Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:36
Tarih:10/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, göç, neden ve sonuçlarıyla dinamik bir süreçtir. Toplumları, politikaları, devletleri, sistemleri ve geleceği ciddi şekilde etkilemektedir. Bugün, âdeta bir göç çağı yaşıyoruz. Birleşmiş Milletler verilerine göre bugün, dünyada 300 milyondan fazla göçmen vardır ve bunların 60 milyonu "sığınmacı" statüsüyle yaşamaktadır.

Göç, sosyal, ekonomik, güvenlik, kültürel, fırsat ve kriz boyutlarıyla ele alınması gereken bir süreçtir ancak maalesef bugün yalnızca güvenlik boyutuyla değerlendiriliyor. Kriminal lenslerle konunun değerlendirilmesi "Göçmenler toplumun huzurunu bozuyor, ekonomiyi geriletiyor." yanılgısını doğurmaktadır. Oysa göç tek başına iyi ya da kötü bir olay değildir. Göç, iyi yönetildiği zaman fırsatlar doğurur. Unutmayalım, Amerika da Kıta Avrupası da göçlerle şekillenmiştir. Einstein da, Steve Jobs da göçmendir. Bugün dünyanın en kârlı şirketinin kurucusu Steve Jobs Suriye asıllı Abdulfattah'ın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Göçmenlerin dünyaya kattığı iktisadi katma değeri, kültürel ve toplumsal katma değeri göz önünde bulundurarak yeni politikalar üretmesi lazım dünyanın.

Sayın milletvekilleri, göç, bugün engellenemeyen bir süreç. Avrupa'nın engelleme çalışmaları, artan sınır kontrolleri, dikenli teller göçü azaltmıyor; tersine, düzensiz göçü artırıyor, insanların denizlerde boğulmasına sebep oluyor. Dünya göçü engelleme performansını kaynak ülkelerdeki sorunları çözmeye harcamalı, göç ve uyum politikalarına harcamalıdır.

Ülkemiz hem Osmanlı'da hem Cumhuriyet Dönemi'nde mazlumlara ve sığınmacılara hem kapısını hem gönlünü açmıştır, açmaya devam etmektedir. Son yıllarda da önemli yasal ve kurumsal değişiklikler yapmıştır. 2013 yılında kabul edilen Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve aynı tarihte ve aynı kanunla kurulan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bu değişikliğin önemli ifadesidir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü göçü yönetme refleksiyle kurulmuş, uzman yapıda bir kuruluştur. Bugün Türkiye'de 500 bine yakın ikamet izniyle kalan düzenli göçmen var. Yine bugün Türkiye'de 200 bine yakın farklı koruma statüleriyle bulunan sığınmacılar var. Evet, bildiğimiz gibi, onun dışında da 2 milyon 750 bin geçici koruma statüsüyle yaşayan Suriyeliler var. Yani toplamda 3,5 milyon civarında sığınmacı Türkiye'de. Bu sığınmacıların kabulü, kaydı, uyumu gibi konularda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kısa bir süre içerisinde çok başarılı görevler ifa etmiştir. GöçNet, e-ikamet gibi örnek projeler geliştirmiştir. Yine örnek ve başarılı bir projesi YİMER, Alo 157 Yabancılar İletişim Merkezidir. Türkiye'nin ve dünyanın her yerinden aranabilen bir hattır bu. Yalnızca göçmen statüsü için, düzenli göçmen statüsü için hizmet vermez. Sığınmacılara, mültecilere, geçici koruma altındaki Suriyelilere de hizmet veriyor. Bu hattan hak ve yükümlülükler öğrenilebiliyor, kendileriyle ilgili işlemlerin durumu konusunda bilgi edinilebiliyor. Yedi gün yirmi dört saat Arapça, İngilizce, Fransızca, Almanya, Rusça, Türkçe hizmet veren bu çağrı merkezi, son bir yılda 1 milyonun üzerinde çağrı almıştır ve bu çağrı merkezi 6 binden fazla mültecinin Ege'de ölmesini, boğulmasını önlemiştir.

Değerli milletvekilleri, bugün Suriyeliler konusunda önemli bir süreci Türkiye başarıyla yürütüyor. Biz ne kadar başarılı bir süreç yürütsek de Avrupa bu konuda sınıfta kalmıştır. Sığınmacıların değerli eşyalarına el konulduğunu, sığınma evlerine saldırıldığını biliyoruz. Sınırlara tel örgüler çekiliyor. Göçmen karşıtlığı fikirler her gün yükseliyor. "Göçmenleri Akdeniz'de kurtarmayalım, gerekirse gelenleri öldürelim." diyen turbo radikal fikirler her geçen gün yükselmektedir. Bu fikirler Avrupa projesini sekteye uğratacaktır diye düşünüyorum. Avrupa, 1951 Cenevre Sözleşmesi'ni yerine getirmeyerek, kapıları kapatarak insani dramlara sebep olmaktadır, asimiletik politikalar uygulamaktadır.

Biz, geçen hafta, komisyon olarak Almanya'daydık. Bu kaygılarımızı ifade ettik. Dedik ki: "6 binden fazla çocuk Almanya'da kaybolmuş." Dedik ki: "Sığınmacılar Hristiyanlaştırılıyor çaresizliklerinden faydalanılarak." Bunların olmaması gerekir. Bunların olmaması için de dünyanın yeni bir göç inisiyatifine ihtiyaç var diye düşünüyoruz.

1951 Cenevre Sözleşmesi'nin yenilenmesini teklif ediyoruz. Külfet paylaşımının, yeniden yerleştirmenin, kabul ve uyum ilkelerinin olduğu bağlayıcı bir yeni sözleşmeye ihtiyaç var.

Bakın, bugün atmosferin moleküler yapısını bozan ülkeler için bağlayıcı Paris Şartı var, ama insanlığın kültürel ve yaşam kromozomlarını etkileyen bu olaylar için herhangi bir anlaşma ve sözleşme yok, uygulanamıyor. Cenevre de yetersiz. Onun için, gelin, Gaziantep Sözleşmesi, Mardin, Urfa uluslararası sığınmacı sözleşmesi imzalayalım diyoruz. 1950'li yılların kurumları da paradigmaları da bu olayı yönetmekte artık yetersiz, hatta iflas etmiş durumda. 1950'de kurulan Birleşmiş Milletler ve onun uzantısı Mülteciler Yüksek Komiserliği de görevini yapamıyor. Onun için diyoruz ki dünya 5'ten büyüktür.

2017 bütçesi hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)