Konu:AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFLERİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:75
Tarih:07/03/2012


AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN TASARISI VE TEKLİFLERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Tüm dünya ve ülkemiz kadınlarının eşitlik, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemlerini dile getirdikleri 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, az önceki konuşmacı arkadaşlarımızın, milletvekillerimizin, bu kanunun görüşmelerinde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun esas komisyon olmaması konusundaki görüşlerine katılmakla birlikte, Komisyonumuzun, bu kanunun uygulamada, özellikle uygulama konusunda hassasiyetler konusunda izleyici ve takip edici bir esas komisyon olarak görev yapacağını buradan duyurmak istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının tanımlandığı 17'nci maddesi ile herkesin yaşam hakkını garanti altına almayı ve kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağını taahhüt eder. Kadına karşı şiddet bu anayasal hakkın ihlali anlamına gelmekte, bu ihlalin önlenmesi için devlete önemli sorumluluklar düşmektedir.

Yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre ülke sınırları içinde yaşayan herkesin sağlıklı bir çevrede yaşayabilmesi bir devlet görevidir. Biyolojik ve fiziksel çevrenin yanında sosyal çevrenin de sağlıklı olması bireyin en temel anayasal hakkıdır.

Bu bakımdan, şiddetin tanımına bakacak olursak, şiddet, kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesi ve acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış biçimi olarak tanımlanmaktadır.

Kadına yönelik şiddet ise, kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan her türlü tutum, davranış ve şiddet biçiminde tanımlanmaktadır.

Şu bilinmelidir ki, kadına yönelik şiddet sorunu ne Türkiye ile başlamıştır ne de Türkiye'ye özgüdür.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından on ülkede 24 bin kadınla görüşülerek gerçekleştirilen araştırmaya göre, eşleri tarafından fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı ülkeden ülkeye yüzde 13 ile yüzde 61 arasında değişmektedir. Bir başka araştırmada ise Amerika Birleşik Devletleri'nde her 15 saniyede 1 kadının kocasının, partnerinin fiziksel şiddetine maruz kaldığı ortaya konulmuştur.

Türkiye'de Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu tarafından 1993 ve 1994 yılları arasında yürütülen "Aile İçi Şiddetin Sebep ve Sonuçları" adlı ilk ulusal çaptaki araştırmadan sonra, 2006-2007 yılları arasında Altınay ve Arat tarafından yürütülerek TÜBİTAK'ın desteğiyle on sekiz ayda tamamlanan "Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet: Sorun Tespiti ve Mücadele Yöntemlerinin Analizi" adlı ulusal çaptaki 2'nci araştırmada kadına yönelik şiddet konusunda çok çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmaya göre, hayatı boyunca eşinden an az 1 defa şiddet görmüş kadınların oranı Türkiye örnekleminde yüzde 35, Doğu örnekleminde yüzde 40'tır. Bunların Türkiye örnekleminde yüzde 49'u, Doğu örnekleminde ise yüzde 63'ü bu durumdan kimseye bahsetmediğini söylemiştir. Yani Türkiye'de kadınların 1/3'ü fiziksel şiddete maruz kalmakta, bunların da sadece 1/4'ü açığa çıkmaktadır. Dolayısıyla, yaşanan şiddet çoğunlukla gizlenmekte, şiddet gören kadınlar bununla tek başına mücadele etmek durumunda kalmaktadırlar.

Kadına yönelik şiddet uluslararası toplumun gündemine "kadının insan hakları" kavramı çerçevesinde girmiştir. Türkiye'de ise özellikle 80'lerden sonra kadına yönelik şiddetle mücadele için yürütülen kampanyalarla konu kamuoyu gündeminde yer almıştır. 90 yılında Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün kuruluşu bu konudaki ilk somut ve önemli gelişme olmuştur.

Toplumsal yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasını ve kadın-erkek rollerine dayalı ön yargıların ve ayrımcılık içeren uygulamaların ortadan kaldırılmasını amaçlaması nedeniyle "kadınların insan hakları beyannamesi" olarak da tanımlanan Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanmış ve 86 yılından itibaren de yürürlüğe konulmuştur. Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi'nin 99'da aldığı 12 sayılı Genel Tavsiyesi, devletleri kadına yönelik şiddetle mücadele etmeye davet etmiştir. Bu konuda istatistiksel verilere ihtiyaç duyulduğunu belirlemiştir. Komitenin 92 yılında 19 sayılı bir tavsiyesi ise -genel tavsiyesi ise- toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti, kadınların erkeklerle eşit hak ve özgürlüklerden faydalanabilmelerini engelleyen bir ayrımcılık türü olarak tanımlamıştır. Bu karar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından yayınlanan Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'ne de temel teşkil etmiştir. Bu Bildirge, devletlerin "gelenek, görenek veya din" gibi gerekçeler öne sürerek kadına yönelik şiddetle mücadele alanındaki sorumluluklarını aksatmamaları gerektiğini vurgulamıştır.

Aile içi şiddete maruz kalan kadınların korunması amacıyla 98 yılında yürürlüğe giren ve 2007 yılında yeniden düzenlenen 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun'la önemli bir adım atılmış ve hem "aile içi şiddet" kavramı ilk kez hukuksal bir metinde tanımlanmış hem de aile içinde şiddete maruz kalan bireylerin korunmasına yönelik olarak aile mahkemesi hâkimleri tarafından alınabilecek tedbirler düzenlenmiştir.

Bu gelişmeleri takiben, 11/10/2005 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde töre ve namus cinayetleri ile kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir komisyon kurulmuş ve komisyonun raporu esas alınarak kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için alınması gereken önlemler ve sorumlu olacak kuruluşların belirlendiği 2006/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi yayınlanmıştır. 2006/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi, konunun ülke gündemine oturması ve en üst düzeyde sahiplenilmesi bakımından bir milat olmuş, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi bir devlet politikası hâline getirmiştir. Uygulamanın geliştirilmesi için Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı hazırlanmıştır.

Türkiye'nin hazırlanmasına öncülük ettiği Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Sözleşme, Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzaya açılmış ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu on üç ülke tarafından imzalanmıştır. Sözleşmeyi imzalayan ilk ülke olan Türkiye, Meclisinde 25 Kasım 2011 tarihinde onaylayarak yasalaştıran ilk ülke olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Başkanlığını yaptığım Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, kadınının sağlık hakkı, insan hakkı, maddi ve manevi bütünlük hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, çalışma hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanmasını engelleyen ve toplumun kanayan bir yarası olan kadına yönelik şiddet konusunda duyarsız kalmamıştır. Bu bağlamda, Komisyon olarak, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde mevzuattaki ve uygulamadaki noksanlıkların tespitine ilişkin bir alt komisyon oluşturulmuş, konuyla ilgili uzman kişiler dinlenilmiş, yerinde incelemeler gerçekleştirmiş ve bütün bu görüşmelerden elde edilen bulgulara dayalı olarak da, kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin mevzuattaki ve uygulamadaki noksanlıklar tespit edilip çözüm önerileri geliştirilmiştir. Söz konusu rapor ilgili tüm kurumlara gönderilmiştir.

Yine bu dönemde, bu çalışma döneminde İnsan Hakları Komisyonu tarafından, kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla "Kadın ve Aile Bireylerine Yönelik Şiddetin İncelenmesi" başlıklı bir alt komisyon kurulmuştur, komisyon çalışmalarını tamamlamıştır.

Tüm bunların ışığında, 4320 sayılı Kanun'un ihtiyaçlara cevap vermemesi gerçeğinden hareketle ve reformist bir anlayışla yeni bir kanun tasarısı hazırlanmıştır. Tasarının hazırlanmasında şiddet konusu olay ve süreçlerden, konuyla ilgili STK'ların gözlem, talep ve önerilerinden, akademik çevrelerden ve yargı pratiğinden en üst düzeyde yararlanılmıştır. Yani tasarı, toplumsal katılımı ve birikimi esas alan bir zeminde geliştirilmiş ortak bir çabanın ve iş birliğinin somut bir neticesidir.

Tasarının amacı ise şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Tasarının 1'inci maddesinde amaç ve kapsam açık bir şekilde ortaya konulmaktadır. Salt evlilik birliğinden kaynaklanan şiddetin engellenmesi değil, aksine 4721 sayılı Kanun uyarınca kurulmuş bir evlilik birliğinden ari olarak maddede zikredilen şiddet mağdurları da korunduğundan CEDAW'ın taraf devletlere yüklediği "kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın gerekli tedbirlerin alınması" yükümlülüğü de yerine getirilmiş olmaktadır.

Diğer taraftan, şiddetin engellenmesi ve önlenmesi amacıyla gerek mülki amirlere gerek hâkimlere ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde de kolluk amirlerine tedbir alabilme yetkisi verilerek en hızlı şekilde sonuç alınmasının yolu açılmaktadır yani 4320 sayılı Kanun'da şiddetin engellenmesi ve önlenmesine ilişkin tedbirler yetersiz olmasına rağmen tasarıda kapsamlı ve sonuç odaklı tedbirlere yer verilmiştir.

Etkin uygulamayı sağlamak için tasarıda yer alan önemli yenilik ise zorlama hapsidir. Zorlama hapsi, bir suç karşılığı uygulanan ceza yaptırımı değil, aksine şiddet uygulayanı tedbir uygulamaya zorlamayı amaçlayan önleyici nitelikte bir müessesedir. Mevcut uygulamada tedbir gereklerine aykırı davranılması hâlinde oluşan suç nedeniyle açılan davaların uzun sürmesi ve öngörülen hapis cezalarının ise çok nadiren uygulanması dolayısıyla caydırıcılık etkisi olmadığı yolundaki haklı eleştiriler tasarıda zorlama hapsi müessesesi ile giderilmektedir.

Bu tasarının getirdiği en önemli yeniliklerinden bir tanesi de şiddete maruz kalmış bireyin mağduriyetinin çok kısa sürede giderilmesi, hizmetlerden ücretsiz yararlanması ve şiddeti uygulayanın da rehabilite edilmesidir.

Kanun tasarısı, imza koyduğumuz ve Meclisimizden geçerek yasalaşmış uluslararası anlaşmalara uygun olarak, şiddete maruz kalan kadınlarımızla ilgili koruyucu ve önleyici tedbirlerle, sadece şiddete maruz kalan kadın hakkında tedbir almak değil, bu şiddetin meydana gelmesini önleyici tedbirleri de almayı hedeflemiştir. Bununla birlikte, şiddete maruz kaldıktan sonra ikincil bir mağduriyete maruz kalmaması da bu tasarının getirdiği önemli düzenlemelerden biridir.

Verilecek koruyucu tedbir kararlarının takibinin teknik araç ve yöntemler kullanılmak suretiyle de yapılabileceği, buna ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür. Teknik yöntemlerle takip, şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali olan kişiye yönelik olarak çeşitli alternatifler aslında görüşülmüştür. Bunu bugün kanunda da belki detaylandıracağız. Elektronik kelepçe veya bileklik, korunan kişinin sabit ev içi ikaz cihazı veya mağdura hareket özgürlüğü tanıyan ev dışında da kullanabileceği telefon görünümlü mobil cihazın kullanılması gibi yöntemlerle de yapılabilecektir.

Değerli milletvekilleri, koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak kullanılmasına yönelik destek hizmetlerinin verildiği ve izleme çalışmalarının yedi gün yirmi dört saat esası ile yürütüldüğü şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması öngörülmüştür. Mağduru korumaya yönelik sadece koruyucu ve önleyici tedbirlere karar vermek değil, aynı zamanda bu tedbirlerin uygulanabilirliği ve takibi anlamında bu merkezlerin kurulmuş olması şiddetle mücadelede önemli bir adımdır.

Bu tasarı ile hâkim tarafından alınacak koruyucu ve önleyici tedbirlere geniş bir şekilde yer verilmiştir. Tedbir kararlarının hızlılığı ve gizliliği için düzenlemelere gidilmiş olması da bu tasarının önemli yeniliklerindendir. Bununla birlikte, sadece şiddete maruz kalmış kişileri değil, aynı zamanda asılsız bir şekilde suçlanan tarafları da koruyucu itiraz müessesine de yer verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarıda ihbar mükellefiyetinin getirilmesi önemli yeniliklerden yine bir tanesidir. İhbarı alan kamu görevlisi için de gecikmeksizin kanun kapsamında görevini yerine getirmek yükümlülük hâline getirilmiştir.

Son olarak da, bu kanun kapsamında mağdura yönelik geçici maddi yardım yapılmasıyla nafaka ile kolaylaştırıcı hükümlere harç, masraf ve vergilerden muafiyet, şiddet mağdurunu korumaya yönelik düzenlemeler olduğu belirtilmektedir.

Ben öncelikle tasarıda emeği geçen başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımıza, komisyonlarda görev yapan değerli milletvekili arkadaşlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza, akademisyenlerimize, bürokratlarımıza velhasıl emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum. Kanunumuzun milletimize, ülkemize ve ülkemiz kadınlarına hayırlı olmasını temenni ediyorum ve özellikle şiddet konusunda, gerek kadına karşı şiddet gerek toplumsal şiddet konusunda toplumun tüm katmanlarının ve kurumlarının hassasiyetle bu konu üzerine eğilmesi gerektiğini düşünerek bu konuda topyekûn bir mücadele verilmesini, başta Meclisin -şiddetle ilgili- topluma örnek olacak davranışları sergilemesini, bu davranış kalıplarının düzeltilmesi konusunda topyekûn bir çalışma yapılması gerektiği inancımla, yine bir son dörtlükle sizleri selamlamak istiyorum, diyorum ki:

"Kavgayı ağacın yaprağına yazmak isterdim,

Sonbahar gelsin yapraklar dökülsün diye.

Nefreti bulutların üstüne yazmak isterdim,

Yağmur yağsın bulutlar yok olsun diye.

Öfkeyi karların üstüne yazmak isterdim,

Güneş açsın karlar erisin diye.

Sevgiyi ve dostluğu yeni doğmuş, tüm bebeklerin kalbine yazmak isterdim,

Onlar büyüsün tüm dünyayı sarsın diye."

Sevgiyle, dostlukla kalın diyorum, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gönül.