Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 8'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:39
Tarih:13/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 8'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Görüşülmekte olan 2017 yılı Ekonomi Bakanlığı bütçesi ile 2015 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, özellikle, bütçeler, burada rakamsal bazda konuşulmaz ama genel bir değerlendirme yapmak sektörle ilgili, konuyla ilgili daha çok genel temayüldür, fakat bütçelere de biraz dokunmak lazım.

Sayın Bakan, 2015 yılı harcaması başlangıç ödeneğinin yüzde 26,5 üzerinde -yanlışım varsa söyleyin- 2016 yılı başlangıç ödeneği 2015 yılı harcamasının altında. 2016 harcama muhtemelen başlangıç ödeneğinin çok üstünde olacak. 2017 bütçesi, 2016 başlangıç ödeneğinin yüzde 135 üzerinde.

"İhracatçılara para vereceğiz." falan diyebilirsiniz ama bu da önünüzü görmemek, bu kadar artış bir sıkıntıya delalettir, öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.

Sizinle hemşehriyiz Sayın Bakan, bir de hukukumuz var. Sizin bütçeler geldiğinde hakikaten iyi bir şeyler söylemek istiyorum ama, ya işlerin ters gitmesinden ya da dış ticaretin durumundan iyi bir şey söylemek hakikaten mümkün olmuyor, çok zorluyorum, hayırlısı olur inşallah.

Şimdi, bizim o tarafta, durumu iyi olmasa da insanlara bir şey sorarsınız: "Nasılsın? Şükür Allah'a iyiyim amma..." "Ee?" "Dadı yok Emin Abim..." Dış ticaretin tadı yok. Siz geldiğinizden beri böyle. Şimdi bunu bir oturur konuşuruz, ama genel anlamda, genel ekonomiyle ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum.

Şimdi, ekonomi üçüncü çeyrekte yüzde 1,8 küçüldü oynanan rakamlara rağmen, makroekonomik hedefler tutturulamıyor, makro büyüklükler hesaplanamıyor, Türk lirası aşırı değer kaybetti, işsizlik yüzde 11,5'a geldi, enflasyon baskısı arttı. Kriz dönemlerinde bile zor görülen bir sürecin içine girdik. 2016 yılında 9.343 dolara gerileyen kişi başına gelir bugünkü kurdan 7.850 dolara düşmüş, Suriyelileri hesaba katarsak 7.500 civarında. Dün açıklanan millî gelir rakamlarına göre, 2015 yılı yurt içi hasılası 720 milyardan 860 milyar dolara, kişi başına gelir 9.250 dolardan 11.400 dolara yükselmiş. Sizin hesaba göre, zaten siz tasarrufların da yüzde 13'lerden yüzde 30'lara geleceği şeklinde izahatta bulunuyorsunuz.

Şimdi, burada, orta vadeli programın ve dolayısıyla bütçenin hiçbir varsayımı reel ekonomideki verilerle örtüşmüyor. 2016 yılı için makro büyüklükler 2,9 dolar kuruyla hesaplanmış, şu anda dolar 3,45-3,50 seviyelerinde. 2017 yılı için baz alınan ortalama kur 3,18. Onu başlangıçta aşmış oldunuz, daha yılı gelmedi. Dün açıklanan millî gelir rakamlarıyla hesaplamalarda yapılan revizyon 2017 bütçesi ve orta vadeli programdaki millî gelir ve buna dayalı hesaplamaları anlamsız hâle getirdi. 2017 bütçesi ve orta vadeli program maalesef kadük oldu. Bu hesapları kaldırın, atın. Bu hesapları kaldırın, atın; bir kıymetiharbiyesi yok. Bu çerçevede, orta vadeli programda verilen makro büyüklüklerin, hedeflerin acilen gözden geçirilmesi, milletin önüne doğru hesapların getirilmesi ihtiyacı var.

Sayın Bakan, gelinen noktada, talimatla faizi, seferberlikle kuru düşürmeye çalışıyorsunuz. Serbest piyasa ekonomisinin kuralları yerine talimat ekonomisine bırakmış, bu kurallar talimat ekonomisinin kuralları. Kamu bankalarının vereceği mevduat faizine narh getirdiniz son açıklamalarla. Korkarız ki faizlerin fiilen Bakanlar Kurulu tarafından belirleneceği günlere yaklaşıyoruz. 2014 yılından bu yana ekonomide dolarizasyon almış başını gitmiş, AKP hükûmetleri de seyretmiş. Bu sizin gözünüzün önünde oldu. Cumhurbaşkanı Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra, 2012 yılından bakın bugüne, 2015 sonuna, ne olmuş, yaklaşık yüzde 25 vatandaşın neyi artmış? Döviz hesaplarındaki artış var. Peki, TL'deki artış mevduatta? Yüzde 50. Bu sizin kabahatiniz, yönetememişsiniz. Vatandaş güvenmiş güvenmemiş, vatandaş götürmüş döviz yatırmış. Ha "Bunu çevirsin vatandaş, TL olsun." diyorsunuz, doğru, bunu yapalım ama nasıl yapacağız? Güveni ortaya koyacağız, istikrarı ortaya koyacağız, bunlara bakmamız lazım.

AKP faizle uğraşırken bankada döviz mevduatı artmış. Şimdi, 364 tane AVM'de kiralar hâlâ dolarla. Her AVM'nin dolar kuru da farklı. Vallahi, geçen gün bunların başkanı aradı, adam yana yakıla, imanı gevriyor, size de ulaşmış. "Hepimiz çok kötü bir hâldeyiz. Dünyada kira maliyeti yüzde 15'tir, bizde yüzde 30'a çıktı." diyor. Zaten siz bu alışveriş merkezlerini şehrin içine kurarken vatandaşı perişan ettiniz, esnaf zaten sıkıntılı; yarın onu da konuşacağım.

Şimdi, köprü, otoyol gibi büyük projelerde dolarlarla garantiyi siz vermişsiniz, köprü geçişleri dövize endekslenmiş, polis araçları geçemiyor. Bugünkü şirketlere atanan kayyumlar dolardan TL'ye geçip geçmeme konusunda fiziki, yumruk yumruğa kavgaya girmişler, karakolluk oldular. Şimdi, bunları Yenikapı ruhunda tenkit ediyorum, yoksa çok daha ağır tenkit edecektim hakikaten.

Şimdi, ithal ürünlerde -AVM'lerde- dolar etiketleri yapıştırılmaya başlanmış. Maalesef, vatandaşın birkaç kuruşluk dolarını döviz bürosuna bozdurması için seferberlik ilan ediyorsunuz, edelim ama güveni de sağlayalım. Vatandaş bunu niye artırmış yüzde 125? Bu istikrarı sağlayalım.

Dış ticaretin değerlendirmesine gelelim. Türkiye ihracatı esasen 2013 yılından bu yana kriz içinde, biz bunu her geldiğimizde söylüyoruz. 2013 yılında başlayan gerileme dönemi 2015, 2016 yıllarında hakikaten daha dibe doğru gitmeye başladı, çöküş demeye dilim varmıyor. 2002-2012 arasında çift haneli yüksek hızlarla büyüyordu, neden? Altyapısı vardı. 2013 yılında binde 4, 2015 yılında yüzde 8,7; 2016 yılında -on aylık veriler- yüzde 2,8 ihracatın gerilediğini gösteriyor. İhracat baş aşağı çakılmaya doğru gidiyor, yeni özel sektör yatırımı yok, bilesiniz.

İhracat düşerken ithalat daha fazla geriledi, "Dış açık azalıyor." şeklindeki beyanlarınızla, kimse alınmasın. İthalat yapılamadığı için üretim ve ihracat yapılamıyor. AKP döneminde yaklaşık 900 milyar dolar dış ticaret açığı, 500 milyar dolar da cari işlemler açığı var. 900 milyar dolar Türkiye'nin bir senelik millî gelirinden fazla.

İhracatın büyümeye katkısı negatif iki yıldır yani ihracata dayalı büyüme gitmiş, dış ticaret âdeta ekonomiye yük olmaya başlamış. İşin kötüsü, TL'deki büyük değer kaybına rağmen ihracatımız artırılamıyor, Ocak 2013'te dolar/TL 1,80; Kasım 2016'da 3,46; son üç yıldır dolar karşısında TL 92,2 devalüe olmuş.

Peki, ihracat ne olmuş? 2013'te 152 milyar dolardan 2016 yılında 143 milyar dolara geliyor yani yüzde 90 devalüe edeceksin ve ihracat düşecek, dünyanın hiçbir yerinde olmaz böyle bir şey.

Son üç yıldır döviz kuru yüzde 92 devalüe olurken ihracat 10 milyar dolar, yüzde 6 gerilemiş. 2017 yılı için koyduğumuz hedef eğer gerçekleşirse 2012 seviyesi ancak yakalanacak. Bu durum maalesef ihracatta ciddi yapısal sorunlar olduğunu gösteriyor. Ben Komisyonda size biraz bu işlere eğilelim, Bakanlıkta mesai harcayalım dedim, siz alınganlık gösterdiniz. Bu kadar hukukumuzda size bunu söyleme hakkını kendimde görüyorum, ben milletvekiliyim.

Şimdi, bakın, dâhilde işlemenin ihracat içindeki payı yüzde 45 yani ihracatın neredeyse yarısı, bazı sektörlerde yüzde 70. Bunu konuşmayacağız, neyi konuşacağız? Araştırma önergesi verdik, bilgisini alamıyoruz sizin Bakanlıktan bunun. Şimdi, ihracatçı firmaların beklenti anketinde ithalatın nedenine bakın size nasıl izah ediyor; yüzde 53 oranında üretim yetersiz, yüzde 43 oranında yurt içi kalite yetersiz, yüzde 40 oranında yurt içi fiyatlar yüksek. Şimdi, sormayalım mı, yanlış nerede, eksik nerede, niye üretemiyoruz, niye hâlen kalite yetersiz? İhracatta 2023'ten falan bahsetmiyorsunuz, arada sokuşturuyorsunuz. Metinlerin içinde var ama iyi ki oradan bahsetmiyorsunuz. Siz koymuşsunuz ihracat rakamını, koyduğunuz ihracat rakamı 2019 için 317 milyar dolar, 193'e koymuşsunuz bu sene; 120 milyar dolar bir senelik ihracata eşit.

Şimdi, bütün bunları söylemek mümkün. Ama, şurada söylemek istediğim bir şey var. 2014 yılı dördüncü çeyreği itibarıyla beklenti anketinizde firmaların yüzde 68'i lojistik maliyetlerinin, yüzde 67'si enerji maliyetlerinin, yüzde 65'i finansman maliyetlerinin yüksekliğini sorun olarak belirtiliyor. Yüzde 60'ı ham madde ve ara malı fiyatlarının yüksekliğinden rahatsız, yüzde 57,1'i döviz kurlarının olumsuz etkilerinden bahsediyor. Bu sorunlar ve yapının altında ezilen iş dünyasından, ihracat dünyasından hangi yetkinliği bekliyorsunuz? İnovasyonda ülkemiz 15 basamak gerilemiş 71'inci sıraya gelmiş. Siz diyorsunuz ki: "Ekonomik aktörlerin yenilikçi araçlarla tanışmadığı, dinamizmin var olmadığı bir ekonomik yaşam mümkün değil." İnovasyonu 15 basamak gerileyen Türkiye'de hangi yenilikçi araçlardan bahsediyorsunuz Allah'ınızı severseniz? İş dünyasının yetkinliği açısından 15 basamak gerileyen Türkiye'de hangi dinamizmden bahsediyorsunuz? Bakın, Sayın Bakanım, popüler ifadeler kullanmakla Türkiye ne yenilikçi olur ne de ekonomi dinamizm kazanır. İnovasyon kulağa çok iyi geliyor bilmeyen için. Bizim o tarafta "çok acar ağam" diyebilirler ama neticede olan biten meydanda.

Şimdi, tabii ki bunlara baktığımız zaman teşvike de bakacağız. Teşvik sistemini 3 kez değiştirdiniz. Maliye Bakanı ihracata verilen desteklerin 3 katına çıkacağını söyledi. Adamına göre teşvik, adamına göre pasaport, adamına göre vergi, adamına göre af, adamına göre imar, adamına göre yatırım, bundan medet umuyorsanız yanılıyorsunuz.

Sayın Bakanım, Plan ve Bütçe sunuşunda 2016 yılı Ocak-Ekim döneminde sabit yatırım tutarı 72 milyar TL olan toplam 4.192 projeden bahsettiniz. Bu dönemde düzenlenen teşvik belgelerinde bir önceki yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 16'lık, istihdamda yüzde 4'lük artış olurken sabit yatırım tutarında yüzde 12'lik azalış olduğunu söylüyorsunuz. Yani bunca teşvike rağmen yatırımlar artmıyor, ihracat düşüşe devam ediyor, orta ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payı artırılamıyor. Yatırımlarda teşvike karşı bağışıklık oluşmuş durumda. Yatırım ortamında gerekli iyileştirmeler yapılmadan, ekonomide öngörülebilirlik, hukuk, mülkiyet, rekabet güvencesi oluşmadan, sadece teşvik vererek yatırımları artırmanın maalesef mümkün olmadığı görülüyor.

Teşvik rejiminde sürekli ve panik hâlinde değişikler yapıyorsunuz. 2012'den bu yana rejim 3 defa değişti, daha iki ay önce yeni düzenlemeler geldi. Sonra, geçen hafta Sayın Başbakanın açıkladığı pakette yeni unsurlar var. Son durumun ne olduğu, teşvik verenlerin de ne kadar farkında olduğu konusunda endişelerimiz var.

Yatırımcı, teşviklerin prosedürünün çok uzun, karmaşık ve yıpratıcı olduğunu söylüyor. Danışmanlık firması olmadan bunu halledemiyor. Bugüne kadar verilen teşviklerde hedefler tutturulamamış. Belge kapsamında sabit yatırımların yüzde 60'ı 1, 2, 3'üncü bölgede. Teşvikli yatırımlarla yaratılan istihdamın yüzde 67'si yine bu 3 bölgede. Teşvikli yatırımlarda 4, 5, 6'da giden bir şey yok. Yatırım teşviklerinin yaklaşık yüzde 72'si düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerde. Yatırım teşviklerinin üretime ve ihracata yansımadığını TİM Başkanı kendi söylüyor zaten.

Şimdi Eximbanka gelelim. Eximbankın sermayesini tekrar artırıyorsunuz, tamam. Eylüle girerken 2,5 milyardı, daha sonra bunu çıkardınız 3,5 milyar dolar oldu, şimdi tekrar artıracaksınız. Verdiğiniz kredi 40-45 -o civarda galiba- yani toplam aktifinin yüzde 96'sı. Vade günü doksandı, iki yüz kırk güne çıktı; iki yüz kırktan üç yüz altmışa geliyor. Öyle değil mi? Kolaylık sağlayalım. Peki, bu durumda siz bankanın aktifinin yüzde 90'ının vadesini kontrol edemiyorsunuz sermayeye de, aktife de hâkim değilsiniz. Bu banka nasıl ayakta kalacak Allah'ınızı severseniz? Yani, bunda Adnan'ın işi zor, hakikaten zor. Yani, bir de orada Baklan'daki gibi cuma namazına gitmeyelim. Buna hakikaten bakmak lazım.

Vakit dar olduğu için geçiyorum. İhracatçılara "Son üç yılda yıllık ortalama ihracat tutarı Bakanlar Kurulunun belirleyeceği değerin üzerinde olan ihracatçılara iki yıl süreyle yeşil pasaport verilecek." diyorsunuz. Ya, bütün vatandaşlarımız alsın, o imkândan yararlansın. Peki, yeşil pasaporta vize zorunluluğu getirirlerse ne yapacaksınız? Önemli ve acil olan, bölgemizdeki ihracat pazarlarının yeniden kazanılması, ihracatın dış girdi bağımlılığının azaltılması, ihracatın ve böylece düşük teknoloji yoğunluğunun aşılması, yüksek katma değerli mal üretebilmek. Aksi hâlde, ihracatta sürdürülebilir bir artışı yakalamak mümkün değil, nitekim yakalayamıyoruz. Bunun hepsini de el âleme bulmanın gereği yok, burada da sıkıntı, özel sektör yatırımları negatif. Biz elimizdekini değerlendiremiyoruz.

Şimdi, belki vakit yetmez diye söyleyeceğim. Denizli Çivril'de elma zibil, 10 kuruş, yerlerde sürünüyor. Şimdi, baktığınız zaman... Ben buradan geçen bunu telaffuz ettiğimde sizin oradan arkadaşlardan biri, söylediğini söylemeyeyim, "Haklı herif." dedi. Burada grup başkan vekili arkadaşlarla da zaman zaman istişare ediyoruz. Vakıa bu.

Şimdi, bütün bunlara baktığımız zaman, Sayıştay raporlarına da dikkat edin, o TURQUALITY kurulurken, sistem çalışırken bir işlesin istedik. Şimdi, bakıyorum ben, "Bu markaları Japonlar, Belçikalılar satın aldı." diyorlar; doğru mu yanlış mı bilmiyorum ve "Bu destekleri yabancılara mı veriyoruz?" diye de vatandaş soruyor. Onunla ilgili birçok şey var, söylenilebilecek şey var ama nereden bakarsanız bakın, problem gidiyor.

Şimdi, "Şanghay İşbirliği Örgütü" diyorsunuz, "Gümrük Birliği'nin güncellenmesi." diyorsunuz, bütün bunları söylüyorsunuz ama sıkıntılı olduğunu söylemek mümkün. Denizli de sıkıntılı, fazla detaya girmeyeceğim. Sayın Bakan, Denizli'de de bakın, üniversitenin, adliye mekanizmasının, iş adamlarının düştüğü durum bu 15 Temmuzdan sonra ortaya çıktı. Şurada iddianamelerin bir kısmını yanıma aldım, dile getirmeyeceğim şimdi, vaktim de yok. Hakikaten, bunda kimin payı varsa bir ortaya çıksın. Böyle bir şey olmaz. Denizli nasıl bu hâle geldi ya? Bir bakalım Denizli'ye. Kim getirdi, niye getirdi, nasıl geldi?

Ben hakikaten bu sıkıntıların Türkiye Cumhuriyeti tarafından aşılacağına inanıyorum. Onun için başlangıçta tenkit yapacağım, Yenikapı ruhuna da uygun olacak dedim. Belki sözlerim ağır gelebilir, söylemediğim birçok şey de var ama bu işin altından hep beraber kalkalım. Getirin tedbirleri, çıkaralım buradan Sayın Bakan. Getirin, ne yapacaksak yapalım, işi bilenlerle yapalım.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.