o alçak saldırı karşısında Meclisine sahip çıktı, millî iradeye sahip çıktı; milletin evini alçaklara, hainlere teslim etmediniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Demokrasiye darbe vurmak isteyenler kaybetti, millî irade kazandı; meşru Hükûmeti devirmek isteyenler kaybetti, millî irade kazandı. Millî iradenin kalbi Meclisimiz bombalandı, Cumhurbaşkanımız asker elbisesi içerisindeki hainlerce, teröristlerce hedef alındı, öldürülmek istendi. Güvenlik güçlerimizle demokrasiyi ve özgürlükleri savunmak üzere sokağa çıkan vatandaşlarımızın üzerine bombalar yağdı. İnsanımız ülkesini savunmak uğruna canını vermekten asla gözünü kırpmadı. O karanlık geceyi, başta millet olmak üzere, Cumhurbaşkanımız, Hükûmetimiz, siyasi partilerimizin birlikte ortaya koydukları demokrasi yönündeki kararlı duruşu aydınlattı.

Milletvekillerimiz, savcılarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, vatansever polisimiz ve askerimiz, işçimiz, memurumuz, esnafımız, velhasıl 79 milyon milletimiz o gece ayaktaydı. O karanlık gecede yediden yetmişe bir olduk, beraber olduk; demokrasiye ve hukuk düzenine birlikte sahip çıktık. O gün ortaya konan ortak dil, ortak tavır, millî iradeyi bir kez daha tescil etti. O gün yeniden bir millet olduk ve yeni bir millî mutabakatı ortaya koyduk ve bütün dünya Türk milletinin bu alçak girişim karşısında izzetli, şerefli direnişini hayranlıkla takip etti.

7 Ağustosta İstanbul Yenikapı'da Türkiye'nin geleceğe açılan aydınlık kapısını da sonuna kadar araladı. Yenikapı ruhu terör karşısında yeni bir anlayışı, yeni bir uzlaşmayı da beraberinde getirdi. Yenikapı Meydanı'nda milyonlarca insan, 81 ilin meydanlarında 30 milyonu aşkın insanımız bir ay boyunca sabaha kadar demokrasiye sahip çıktı, nöbet tuttu. Böylece, terörün ve şiddetin hiçbir zaman hedefine ulaşamayacağını bütün dünyaya göstermiş olduk. Bugün de aynı birlik, beraberlik ve dayanışmayı gösteriyoruz.

10 Aralıkta İstanbul'da yaşadığımız büyük acının karşısında da yine Meclisimizde partilerimizle bir ve beraber olduk. Nitekim, önceki gün Ana Muhalefet Partisi Sayın Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanı Bahçeli'yle bir araya geldik. "Konu terör ve terörle mücadele ise gerisi teferruattır." anlayışıyla her türlü teröre karşı bir ve beraber olma, ortak tavır gösterme konusunda bir uzlaşma içerisinde olduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu vesileyle bir kez daha sayın genel başkanlara milletimin huzurunda teşekkür ediyorum.

Bütün dünya gördü ki terör hiçbir şekilde bu milleti ayrıştıramaz. İktidarıyla muhalefetiyle, terör karşısında her zaman el ele, omuz omuza, birlikteyiz. Teröre, terörizme siyasetüstü bir bakış sergiliyoruz. Terör Türkiye'yi asla esir alamaz, alamayacak. Teröristler Türkiye'yi demokrasi ve hukuk çizgisinden de uzaklaştıramayacak. Milletimizin kararlı duruşu sayesinde, kin ve nefret tohumları eken şer odakları mutlaka yok olmaya mahkûm olacak. Bin yıllık kardeşlik hukukumuzu bozmak isteyenler, ne yaparsa yapsınlar, hangi alçak yöntemlere başvurursa vursunlar sonları hüsrandır, başarısızlığa mahkûm olacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör karşısında Türkiye daha çok kenetlenerek büyümeye, gelişmeye, sorunlarını çözmeye devam edecektir. Ülkemizi bölme girişiminde bulunan bölücü terör örgütleri ve FETÖ terör örgütü şunu iyi bilmelidir ki bu aziz milletin birlik beraberliğini yok edecek hiçbir güç yoktur.

Teröre karşı kahramanca, yiğitçe mücadele sürdüren bütün güvenlik güçlerimizle, polisimizle, askerimizle, korucumuzla, jandarmamızla, bekçilerimizle gurur duyuyoruz. Onlar her türlü takdiri hak ediyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Devlet olarak, Hükûmet olarak, millet olarak bütün imkânlarla onların yanındayız. Sizlerin siyasi fikirlerinizi bir tarafa bırakarak ortaya koyduğunuz dayanışma şehitlerimize duaların en güzelidir, şehit yakınlarına en büyük destektir.

Adı ne olursa olsun bütün terör örgütleri aynıdır, hepsi insanlığın düşmanıdır, hiçbirinin dini, inancı, kutsalı yoktur. Terörü birlik ruhuyla, kardeş dayanışmasıyla mutlaka dize getireceğiz. Terör örgütleri devlet ile toplum arasına asla giremeyecektir. Devletimiz ve milletimiz buna hiç ama hiçbir zaman izin vermeyecektir. Bütün amacımız, bütün davamız, ülkemiz için demokrasi ve hukuk devletinin tesisidir. Bütün davamız, 79 milyon vatandaşımızın, 81 vilayetimizin huzurudur, mutluluğudur, güvenliğidir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylül vesayet anayasasından kurtulmak bütün toplumun öncelikli talebidir. Bu tartışma otuz dört yılı aşan bir tartışmadır. Bu konu yeterince tartışılmış ve artık olgunlaşmıştır. Siyaset kurumunun tamamı, 12 Eylül darbesinin ürünü olan bu Anayasa'nın artık rafa kalkması gerektiği konusunda hemfikirdir. Seçim meydanlarında vatandaşlarımıza siyasi partiler tarafından verilen sözlerin başında Anayasa değişikliği gelmiştir. Şimdi, sırada, millete verdiğimiz bu sözün gereğini yerine getirmek kalmıştır. Uzun bir süredir gündemi işgal eden anayasa ve yönetim sistemi tartışmalarını artık çözmek, bir sonuca bağlamak zamanı gelmiştir.

Türkiye'de vesayet odakları her on yılda bir darbe yaparak veya darbeye yeltenerek milletimizi ekonomik, siyasi, sosyal istikrarsızlığa sürükleme gayreti içinde oldular; güçlü, istikrarlı bir Türkiye'yi hiç ama hiçbir zaman istemediler. On dört yıldır milletten aldığımız güçle bu odaklara karşı amansız bir mücadele verdik. Bu mücadeleyi verirken aynı zamanda da ülkemizin, milletimizin yıllardır özlemle beklediği hizmetleri, projeleri birer birer hayata geçirdik. İnsanımızın yüzünü güldürdük, hayatını kolaylaştırdık, yaşam kalitesini yükselttik.

Hepinizin bildiği gibi, karşımıza çıkartılan 367 icadı nedeniyle Cumhurbaşkanını seçememiş, 2007'de referandum kararı almıştık. Bunun sonucunda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez milletin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Tabiidir ki seçilmiş Cumhurbaşkanlığı modeliyle uyumlu olmayan yönetim sistemimizdeki çelişikler de daha fazla gün ışığına çıktı. Mevcut durumda, artık Anayasa'da ve yönetim sisteminde değişiklik öncelikli bir mesele hâline gelmiştir.

AK PARTİ Grubu olarak bu konuda üzerimize düşen neyse yerine getirmek üzere harekete geçtik. Eş zamanlı olarak da muhalefet partilerimize sürekli çağrılarımızı tekrarladık. Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, AK PARTİ asgari müştereklerde sınırlı bir değişiklik için bir araya geldi; uzmanlarımız, arkadaşlarımız bir çalışma yürüttü.

Yönetim sistemi konusunda Cumhuriyet Halk Partisiyle temelden farklı düşündüğümüz bir sır değildir. Cumhuriyet Halk Partisi demokrasi tarihimizin en eski partisidir; her zaman demokrasiyi, özgürlükleri, temel hak ve hürriyetleri savunmuştur. Elbette bunlar önemlidir ama bütün bunlar sözde kalmamalıdır. Anayasa değişikliği için demokrasi, uzlaşma arayışımız bizi bir noktaya getirmiştir. Bu süreçte Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Lideri Bahçeli ekim ayı başlarında kamuoyuyla paylaştığı Anayasa ve sistem sorunuyla ilgili çözümü içeren beyanatıyla bu konudaki talep, bu konudaki istek yeni bir boyut kazanmıştır ve o günden başlayan, Milliyetçi Hareket Partisi, AK PARTİ uzmanlarının çalışarak ortaya koydukları sistemin değiştirilmesi, mevcut yapının Anayasa'yla uyumlu hâle getirilmesi yönündeki değişiklik teklifi çalışmaları uzlaşma neticesinde tamamlanmış ve geçtiğimiz günlerde AK PARTİ Grubu olarak yüce Meclise 316 milletvekilimizin imzasıyla teslim edilmiştir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet Halk Partisinin çok değerli temsilcisi, konuşmacı burada bu konuyu ele alırken Sayın Cumhurbaşkanımızın bir şekilde olmadığı hâlde bu değişikliğin ne olacağı yönünde bir görüş ileri sürdü, "Bu değişikliğin, bu Anayasa'nın arkasında kim olacak?" dedi. Buradan açıkça söylüyorum: Bu Anayasa'nın arkasında 316 imzası olan AK PARTİ Grubu olacak. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bu Anayasa'nın arkasında uzlaşarak ülke sorununu çözmede siyasetüstü bir anlayış gösteren Milliyetçi Hareket Partisi olacaktır. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bu Anayasa'nın arkasında eğer Meclis onay verdiğinde milletin önüne giderse 79 milyon vatan evladı olacaktır. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Tabii, bu kapı ana muhalefet partisine de sonuna kadar açıktır, bekliyoruz. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Siyasetin ve siyasetçinin asli görevi ülkenin sorunlarını çözmek için yük almak, ülkenin önünü açmaktır. Sorunları...

CELAL DOĞAN (İstanbul) - Sayın Başbakan bizim oylarımızı saymadınız. Bizim oy hakkımız yok mu yani?

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Efendim, herkesin oy hakkı var.

CELAL DOĞAN (İstanbul) - Kapıyı oraya açıyorsunuz, bize kapatıyorsunuz.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Sorunları geleceğe havale etmek bir siyasi yöntem olamaz. AK PARTİ, on dört yıllık iktidarında sorunları torunlara havale etmedi, çöze çöze bugünlere geldi. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar)

Verdiğimiz bu teklif, Meclisimizin takdirindedir. Yüce Meclis, enine boyuna görüşecek, değerlendirecek, onayını vermesi hâlinde de kararı da yüce milletimiz verecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şu bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum: Değişiklik teklifinde, sürecin başında 3 parti olarak yaptığımız çalışmaları içeren maddelerin büyük bir kısmı da yer almaktadır. Dolayısıyla, değişiklik teklifinde ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisinin de mutabık olduğu maddelerin olduğunu bu vesileyle ifade etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, anayasa değişikliğinde ne var ne yok, bunlar önümüzdeki günlerde konuşulacak, bütün detaylarıyla ele alınacak. Ben madde madde bu konulara girecek değilim. Ama esas itibarıyla, bu teklifi hazırlayan AK PARTİ Grubunun Başkanı olarak birkaç hususu burada sizlerle, yüce Meclisimizle paylaşmak istiyorum.

Yeni getirilen yönetim sisteminde kuvvetler ayrılığı net bir şekilde ortaya konmuştur. Kanun teklif etme işi, kanun yapma işi tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisine bırakılmıştır. Yasama ve yürütme halka karşı ayrı ayrı sorumlu olacaktır. Seçimler beş yılda bir yapılacak, milletvekili seçimleri ile Cumhurbaşkanı seçimi aynı gün olacaktır. Böylece, her seçim güçlü ve tek başına siyasi bir iktidar çıkarmış olacaktır; bunun adı da sürekli istikrar, sürekli güçlü iktidardır.

Yürütme karar süreçleri çok hızlanacaktır. Cumhurbaşkanı, devletin başı olarak yürütme yetkisini kullanmış olacaktır. Yürütme yetkisini kullanan Cumhurbaşkanı aynı zamanda sorumluluğunu da yerine getirecektir.

Yasama ve yürütme meşruiyetini milletten aldığı, millete karşı sorumlu olduğu için hesap sorulabilen bir sisteme dönüşmüştür. Bazı tartışmaların aksine, siyaset kurumunu daha da güçlendiren bir anayasadan söz ediyoruz. Zira, siyasi partiler demokrasimizin ayrılmaz bir bütünüdür. Bu sistemle siyasi partiler, Meclisin oluşmasında olduğu gibi Cumhurbaşkanının seçilmesinde de daha etkin rol oynayacaktır.

Anayasa ve Cumhurbaşkanlığı sistemi değişikliğinden muradımız, demokrasiyi, istikrarı, millî iradeyi daha da güçlü hâle getirmektir. Amaç, demokrasimizi, hukuk devletini kuvvetler ayrılığı prensibiyle güçlendirmektir.

Rejim değişikliği, esasen eksen kayması tartışmaları boş ve anlamsız hâle gelmiştir. Türkiye'nin ekseni bellidir, yolu bellidir. Türkiye'nin yolu muasır medeniyetler yoludur. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Gazi Mustafa Kemal'in gösterdiği yoldur ve rejim tartışmaları 1923 yılında tamamen kapanmıştır, sona ermiştir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Komisyon, Genel Kurul sürecinden halk oylamasına giden sürede bütün partilerimizin görüşlerine, katkılarına açığız. Meclisimizin ve halkımızın tasvibiyle, desteğiyle ülkemizde siyasi istikrarı kalıcı kılan bir Anayasa değişikliğini bu yüce Meclis çıkarmaya, gerçekleştirmeye muktedirdir. Ülkemize, milletimize ve cumhuriyetimize hayırlı olsun. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz için hiç şüphesiz en büyük ekonomik kaynak, siyasi ve demokratik istikrardır. İstikrarı gözümüzün nuru gibi koruyacağız. Siyasetin kör noktalarına saplanıp kalmadan, kısa vadeli kazanımlar için ülkemizin gelecek hedeflerinden asla vazgeçmeyeceğiz. Türkiye, zayıf iktidarlardan, istikrarsızlıklardan çok şey kaybetti. Tek parti dönemini bir yana bırakırsak, tek partili dönemden sonraki altmış yıl içinde tam 45 tane hükûmet kurmuşuz; hükûmet başına düşen süre sadece on altı ay. Türkiye'nin normal bir demokratik istikrar çizgisi olsaydı, altmış yıl içerisinde 45 değil, 15 hükûmet kurması gerekirdi. Bu tabloda Türkiye'ye dışarıdan bakan hiç kimse istikrarlı bir güven ilişkisi kuramaz. Oysa, dünyanın güçlü ülkelerinin en önemli özelliği ekonomik ve siyasi istikrardır. Bu milletin, bırakın yeniden yıllarını, aylarını, tek bir gününü bile kaybetmeye artık tahammülü yoktur.

2002 yılından bu yana, Türkiye, muhtelif antidemokratik vesayet girişimlerine karşı büyük engelleri aşa aşa bugünlere geldi. Halkımızla birlikte ülkemizi karanlık bir tünelden çıkarıp bugünlere getirdik. Buradan geriye dönemeyiz, kazanımlarımızdan asla vazgeçemeyiz. İstikrarı koruyarak yeni hedeflere yürüyecek, atılımlarımızı daha büyük atılımlarla taçlandıracağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış politika ve uluslararası siyaset ne yazık ki bölgemizde ve dünyada bir adalet ekseni oluşturamıyor. Güçlü olanlar, hak ve adalet ölçülerine uymuyor. Birleşmiş Milletler teşkilatı, ne yazık ki küresel barışı bir türlü tesis edemiyor, hakemlik görevini yerine getiremiyor. Güçlü olanların arasındaki rekabet, topyekûn insanlığın geleceğini tehdit ediyor.

Bizim için her bir insan âlemin özüdür. Bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Hiçbir maddi hedef, bir tek insan hayatından daha önemli değildir.

2016 yılı, ülkemiz için olduğu kadar, dünyada da son derece önemli ve üzücü olaylara sahne olmuştur. Yakın coğrafyamızda, bölgemizde, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük göç dalgası yaşanmıştır. 12 milyonun üzerindeki Suriyeli, Iraklı insanlar, mazlum, mağdur insanlar yer değiştirmek durumunda kalırken, 3 milyona yakın Suriyeliyi, Iraklıyı evimizde misafir ediyoruz, onlara kucak açıyoruz. Irak'taki iç karışıklıkların başladığı tarih olan 14 Hazirandan bu yana 200 bini Hristiyan ve Müslüman Ezidi olmak üzere Iraklı misafirleri de burada, Türkiye'de misafir ediyoruz.

Suriye'de yıllardır bir acı yaşanıyor, bir dram yaşanıyor, bir insanlık suçu işleniyor. Son dönemde Halep'ten yükselen feryatlara, haber bültenlerinde yansıyan görüntülere kayıtsız kalamazdık. Halep'teki kardeşlerimizin yaralarını acilen sarmak için büyük bir diplomatik hamle içerisine girdik. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Hükûmetimizin girişimleriyle muhataplarımızla yaptığımız görüşmeleri olumlu bir noktaya getirdik ve oradaki mazlum insanların tuzaktan kurtarılmasının yolunu açtık.

Dünyanın gözü önünde, tarih boyunca medeniyetlere yurt olmuş bu şehri kuşattılar, çoluk çocuk demeden şehrin insanlarını katlettiler. Rejim ve destekçilerinin saldırısı altında siviller tamamen savunmasız kaldı. Suriye'nin doğusunda, on binlerce insanın hapsolduğu 6 kilometrelik alanda âdeta bir can pazarı yaşandı. Kaçan binlerce aile sokaklarda perişan. Bu temaslar neticesinde kısmi ateşkes tesis edildi. Halep'te bulunan sivillerin İdlip'e götürülmek üzere tahliyesi başladı. Bugüne kadar, bu ana kadar 7.500'ün üzerinde sivil Halep'ten, ateşin ortasından, cehennemden âdeta alınarak hayatları kurtarıldı ve İdlip'te hazırlanan yerlerine nakledildi.

Aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti olarak AFAD ve Kızılay marifetiyle ilk etapta 80 bin göçmen için hazırlıklarımızı başlatmış bulunuyoruz. İlk olarak 10 bin kişilik bir çadır kent; sağlık, barınma gibi tüm temel ihtiyaçlar karşılanacak. Sivil toplum kuruluşlarımızdan Halep'e yardım için âdeta yarış hâlinde kampanyalar düzenleniyor. Gönüllülük esasıyla çalışan bütün STK'larımıza, Halep'in yardım çağrısına sessiz kalmadıkları için ayrıca aziz milletimize teşekkür ediyorum.

Ancak üzülerek ifade ederim ki bu acıları, bu feryatları, bu katliamları dünyanın birçok ülkesi sadece seyrediyor, tıpkı daha önce Balkanlarda, Gazze'de olduğu gibi. Halep, bu asrın tarihine daha şimdiden kara bir leke olarak kaydolmuştur. Türkiye olarak biz bütün dünya ülkeleriyle görüşmeden, konuşmadan, iş birliğinden yanayız. Dış politikamızda temel felsefemiz, düşmanlıkları azaltmak, dostlukları çoğaltmak. Bunun için Rusya'yla ilişkilerimizi normalleştirdik, İsrail'le ilişkilerimizi normalleştirdik. Irak'ta, Suriye'de devam eden insanlık dramını sona erdirmek için Fırat Kalkanı Harekâtı'nı başlattık; Başika'da, Musul'da bir etnik temizlik hareketini önlemek için tedbirlerimizi aldık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye olarak dış politikamızda, özellikle bölgedeki duruşumuz çok nettir. Irak'ta söylediğimiz şudur: Musul, DEAŞ'tan mutlaka temizlenmelidir. Bunun için Ninova mücahitlerine gereken eğitimi Başika kampında, Gedu'da verdik. Ayrıca, Irak güvenlik kuvvetlerine gerekli desteği yapmayı teklif ettik. Peşmerge güçleri ve koalisyon güçleriyle birlikte harekâtın içerisinde yer alıyoruz. Buradaki hassasiyetimiz, gerek Musul'un gerek Telafer'in DEAŞ terör örgütünden temizlenmesiyle birlikte, meydana gelecek, bazı Şii milis gruplarca bir etnik katliama dönüşmesinin önüne geçmek, buradaki demografik yapının değişmesine yönelik yapılacak çalışmalardır. Bu konu bizim kırmızı çizgimizdir. Musul, Musulluların olmalıdır, sürekli; Telafer'deki yapı asla değiştirilmemelidir. Suriye için de görüşümüz çok nettir. Türkiye olarak bizim, Suriye'nin toprak bütünlüğüyle ilgili herhangi bir sorunumuz yoktur. Suriye'nin toprak bütünlüğü sağlanmalıdır, Suriye Suriyelilerin olmalıdır. Yarım milyondan fazla korumasız insanın kanına giren rejimin hayatiyetini sürdürmesi Suriye'de mümkün değildir. Mutlaka, oluşacak yeni yönetimin Suriye'yi teşkil eden bütün etnik yapıları temsil edecek şekilde oluşturulması ve tekrar bir istikrarsızlığa sürüklenmemesi en büyük hedefimizdir. Fırat Kalkanı asla bir genişleme, bir istila harekete değildir. Fırat Kalkanı'nın amacı bir yandan DEAŞ terör örgütüne karşı gereken temizliği yapmak, diğer yandan güney hudutlarımızdan ülkemize yönelen tehditleri ortadan kaldırmak, insanımızın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Allah'a şükür, bu noktada, 2 bin kilometreden fazla bir alan bütün terör unsurlarından; DEAŞ'tan, YPG'den, PYD'den temizlenmiş ve 17 binin üzerinde, ülkemizdeki göçmen Suriyeli kardeşlerimiz buralara dönerek yerleşmişlerdir.

Bizim meselemiz Irak'ta, Suriye'de yaşayan Kürtlerle değildir, Kürtlerle hiçbir meselemiz yok; bizim meselemiz Kürtleri de, Arapları da, Türkleri de, Türkmenleri de terör marifetiyle rahatsız eden, yerinden yurdundan eden PKK, onun uzantıları PYD ve YPG'yledir. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Bunun mutlaka bilinmesinde fayda vardır. Bazen bu konu maalesef farklı şekilde dünya kamuoyuna anlatılmakta, âdeta biz Suriye'deki, Irak'taki Kürtlere karşı düşman olduğumuz algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, burada söyleyeceğim şudur: Adı "PKK" olsun, adı "PYD" olsun, adı "YPG" olsun, bilmem ne olursa olsun bunların alayı teröristtir, terör gruplarıdır, asla ve asla bizim nezdimizde hiçbir yerleri yoktur. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Dost ve müttefik bildiğimiz Amerika'nın bir süreden beri PYD'yle, YPG'yle iş tuttuğunu biliyoruz. Bu konudaki rahatsızlığımızı en açık şekilde ifade ettik. Dediğimiz çok basittir: Bir terör örgütünü kullanarak bir başka terör örgütünü yok etmeye çalışmak olabilecek en büyük basiretsizliktir. Peki, yok ettiğiniz DEAŞ'tan sonra o terör örgütünü yok etmek için hangisini kullanacaktınız? (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) El Kaide'yi bitirmek için Taliban'ı kullandınız, şimdi Taliban başınıza bela oldu, onu nasıl yok edeceksiniz? Onun için, yol yakınken, inşallah, Amerika'nın yeni yönetimi bu fahiş hatadan dönecek ve yıllardır dost ve müttefiki olan Türkiye'nin bu uyarılarına erken bir kulak verecektir diye düşünüyoruz.

Değerli kardeşlerim, Kıbrıs meselesi, uzun zamandan beri gündemde olan bir meseledir, Kıbrıs'taki duruşumuz da çok nettir. Kıbrıs'ta eğer bir çözüm olacaksa bu çözüm, mutlaka adil bir yönetişim, dönüşümlü başkanlık, iki tarafın haklarına, hukukuna, toprak haklarına, mülkiyet haklarına saygı göstereceği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin etkin garantörlüğünün temin edeceği bir çözüm olmalıdır. Tabii, ortaya çıkacak çözüm, mutlaka ve mutlaka Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan, oradaki soydaşlarımızın vereceği bir karar olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileriyle ilgili de bugünlerde çokça sözler ediliyor. Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde bildiğiniz gibi, inişli çıkışlı dönemler oluyor, âdeta elli yılı aşan, 1960'lı yıllardan beri, Türkiye, Avrupa Birliğine üyelik yolunda bekleyen bir ülke konumunda. AK PARTİ döneminde, özellikle tam üyelik müzakerelerinin başlaması kararı alınmış ve bu konuda önemli mesafeler de katedilmiştir ancak geldiğimiz bu noktada, Avrupa Birliği maalesef bir kafa karışıklığı içerisine girmiştir. Buradaki temel problem, Avrupa Birliğinin siyasetçilerinin seçim zamanı geldiğinde, seçim kaygılarını ve seçim kazanma heveslerini tatmin etmek için Türkiye'yi seçim kampanyasına dâhil etmek gibi bir hastalıktır.

Bilindiği gibi, önümüzde, 5 Avrupa Birliği ülkesinde devlet başkanlığı, hükûmet başkanlığı seçimleri olacak. Dolayısıyla, bu önümüzdeki süreçte Türkiye bol bol yine Avrupa'da konuşulacak. Avrupa'nın bütün demokratik değerlerinden yanayız. Sadece Avrupa için değil, ülkemiz, insanımız hak ettiği için demokrasiye yönelik, insan haklarına yönelik, yapısal reformlara yönelik her türlü düzenlemeyi bugüne kadar yaptık. Bizim rahatsız olduğumuz şey çifte standarttır. Çifte standartlardan yana değiliz. Örnek, Fransa olağanüstü hâl kararı alınca saygılı, Türkiye'de darbe olunca kaygılı; OHAL kararı olunca "Kaygılıyız." diyorlar. Bu, işte çifte standarttır, Türkiye bunu kabul etmez. AB'nin bu çifte standart anlayışından dolayı biz de AB'nin gidişinden kaygılıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ümit ederim ki, bütün bu olanlardan sonra AB'de hâlâ vizyon sahibi, birliğin geleceğini düşünen liderler mevcut olmaya devam edecektir. Türkiye bugüne kadar verdiği her sözün arkasında durmuştur. Şimdi, zaman, Avrupa'nın, Avrupa Birliğinin verdiği sözlerin arkasında durma zamanıdır, vizeyi kaldırma zamanıdır, Gümrük Birliğini güncelleme zamanıdır; söz verdiği, göçmenlere, mültecilere yönelik yardımları gönderme zamanıdır. Laf değil, şimdi icraat zamanıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomi önemli. Buradaki hatipler ekonomi üzerinde çok kapsamlı değerlendirmeler yaptılar, kendilerine teşekkür ediyoruz. Ekonomide son on dört yılda önemli bir büyüme performansı yakaladık, bunu ifade etmek istiyorum; tabii, rakamları nasıl takdim ettiğinize bağlıdır. Rakamlara dans ettirerek, rakamları tersinden, düzünden okuyarak ekonomideki gerçekleri, yaşananları değiştirmek mümkün değildir. Rakamlar ne diyor? Millet ne diyor? Eserler ne diyor? Gelin buna bir bakalım: Türkiye'de iddia "AK PARTİ iktidarları döneminde efendim, büyüme önceki dönemlerin altında kaldı." Acaba durum böyle mi, buna bir bakmakta fayda var. Şöyle, şimdi, büyüme rakamlarına bakalım: Küresel kriz sonrasına baktığımız zaman, 2010-2015 arasında ekonomimiz yüzde 7,4 büyümüş; Türkiye ekonomisi 2003-2015 arasında yüzde 5,9 büyümüş ortalama; 2016'yı esas alırsak, 2003-2016 arasında da 5,6 büyümüştür. Dünya büyümesi ne kadar? Dünyanın ortalamasını söylüyorum, bu tarihler arasında yüzde 4,3. Yüzde 4,3 mü büyük; 5,9 mu büyük? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye'nin dünya ticaretinden aldığı pay binde 5'in altındaydı, şimdi binde 96'ya çıkmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Efendim, bütçenin faize gittiği konusu burada gündeme geldi. Bütçenin ne kadarı faize gitmiş? Rakamlarla söylerseniz başka bir şey, oranlarla söylerseniz başka bir şey. Asıl olan oranlardır. Bütçenin 2002'de yüzde 43'ü faize gidiyor, gelmişiz, gelmişiz 2015'e, bu sefer bütçenin yüzde 10,5'u faize gider hâle gelmiş. Yüzde 43'ten yüzde 10,5'a. 2016'ya gelmişiz, yüzde 8,9'u faize gitmiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi soruyorum: Yüzde 43 nere, yüzde 8,9 nere? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir de millî gelire oranlarını söyleyelim: 2002'de faizin millî gelire oranı yüzde 14,8. 2016'da ne olmuş? Yüzde 2,4. İşte bu kadar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, peki, faiz eğer yüzde 43 oranında devam etseydi daha çok ödeyecektik, aradaki fark daha fazla olacaktı, dolayısıyla yatırıma ayıracağımız, sağlığa ayıracağımız, eğitime ayıracağımız, ulaşıma ayıracağımız, sosyal desteklere ayıracağımız paralar çok daha fazla olacaktı. Şimdi, ne oldu peki? Yani bir faize gitti de ne oldu? Bakın, az önce söyledim. 2002'de yüzde 43, 2016'da yüzde 8,9. 100 liralık verginin 86 lirası faize gidiyordu değerli arkadaşlar, 86 lira. Şimdi ne kadar? 11 lirası faize gidiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Geriye kalanını ne yapıyoruz? Bölünmüş yol yapıyoruz, tünel yapıyoruz, köprü yapıyoruz, hastane yapıyoruz, okul yapıyoruz, stadyum yapıyoruz ve memleketin, milletin ihtiyacı olan eserleri yapıyoruz.

Şimdi, bölünmüş yolların Türkiye'de hayat kurtardığını hepimiz biliyoruz. Bu arada, Sayın Kesici, sizin ulaştırma projelerine, iletişim projelerine ilginizi biliyorum ama bölünmüş yolla duble yolun bir farkı yok. Sadece biz "duble yol" kullanmıyoruz, Türkçesini kullanıyoruz; "bölünmüş yol." (AK PARTİ sıralarından alkışlar) "Bölünmüş yol" dediğimiz yollar iki gidiş, iki gelişi olan otoyol kalitesindeki yollardır. Dolayısıyla bölünmüş yollara bizim bugüne kadar harcadığımız miktar 130 milyar liradır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 130 milyar lira harcadık yollar için, 18.500 kilometre yol yaptık ama bu yolların içerisinde sadece yol yok, 89 kilometre tünel var, 311 kilometre viyadük var, sanat yapısı var, menfezler var.

Buradan küçük bir hesap yapalım: Bölünmüş yolların bir yıl içerisinde zamandan ve yakıttan sağladığı tasarruf 20 milyar lira, sadece iki kalemden bahsediyorum. Ayrıca, havaya daha az egzoz verildiği için, dur-kalk olmadığı için 3,5 milyon ton karbondioksit gazı atmosfere verilmemiş ve çevre kirliliğinin önüne geçmiştir. Yetmedi, bölünmüş yollardan sonra trafik kazalarında, ölümlü kazalarda yüzde 62 azalma olmuş. Ne yaptık? Yolları böldük, hayatları kurtardık; yolları böldük, milleti birleştirdik. Yolları böleriz, Türkiye'yi böldürtmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, işte o, faize gitmeyip tasarruf ettiğimiz paralardan neler yapmışız: Demir yollarını... Ankara-Konya'ya hızlı tren yapmışız, Ankara-İstanbul'a hızlı tren yapmışız, Ankara-Sivas-Yozgat hızlı treni tüm hızıyla devam ediyor, Konya-Karaman bitmek üzere, Karaman-Ulukışla-Mersin inşaatı başladı, Ankara-Afyon-İzmir hattı yapılıyor. Daha çok var. Zamanım daraldı, üç dakikam var; burada bırakayım.

Baraj olarak, elli üç yılda 128 tane baraj yaptık, göletleri demiyorum, 30 metre gövde yüksekliği ve üzerinde olan baraj. Bunların arasında Türkiye'nin değil, dünyanın en yüksek gövde yüksekliğine sahip barajları da var, 300 metreye yakın. 128'e karşı 411 baraj yapmış, bitirmişiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Nitelikli yatak sayımızı yüzde 6'dan yüzde 50'ye çıkarmışız.

Bununla da kalmamışız, nihayet, eğitimde 270 bin yeni derslik açarak öğrenci sayımızı büyükşehirler dışında 25'in altına düşürmüşüz. Hedef, okul öncesi eğitimi 2019'a kadar yüzde 100'e çıkarmak; hedef, 2019'a kadar tek tedrisata geçmek; sabah, öğlen, tek tedrisat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Daha birçok örnek var. Daha bu kadar var ama bütün bunları geçiyorum, zamanım gerçekten çok azaldı. Tabii, yapılan iş çok olunca zaman yetmiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Sayın Başkan zaman verir.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Artık, Başkanın takdirine bağlı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sabaha kadar burada kalmamız lazım.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Ben sizlerin zamanını da almak istemem.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, tabii ki bu ülke için, Türkiye için bugüne kadar her dönem taş üstüne taş koyan, emeği olan herkese milletimiz adına şükranlarımı sunuyorum. Bu da bir vefa borcudur, bunu da yerine getirmemiz lazım.

Değerli kardeşlerim, şöyle bir şey söylememiz lazım: Şimdi, bir ekonomik kriz var, 8 Kasımdan itibaren küresel anlamda piyasalarda bir dalgalanma var. Bu dalgalanma Türkiye'nin krizi değildir. 2000-2001, Türkiye'nin kriziydi. 2008-2009'la başlayan kriz, küresel bir krizdir. 2006'da da biz benzer krizi yaşadık. O bizim krizimizdi, atlattık. 2010'da yaşadık, onu da atlattık. 2013'te Gezi olaylarında yaşadık, onu da atlattık. Şimdi bu krizde, bir ay içerisinde, gelişmekte olan ülkelerin tamamının paralarında bir değer kaybı oldu, Türkiye de bunlar arasında. Bizim Anadolu'da bir laf var: "El ile gelen düğün bayram."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Başbakan, üç dakika daha devam edelim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ama, buna bağlı kalmıyoruz, tedbirimizi alıyoruz, bunlar gelip geçecek. Bunlara göre geleceği inşa edemeyiz ama tedbirimizi de almak zorundayız. Aldığımız tedbirler nedir? Bunlar çok açık, bir kere 65'inci Hükûmetin Programı'nda dedik ki: "Bizim önceliğimiz reel sektör. Üreten, yatırım yapan, istihdam oluşturan ve ürettiğini satarak ülkenin refahına katkı yapan sektörlere öncelik vereceğiz." Buna yönelik bir dizi tedbir aldık. Bir yandan darbecilerle mücadele ettik, bir yandan da bu yüce Meclis çalışarak -hepinize teşekkür ediyorum- Türkiye'nin ekonomisiyle ilgili, geleceğiyle ilgili çok önemli kararlar aldınız. Bakın, vatandaşlar, iş âlemiyle barıştık, uzlaştık. Ne oldu, biliyor musunuz? Bugüne kadar SSK borcu olan, vergi borcu olan, gümrükte borcu olan -toplam 124 milyar lira- 10 milyon vatandaşımız borçlarını yeniden yapılandırmak için müracaat etti ve bir ay içerisinde bu paranın da 14,5 milyar lirası kasaya girdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu kadar büyük kriz olan bir ülkede bu olur mu? Vatandaş para ödemek için kuyruğa girer mi? Doğru, kuyruk var; eskiden de kuyruk vardı, dolar satın almak için kuyruk vardı, şimdi dolar bozdurmak için kuyruk var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, güven ve istikrarın bir yansımasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tedbirlerimizi aldık. "Dünyada kriz var, biz ne yapalım?" diyecek hâlimiz yok. 8 Aralıkta aldığımız kararla 250 milyarlık, iş âlemine yeni kredi hacmi oluşturduk. İhtiyaç ne kadar? 40 milyar. Dedik ki: "Biz fazla tedbir alalım. 40 milyar mı istiyorsunuz? Buyurun 250 milyar." Cazibe merkezlerinin teşvik programını açıkladık, daha resmî başvuru yapmadan müracaat edilen projelerin tutarı 8 milyar. Çünkü gerçekçi projeler ortaya koyduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Başbakan, toparlar mısınız efendim.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Toparlıyorum efendim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tabii ki güven ve istikrar Türkiye'nin geleceğinin teminatıdır. Dünyanın her yerinde yaprak kımıldamazken Türkiye büyük projeleri birer birer hayata geçiriyor; Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Marmaray ve önümüzdeki salı günü de Avrasya Tüneli'ni açıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Avrasya Tüneli, dünyanın deniz altından geçen en derin tünelidir. Bütün milletvekillerimizi, -muhalefet, iktidar- sayın genel başkanlarımızı Türkiye'nin gurur projesi olan bu projenin açılışına da davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şunu unutmayalım: Türkiye'nin 1950 yılındaki millî geliri 6,9 milyar dolardı, bugün sadece Osmangazi Köprüsü, İzmir-İstanbul otoyolunun değeri 9 milyar dolardır, Türkiye'nin millî gelirinin yüzde 50'sinden fazladır. Türkiye'nin nereden nereye geldiğini en güzel gösteren bir örnektir.

Bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, emeği geçen herkese tekrar şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye'nin yarını bugününden daha güzel olacak, hiç endişe etmeyin. Vatandaşlarımız rahat olsun, terörü de Türkiye'nin içeride, dışarıda geleceğine karşı koymaya çalışan şer odaklarını da yok edeceğiz. Sırtını dağa değil, millete dayayanlarla yolumuza kararlı bir şekilde yürüyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından "Bravo!" sesleri, ayakta alkışlar)