Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:36
Tarih:10/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA DEVRİM KÖK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, Almanya'da şahsınıza yapılan haksızlığı ve hadsizliği kabul etmemiz mümkün değildir. Ben bu konuyu kınayarak sözlerime başlamak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim, sağ olun.

DEVRİM KÖK (Devamla) - Sayın milletvekilleri, kısaca kültür hakkında görüşlerimi ben de sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha sonra, bir Turizm Komisyonu üyesi olarak ve bir Antalya milletvekili olarak Sayın Bakanıma turizmle alakalı düşüncelerimi anlatacağım, dinlemelerini istirham ediyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, kültürel ve sosyal kalkınma olmadan ekonomik kalkınmanın olması mümkün değildir. Türkiye büyük bir tarih ve kültür birikimine sahip bir ülkedir. Ulusal kültürümüz içindeki dil, din, inanç ve köken farklılıkları bizim zenginliğimizdir. İleri demokrasinin gereği de bu farklılıkların ulusal bütünlük içinde özgürce yaşamasını sağlamaktan geçer ancak sosyal ve kültürel kalkınmayı gerçekleştirmeden Türkiye'nin de ileri düzeyde demokratikleşmesi mümkün olmayacaktır. Sanata ve sanatçıya saygı duymayan bir toplumun kendisine de saygısı olmaz. Sanatçı evrenseldir. Sanatçı yaratıcı ve ayrıcalıklı olmalıdır, sanatçı özgür olmalıdır, sanatçı aykırı olmalıdır ve bu kimseyi rahatsız etmemelidir çünkü sanatçı yenilikçidir, yaratıcıdır; dahası, devrimcidir. Gerçek bir sanatçı bağnaz ve tutucu olamaz.

Bakın sayın milletvekilleri, bir insan duyduğu bir müzikten, dinlediği bir şiirden, okuduğu bir kitaptan etkilenip yaşamını yeniden şekillendiriyorsa bunun adı sanattır, bunun adı devrimdir. Ancak bireyler gelişirse toplumun da gelişmesi mümkün olacaktır. Bugün ülkemizde cumhuriyetin ilk yıllarındaki sanata ve sanatçıya verilen değeri görmek maalesef mümkün değil. Eğer Avrupa Rönesans ve Reform'u yaşamasaydı bugünkü gelir seviyesine, bugünkü refaha, bugünkü kültüre ulaşabilir miydi? Bu nedenle sanatı ve sanatçımızı gözümüz gibi korumaya ihtiyaç var.

Sayın milletvekilleri, Meclise taşınan bir yasa tasarısıyla arada Devlet Tiyatrosu, Devlet Opera ve Balesi, Devlet Senfoni Orkestrası, Halk Dansları Topluluğu ve Devlet Çoksesli Korosu'nun da bulunduğu 50'yi aşkın sanat kurumu kapatılmak isteniyor. Yılların emek ve özverisiyle oluşturulmuş bu kurumların yok edilmesi, kültür ve sanat yaşamımıza vurulacak en büyük darbedir.

Değerli milletvekilleri, turizm konusunda siyaset yapmak istemiyoruz. Turizm özellikle bizim bölgemiz için çok önemli. Turizm ve tarım konusu siyaset üstü bir olaydır bizler için. Maalesef, turizm son otuz yıldır en kötü zamanlarını yaşıyor. 2015 ve 2016'dan sonra 2017 de umut vermiyor. 2015'te Türkiye'ye 36 milyon yabancı turist geldi, 2016'da bu sayı 25 milyon civarında kaldı, ilk on ayda 11 milyon turist kaybetmiş olduk. 2017'yi kurtarmak için gelen turist sayısının yüzde 40 artmasına ihtiyaç var ama maalesef bu mümkün değil. Sektör temsilcilerinin en büyük endişesi, uygulanan yanlış politikalar nedeniyle Avrupa ülkelerindeki İslamofobinin yerini Türkofobiye bırakması, Türkiye'nin Kuzey Avrupa ülkeleriyle aynı kategoride değerlendirilmesi.

Türkiye'de 1.300 tane otel satılığa çıktı, 30 otel borçla battı. En fazla satılık otel, daha çok Rusya pazarına bağlı turizm faaliyeti yürüten Antalya'da yer alıyor. Antalya'daki satılık otel sayısı 410. Bunların 120 tanesini 5 yıldızlı oteller kapsıyor. Sektörde istihdam edilen 10 binlerce çalışanla birlikte 400 bin kişi ekmeğini kaybetmenin arifesinde. Avrupa ülkeleri, vatandaşlarına, güvenlik gerekçesiyle Türkiye'ye gidilmemesi yönünde telkinlerde bulunuyor; gelen turistler de otelden dışarıya çıkmıyor. Şimdiye kadar bir ciddi çözüm üretilemedi. Birinci örneğim şu: Çok çarpık gelişmeler oluyor maalesef. G20 zirvesi, biliyorsunuz, ülkemizde toplandı. İki günlük bir programdı, bu iki günlük program için harcanan para 536 milyon lira. Hükûmetin Turizm Eylem Planı açıklarken verdiği rakam ise 255 milyon TL değerli milletvekilleri. Yani, iki günlük program için 563 milyon lira, milyarlarca dolar gelir getiren sektörün kurtuluşu için yapılan yardım ise 255 milyon lira.

İkincisi ise Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi. Bakanlığa ayrılan bütçe 3,5 milyar TL. Bakanlıklarüstü Diyanet İşleri Başkanlığı için ayrılan bütçe ise 7 milyar TL. Diyanet Bütçesi Bakanlığın bütçesinin 2 katı. Sayın Cumhurbaşkanına Tunus'tan alındığı söylenen uçağa ödenen para 79 milyon dolar, turizmin krizden çıkması için getirilen paketten çok daha fazla bu miktar. Anlaşılan o ki, turizmde yaşanan kriz bir uçak kadar önem taşımıyor. Bu rakamlar milyonlarca kişinin geçim kaynağı olan turizm sektörünü Hükûmetin nasıl değerlendirdiğine somut bir örnek maalesef.

Turizm planlanmasındaki çarpıklaşmayla alakalı bir örnek de Antalya'nın Manavgat ilçesinden vermek istiyorum. Sayın Bakan, burası, Manavagat'ın Ilıca beldesi; bir turizm merkezidir, cennet bir köşedir. Orada, bütünşehir yasası çıkmadan önce Meclisin aldığı bir karar var. Bütünşehir yasası çıkmadan, köy tüzel kişiliğine ait olan bir alanı daha sonradan üniversite yapılması için ayırmışlar ama bugünlerde orada bir cezaevi yapılma projesi tartışılıyor. Sizi, lütfen, bu konuya müdahale etmeye çağırıyorum. Bir turizm yerleşkesinde, hemen yan tarafında 450 tane villanın olduğu ve burada İngiliz vatandaşlarının çoğunlukla yaşadığı, çok kısa mesafelerde beş yıldızlı otellerin olduğu, sahile çok yakın bir alanda Allah aşkına hangi mantıkla cezaevi yapılmaya çalışılıyor, bunu anlamak mümkün değil. Ama sizden istirhamım şudur ki: Turizm Bakanı olarak bu olaya müdahale ediniz. Yani, cezaevi yapılacak bir sürü alan var, gidilip farklı bir yerde cezaevi yapılabilir.

Başka bir konu, bakınız, turizm bu işle geçimini sağlayan insanların sorunu değil sadece. 2015 yılındaki dış ticaret açığımız 63 milyar dolar, turizm geliri 31 milyar dolar. Başka bir deyişle, dış ticaret açığının yarısını turizmden karşılıyoruz. İhracat gelirlerinin yüzde 22'si turizmden geliyor. Turizmde kaybettiğimiz her kuruş turizmle uğraşmayan vatandaşların da aynı zamanda cebinden çıkıyor.

Sayın Başkan, süre kısıtlı olduğu için EXPO konusuna da -Sayın Bakan- bir iki cümleyle değinmek istiyorum. EXPO hepimiz için çok önemli bir projeydi. Yani sadece Antalya için değil Türkiye için bir imaj projesiydi fakat beklentilerimizi asla bulamadık. 5 milyon ile 8 milyon arası turist gelecek, 1 milyar euro gelir elde edilecek bir projede fiyaskoyla karşılaştık.

Maalesef, EXPO'ya kaç ülke katıldı, kaç tanesinin finansını biz sağladık, ne kadar para harcandı, bunun hakkında hiç fikir sahibi değiliz. Defalarca bu konuya dair soru önergesi vermeme rağmen hiç cevap alamadım. En son, Bilgi Edinme Yasası'ndan yararlanarak Sayın Başbakana gönderdiğim bu soru önergesine cevap olarak "Devlet gizlilik kararı vardır, bunu açıklayamam." gibi ilginç bir yazıyla karşılaştım. Bunun neresi devlet sırrıdır anlamak pek mümkün değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki bunların çözümü olacak. "Hep sorunları konuşuyorsunuz ama çözüm öneriniz nedir?" dersiniz diye ben Antalya'da ve Türkiye'deki turizmin önde gelen isimleriyle konuştum ve onlarla altı tane üst başlıkta çözüm önerileri oluşturduk.

Bunlardan birincisi şu: Bu sezonu, bir defa geçmişi geride bırakalım ama en azından 2017'yi kurtarmak adına yeni bir yol izleyelim; temalı, destinasyon bazlı bir tanıtım kampanyası yapalım. Türkiye'nin imajını alt bileşenlere mutlaka bölelim. Buna ihtiyaç var, mümkünse bölge bölge ayırmaya ihtiyaç var. Nedeni şudur: Doğuda olan bir olay Antalya'da veya İstanbul'da olmuş gibi gösteriliyor maalesef dış basında ve imajımız topyekûn yok oluyor. Eğer bunları biz bölge bölge ayırırsak inanın çok ciddi katkı yapacak. Uçaklara yapılan yakıt desteği mevcut hâliyle yeterli değil. Kişi bazlı sisteme geçmekte hayati önem var. Bu katkı, turist operatörlerinin getirdiği turist sayısına göre yapılmalı. Dördüncüsü: Klasik pazarlara verilen teşvikler ile yeni oluşan pazarlara verilen teşvikler aynı oranda olmamalı, yeni oluşan pazarlardaki 1 euroluk, 2 euroluk fark bile tercih etme noktasında ciddi katkı verecektir.

Rusya pazarı bizim için çok önemli. Rusya'yla son gelişmeleri olumlu buluyoruz ama bunları daha da geliştirmeye ihtiyaç var.

Yalnız, Sayın Bakanım, bu konuyla ilgili bizim bir çözüm önerimiz olacak: Rusya'da, bütün bu gelişmelere rağmen vatandaşların bir beklentisi var. Rus vatandaşları yetkili bir ağızdan Türkiye'yle ilişkilerin normalleştiğine dair bir açıklama yapılmasını bekliyor. Sembolik olabilir ama şunda yarar görüyoruz: Eğer Rusya Federasyonu'nun Türk vatandaşlarına uyguladığı vize kaldırılır ise bu olay belki sembolik olabilir ama Türkiye'yle Rusya arasındaki ilişkilerin normalleştiğine dair bir veri olacaktır. Bu, sektörde ciddi bir güveni kazandıracaktır diye düşünüyoruz.

Altıncısı, hepsinin toplamı ve en önemlisi de şu; hepimiz şu konuda hemfikiriz diye düşünüyorum: Turizm çok önemli bir sektör, ülke ekonomisine ciddi katkı yapıyor, bu denli önemli bir sektör bir defa ulusal bir politikayla, yürütülmeli. Yani muhalefetiyle iktidarıyla hep beraber, sürdürülebilir, millî, ulusal bir turizm politikasıyla yürütülmeli. Bakanlar değiştikçe stratejiler değişmemeli, bakanlar değiştikçe stratejiler, yöntemler değişmemeli, sürdürülebilir politikalar olmalı. Eğer lütfederseniz ben bir Turizm Komisyonu üyesi olarak Komisyonun hiç toplanmadığından şikâyetçiyim Sayın Bakanım yani bundan sonra -bakanlar değişiyor- sıkça bir araya gelelim, bizler katkı yapmak istiyoruz. Yani ülkenin, özellikle turizm sektörünün bu içinde bulunduğu durumda çıkış noktasında katkı yapabileceğimize inanıyoruz. Eğer lütfederseniz gelip bunları size anlatmak isterim.

Konuşmamı bitirmeden önce, son olarak, "Efendim, turizm ve kültür konusuyla bunun ne alakası var?" diyeceksiniz ama çok alakası var. Siyasi nezaket gereği, çerçevesinde anlatmaya gayret ettim ama geçenlerde sayın bakanlardan bir tanesi şunu söyledi -bu, bütçelerden filan çok önemli bir şey değerli milletvekilleri- Atatürk'e "külhanbeyi" dedi bakanın bir tanesi. Ya, şimdi, Türkiye Cumhuriyeti'nde bakansınız, bir bakan ağzından çıkan her söze dikkat etmeli.

Şimdi, o sayın bakan gibi olan kafalardan Atatürk'ü anlamasını beklemiyoruz ama hiç olmazsa öğrenmeye gayret et. Atatürk'ün, bizim Atatürk'ü anlatmamıza ihtiyacı yok ama şunu ben burada sizlerle paylaşmak istiyorum:

Bakın, bu, UNESCO'nun 152 tane ulusun oy birliğiyle alınmış karar metnidir değerli milletvekilleri. Yani bu karar metnini okumak istiyorum size: "Uluslararası anlayış ve iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı; modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu." (CHP sıralarından alkışlar) Yani Sayın Bakan hiç olmazsa bunları öğrensin. O Bakana bir tek lafım şu: Atatürk öyle büyük bir liderdir ki askerine Kurtuluş Savaşı'nda ölmeyi emretti ama hiçbir şehidin babasına "Askerlik yan gelip yatma yeri..." demedi, Atatürk "Köylü milletin efendisi." dedi ama hiçbir köylüye "Ananı da al git." demedi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)