Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:40
Tarih:14/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar döneminin Türkiye Büyük Millet Meclisinde 15'inci bütçe görüşmelerini yapıyoruz. Hiçbir zaman bu koşullarda bütçe tartışılmadı. 2002'de partiyi iktidara getiren milletvekillerinin artık pek azı bu sıralarda, Sayın Ilıcalı'yı karşımda görüyorum.

Bugün Genel Kurulda olmayan 22'nci Dönem iktidar milletvekillerinin ne düşündüğünü gerçekten merak ediyorum. Aralarından bazılarının ülkenin içine getirildiği bu durumdan kaygılı ve üzgün olduklarını biliyorum. Herhâlde hedefleri bu değildi. Geçen yıl terör saldırılarında 300'den fazla kurban veren Türkiye, dünyada terörizmden en çok zarar gören ülkeler arasında. Yerimiz bazı Orta Doğu ve Afrika devletleri grubunda. İstanbul Beşiktaş'taki İnönü Stadı'nın yakınlarında hain saldırının olduğu gece Mısır, Somali, Nijerya ve Yemen'de de katliamlar yaşandı. Nijerya'da Boko Haram'ın şüpheli göründüğü saldırıda intihar eylemcileri 7 ve 8 yaşlarında iki kız çocuğuydu. Bizim yüreğimiz ise "Babam neden o kutunun içinde?" diye soran şehidin küçük çocuğu için parçalandı. Hayatını kaybeden gençlerin bir bölümü atanamadığı için Çevik Kuvvete katılan öğretmenlerdi yani bu şu demek: Belki güvenlik konusunda eğitimleri bile yoktu.

Doğrusu, kimse kendini, çocuklarını artık güven içinde hissetmiyor. Her gün çeşitli saldırı ihtimalleri gündeme getiriliyor ve ne kadar korkunçtur ki bazıları gerçekleşiyor. Evet, terör, dünyanın başındaki en büyük dert ama çağdaş ülkelerde, bazı ülkelerde vatandaşların gördüğü zararların sorumluları aranıyor ve gereğini yapıyorlar.

Nasıl bu hâle geldik? Bütün İslam dünyası içinde Avrupa Birliğine girme şansı bulunan tek ülkeydik. Bugün bırakın adaylık sürecini, zaten müzakereler son on yılda donmuştu, 60 ülkenin yararlandığı serbest dolaşımdan dahi mahrumuz. Daha da ötesi, 1949'dan beri kurucu üyesi olduğumuz ve insan hakları ile demokrasinin kalesi olarak bilinen Avrupa Konseyinde bile on yıl öncesine göre itibar kaybına uğradık. Oysa Avrupa kurumları, Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye'deki atılımlarını ne kadar çok desteklemişlerdi; reform paketleri, işkenceye sıfır tolerans, DGM'lerin kaldırılması, OHAL'in sona ermesi, Ceza Kanunu, Medeni Kanun'da değişiklikler. Gerçi o zaman da laikliğin ve cumhuriyet değerlerinin aşındırılmasından endişe edenlerde bir gizli gündem kuşkusu vardı ama en önemlisi, arkadaşlar, darbeler dönemi kapanmıştı. 15 Temmuzda dehşetle gördük ki cumhuriyetin artık hayatta olmayan kurucularıyla uğraşırken ülkenin bugünkü yöneticileri en yakınındakilerin ihanetine uğramışlar. Cumhuriyetin bütün kurumları, başta Türk Silahlı Kuvvetleri, bakanlıklar, yargı, üniversiteler yıllardır bir gizli örgütün varlığından kaygı duyanların uyarılarına rağmen işgal altına alınmıştır. Geçenlerde Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu Avrupa Konseyinde kendi Bakanlığında 500'ten fazla çalışanın FETÖ şüphelisi olarak açığa alındığını açıkladı. Dışişleri gibi önemli bir bakanlığın bu hâle gelmesine orada bulunanlar hayret ettiler. E, böyle olunca tabii dış politikada hata üstüne hata yapılması olağandır.

Değerli arkadaşlar, Orta Doğu'da hem İsrail hem de Filistin'le görüşebilen, sözü dinlenen, saygın bir ülkeydik. Cumhuriyetin kurulmasıyla bir zamanlar egemenliğimiz altındaki ülkelere kendi kaderlerini tayin etmek için başarılar dilemiştik. Bu yolda egemenliğini Kurtuluş Savaşı'yla kazanan Türkiye bölgede model ülke konumundaydı. Komşularımızın içişlerine karışmıyorduk, yayılmacı emeller beslemiyorduk. Birinci Dünya Savaşı'ndaki macera heveslilerinin yıkıcı sonuçlarını Sevr'i silerek Lozan'da temizleyebilmiştik. Aynen bu sözleri bugün Sayın Cumhurbaşkanı söyledi. Ne güzel. Evet, Lozan her şeyden önce bir barış anlaşmasıydı. Hedefimiz yurtta barış dünyada barıştı ve son yıllara kadar bu çizgiden sapmamıştık. Oysa son yıllarda bir onunla, bir bununla kavga edip sonra barışıyoruz. Olan bu değişken politikanın kurbanı olan vatandaşlarımıza oluyor. Rusya krizinin faturası 10 milyar dolar. Evet, bir zamanlar ekonomide yapısal ve kurumsal düzenlemelerle büyüme hızımız yüzde 6'ya çıkmıştı. Müteahhitlerimiz, Türk Hava Yolları gibi kuruluşlarımız hatta dizi filmlerimiz dünyadaki en iyi temsilcilerimiz olmuştu. Ekonomideki gerilemeyi arkadaşlarımız rakamlarla ortaya koydular. Ama böyle önemli bir alanda bile yetkililerin açıklamaları hayret vericidir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkan Vekili büyüme verileriyle ilgili yeni hesaplamada uluslararası standartlarda bir çalışma yaptıklarını belirtirken Avrupa İstatistik Kurumu EUROSTAT'la teknik düzeyde yakın ilişkilerinin kanıtı olarak EUROSTAT uzmanlarının bizden kız aldığını söylemiş. Yani bunun bir bilimsel açıklaması var mı bilemiyorum. Ayrıca bence pek iyi bir haber de değil, "Çalışan Annelerin Bin Günü" araştırmasına göre, Türkiye'de çalışan her 4 kadından 1'i evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra işten ayrılıyor.

Kadın istihdamı son yıllarda artış gösterse de hâlâ yüzde 30 civarında, AB ortalaması yüzde 66. OECD ülkelerinin arasında sonuncuyuz.

Geçenlerde kıl payıyla atlattığımız utanç önergesi eğer CHP milletvekilleri olmasaydı gece yarısı geçecekti.

Bütçe görüşmeleri sırasında Bakanlar Kurulu ve bürokratların arasında neredeyse hiç kadın olmaması gerçeği zaten yansıtıyor.

Değerli milletvekilleri, gönül isterdi ki, herhangi bir parlamenter sistemde olduğu gibi, burada sorunlarımızı tartışalım ve çözüm bulalım. Bütçenin son gününde muhalefet milletvekillerinin haklı eleştirilerinin dikkate alındığını gördük mü? Oysa cumhuriyet tarihinde bazı bakanlık bütçelerinin Meclisteki milletvekilleri tarafından reddedildiği olmuştu. Bakın, özellikle arkadaşlarımız ülkenin geldiği eğitim düzeyi konusunda kaygılarını gündeme getirdiler. PISA sonuçları açıklandığında Avrupa Konseyi toplantısı için Paris'teydim. Fransa OECD ortalamasını ancak tutturduğu için iktidar da, muhalefet de sistemi sorguladı. Mardin'de, yıllar öncesinde ilköğretim ve lise eğitimi gören bir Aziz Sancar'ın en önemli bilim ödüllerinden Nobel'i kazanması dün ile bugünü kıyaslamak için iyi bir örnek değil midir? Bugün çocuklarımızın mahallelerindeki okullara gitme olanağı kalmadı. 4+4+4'ü ikinci yarıda terk eden ve açık eğitime yönlendirilen yüz binlerce öğrenci var.

Gelelim demokrasinin dördüncü gücü basın özgürlüğüne: Son yayınlanan uluslararası medya izleme kuruluşlarına göre Türkiye dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesi ifade özgürlüğü ve gazetecilerin haklarını belirlemiş. Birinci bölümde, halkı bilgilendirme görevi ve gazetecilerin her türlü baskıdan korunması gerektiği yazıyor. Ama ikinci bölümde gazetecilerin sorumlulukları ve sınırları da vurgulanıyor. Bu konuda en önemli nokta gerçeği yazmak. AİHM içtihatlarına göre, özellikle siyasetçilerin başka kişilere göre eleştiriye daha hoşgörülü olmaları, kendilerini rahatsız eden haberlerin de ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu kabul etmeleri gerekiyor. Bu arada, Avrupa Konseyi ülkelerinin pek çoğunda gazetecilik en tehlikeli mesleklerden görülüyor. Bazı ülkelerde muhalif gazeteciler doğrudan öldürülüyor, çatışma alanlarında hedef oluyor, iş güvenliği yok, otosansür son derece yaygın. Terörle mücadele konusunda da basının rolü önemli ama halkın haber alma özgürlüğünün kısıtlanmaması gerekiyor, hele yolsuzluk mücadelesinde gazetecilerin engellenmesi kabul edilemez.

Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) Türkiye değerlendirme raporlarında, ifade edilen aksaklıkların düzeltilmesi gerektiğini vurguladı. GRECO, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, yargıç ve savcılar konusunda etik ilkeler, davranış kuralları oluşturulması, hukuk dışı faaliyetlerin engellenmesi, mal ve gelir beyanlarında bulunulması gibi konulara işaret ediyor.

Tabii, bizdeki esas sorun yargı bağımsızlığı konusundadır. Bir hukuk devleti miyiz değil miyiz? Bundan birkaç yıl önce başka gazeteciler ve milletvekilleri hapisteydi, yıllarca özgürlüklerinden mahrum kalan bu kişilerden "Yanlışlık yapıldı." diye özür dilendi; bugünkü uygulamaların ileride nasıl değerlendirileceğini de bilmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, sonuç olarak, hepimiz bu ülkede kardeşçe yaşamının yollarını bulmalıyız. Bugünkü teröre karşı liderler buluşmasının olumlu sonuç vermesini diliyor, saygılar sunuyorum.

En son konuşmacıydım, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)