Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:34
Tarih:08/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Başbakan Yardımcılığıma bağlı Sermaye Piyasası Kurulu ve BDDK'nın bütçeleri, faaliyetleriyle alakalı huzurlarınızdayım. Bunların ayrıntılarına geçmeden önce izin verirseniz ve âdet olduğu üzere genel küresel ekonomiyle ilgili, daha önce çok konuşulan ayrıntılara elbette girmeden, onları tekrar etmeden birkaç boyutunu, hususunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi, genel anlamda biliyorsunuz reel piyasalarda bir aşağı yönlü hareket söz konusu. Yani büyüme, istihdam piyasalarında, özellikle ihracatta negatif küresel bir gelişme söz konusu. Bunların hatırlatılması önemli çünkü sonuç itibarıyla bir değerlendirme yapılırken küresel gelişmelerden bağımsız bir ekonomi analizi ve tahlili yapmak mümkün değil, doğru da değil çünkü sonuç itibarıyla dünyanın herhangi bir ekonomisinde meydana gelen göreceli olarak, küçük olarak nitelendirebileceğimiz, tanımlayabileceğimiz bir ekonomi için de geçerli bu. Böyle bir ekonomide dahi meydana gelen çok ufak sarsıntılar, bütün küresel ekonomilerde çok ciddi dalgalanmaları, sarsıntıları ve gelişmeleri beraberinde getirmektedir. Yani bunların son dönemlerde yaşadığımız en ilginç örneklerinden bir tanesi, Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan ekonomisinde nispeten yine küçük boyutta diyebileceğimiz bir hareketlenme, özellikle finans piyasalarıyla alakalı normalin ötesinde bir gelişme, dünyadaki bütün gelişmiş ekonomiler dâhil hepsini, Avrupa Birliği üyesi bir ülkedeki bu gelişmeler bütün küresel ekonomilerde ciddi sıkıntıları, tartışmaları ve dalgalanmaları beraberinde getirmiştir.

Son dönemde yaşadığımız dalgalanma faktörleri, gerekçeleri, dalgalanmayı tetikleyen faktörler daha büyük boyutludur. Özellikle Amerika'yla alakalı beklentiler, biliyorsunuz, faiz artırımları, reel verilerle ilgili olumlu gelişmeler, burada, özellikle uluslararası alandaki sermayenin, başta gelişmiş ülkeler ama özellikle Amerika'ya dönme eğiliminin artması, gelişmekte olan, sadece gelişmekte olan değil bütün piyasalarda bu anlamda finansal bir daralmanın, darlığın da kapısını aralamıştır. Bunun da altını çizmekte fayda var.

Bütün bunlara bağlı olarak, Amerika piyasalarındaki bütün rakamlar en üst seviyeye çıkma eğilimindedir. Trump'ın başkan seçilmesinden sonra, Wall Street'in dört temel endeksi son on yedi yılın en yüksek düzeyine ulaşmış ve seçim sonrası Amerikan hisse senedi piyasalarına 1 trilyon dolar dışarıdan taze para girişi gerçekleşmiştir.

Tabii, bu gelişmelerin diğer bütün ülkelerde ve buna bağlı olarak Amerika'da aynı zamanda, istisnasız bütün piyasalarda, beklenti yoluyla reel piyasalarda ama o anda da finansal piyasalarda dalgalanmaları da beraberinde getirdiğini hep birlikte görüyoruz. Zaten bu gelişmelerden sonra başka bir beklenti oluşması söz konusu değil ve yine aynı şekilde para piyasalarında da bu dalgalanma geçerli. İşte, TL'nin biliyorsunuz dolar karşısında bir değer kaybı son ayda diyelim, söz konusu ama sadece TL değil, diğer yabancı para birimleriyle kıyaslandığında bir miktar daha fazla olmak üzere ama esas itibarıyla, ağırlıklı olarak tamamen bu küresel gelişmelerden kaynaklanan bir erozyon söz konusu. Fakat bunu başka türlü tanımlamamak gerekiyor. Bu bir dalgalanmadır, bu bir "cycle"dır, yani dalgalanmanın bir noktasıdır. Bu, şunun için önemli: Yani "değer kaybetti.", "Şu oldu bu oldu." gibi ya da şu anda ismini bile tekrarlamayacağım bazı tanımlamalar yapmak bu gelişmeye doğru değil, ekonomik olarak doğru değil. Esasında bu tür "cycle"lar, bu tür dalgalanmalar açık ekonomilerde belirli dönemlerde belirli periyotlarla bütün ekonomileri -bütün piyasalar için, sadece para piyasaları için değil- gelir yoklar ve etkisini gösterir, sonra sakinleşir.

Ha, geldiğimiz bu aşama itibarıyla şunu söyleyebiliriz: Bu dalgalanmanın dip noktası geçmiştir, Türkiye açısından söylüyorum, Türkiye ekonomisi açısından söylüyorum, dip noktası görülmüştür. Yani, bütün piyasalar için söylüyorum. Bu, TL'nin ya da dövizlerin fiyatlarının dalgalanması için bir fiyat tahmini falan değildir kesinlikle. Yani buradan yola çıkarak "TL şöyle olmaz, dolar şu şekilde olabilir." falan gibi bir tahmin yapmak veya bir belirleme yapmak anlamına gelmez. Böyle bir şey de yapılamaz zaten özellikle uygulanan serbest piyasa ekonomisi çerçevesinde, dalgalı kur politikaları çerçevesinde dövizle ilgili ya da TL'yle ilgili, TL'nin fiyatıyla alakalı bir tahminde bulunmak, bir öngörüde bulunmak kesinlikle hem doğru değildir hem de mümkün değildir. Bu anlama gelmez.

Şimdi, elbette bu gelişmeler birçok ülkede birtakım makro göstergelerle alakalı hem beklentiler açısından tahminleri değiştiriyor hem de bazılarında da günlük cari rakamları etkileyebiliyor ama burada önemli olan şu: Bakın, bütün bu gelişmeleri bir tarafa bırakalım, bu sarsıntının ortasında, kamu borçları açısından değerlendirildiğinde -ki önemli bir kriterdir sonuç itibarıyla, çok belirleyici bir göstergedir- kamu borçları açısından bakıldığında, bütün dünyada -gelişmekte olan piyasalar, gelişmiş piyasalar, hepsi için geçerli- kamu borcunun millî gelire oranı trendi yukarı yönlüdür ve bu, bu şekilde devam etmektedir yani hem yüksektir hem yükselme trendi artarak devam etmektedir. Sadece Türkiye bu trendin dışındadır, pozitif olarak ayrışmıştır; yani uzun yıllardan beri, son on dört yıldan beri bu trend sürekli aşağı yönlüdür Türkiye için, Türkiye ekonomisi için, hem düşmüştür hem de düşmeye devam etmektedir. Bu, gerçekten, sarsıntıların da minimum seviyede hissedilmesini sağlayacak, ona katkı sağlayacak çok önemli bir gelişmedir, bunun da altının çizilmesi gerekiyor. Diğerleri daha kolay esnetilebilir; bütün makrolar için geçerli, yani istihdam piyasaları için geçerli, diğer büyüme beklentileri ya da gerçekleşmeleri için geçerli ama kısa, hatta orta vadede esnetilmesi hemen hemen mümkün olmayan kamu borç stoklarıdır, kamu borç stoku eğilimidir, trendidir. Bunun yönünü değiştirmek, hem oranı, rakamı düşürmek hem de yönünü değiştirmek gerçekten çok zordur. O açıdan, Türkiye ekonomisi, bu yönüyle bakıldığında, riski en az olan ülkelerden, ekonomilerden bir tanesidir. Buna bir de, özellikle bankalar başta olmak üzere finansal kuruluşlar ve finansal piyasalarla alakalı bir rakamı da eklediğimizde bunun ne kadar önemli olduğu, ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha anlaşılır, o da şudur: Gelişmiş ekonomilerde reel sektör ile finansal sektör arasındaki kaldıraç oranı -ya da oran- yaklaşık 1/8, 1/9 oranındadır. Şöyle söyleyelim: Yani, millî gelirin karşılığı olarak ya da millî geliri temsil eden menkul kıymetlerin, ihraç edilen menkul kıymetlerin oranı 1/8, 1/9 civarındadır. Bunun anlamı şudur: Çok ciddi bir şişkinlik, fiktif, sanal bir alan söz konusudur finansal piyasalarda ve mali alanda, bütün ekonomiler için. Mesela, Amerikan ekonomisi için bu oran 1'e 9'dur. Bunun anlamı şudur: Bu 1'den fazlası yani 8'lik kısım, 8 katlık kısım sanal, reel olmayan, fiktif bölümü tanımlamaktadır. Bu şekilde ihraç edilen menkul kıymetler büyük oranda bu ülkelerin bankalarının aktiflerinde yer almaktadır. Yani bu menkulleri aktiflerinde taşıyan finansal kuruluşların esasında çok "fragile", çok kırılgan bir yapılarının olduğunun kabul edilmesi gerekir. Türkiye'de bu oran 1'e 1,1'dir yani hemen hemen eşittir. Yani köpük yoktur, sanal, reel olmayan bir alan yoktur mali alanda, Türkiye için söylüyorum. Bu anlamda, bankalarımız da bu şekilde fiktif olan ve ciddi anlamda şişkinlik içeren menkul kıymetleri taşımamaktadır, Türk bankaları ama buna mukabil diğer bütün bankalar, gelişmiş ekonomilerdeki bütün bankalar 1'e 8'lik, 1'e 9'luk gerçek olmayan, fiktif, reeli tanımlamayan, reeli temsil etmeyen aktiflerle doludur. Bu, gerçek anlamda bir sanal âlemdir ve en ufak bir dalgalanmada zaten yapısı itibarıyla çok hassas olan bankacılık sektörünün gelişen piyasalarda, gelişen ekonomilerde çok hızlı bir şekilde, olumsuz bir şekilde etkilenebileceğini göstermektedir. Nitekim, isim vermeyelim, bazı büyük ülkelerin, gelişmiş ülkelerin bazı büyük bankalarıyla ilgili en ufak bir problem gündeme geldiğinde, spekülasyon söz konusu olduğunda kısa zamanda mali yapılarında çok ciddi, çok güçlü bozulmalar meydana gelebilmektedir. Tekrar banka ismi vermeyelim. Bunlar, o tarafta bu gelişmeler yaşanırken Türkiye finansal sistemi ve bankaları özellikle, yaşanan inanılmaz çalkantılara ve finansal sektörü çok derinden etkileme kapasitesi olan gelişmelere rağmen zerre kadar etkilenmemiştir, göstergelerinde en ufak bir bozulma yaşanmamıştır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, mesela 2016 yılında çok kısa bir zaman dilimi içerisinde karşı karşıya kaldığımız siyasi ve ekonomik, dışarıdan ve içeriden gelen şokları birlikte düşündüğünüzde, o sistemin finansal kesiminin ya da bankaların bu gelişmelerden etkilenmemesi hemen hemen imkânsızdır. Ama Türkiye bankaları -saymaya gerek yok- 2016 yılı içerisinde gerçekten finansal sektörü çok kuvvetli bir şekilde etkileme kapasitesi, potansiyeli olan bu gelişmelerin hiçbir tanesinden yara almadan, en ufak bir olumsuzluk yaşamadan sağ salim çıkabilmiştir. Stres testlerini biz aslında gerçek olaylarla yapıyoruz, sonuçlandırıyoruz Türkiye bankaları açısından. O nedenle zaten bütün bu gelişmeler sonucunda Türkiye'de bu alanda herhangi bir olumsuzluk yaşanmıyor, bunun da çok önemli bir kıymet olduğunun, ayrıcalık olduğunun ve münhasıran Türkiye finans sektörü ve Türk bankalarına ait olduğunun altını çizmek gerekiyor. Yani bunu kesinlikle bir siyasi söylemin bir parçası olarak ifade etmiyorum, hepsi reel datalarla, rakamlarla beslenen, desteklenen hususlar, ayrıca fiilî olarak da zaten test edilmiş. 2008'den beri Türkiye finans sektörü, bankacılık kesimi inanılmaz sarsıntılarla, gerçek olaylarla test ediliyor. Yani bir taraftan, bakın, işte, ciddi anlamda çok büyük bir mücadele veriyoruz doğu ve güneydoğuda, Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye'de ve Irak'ta yani bir açıdan bakıldığında savaşın ortasındayız; içeride inanılmaz siyasi dalgalanmalar söz konusu olabiliyor, işte, bunlardan bir tanesi 15 Temmuzda yaşanan hadiseler -biliyorsunuz- ve dışarıdan kaynaklanan şoklar; bütün bunların hepsi 2016 yılı içerisinde gerçekleşiyor ve Türkiye bankacılık sistemi, Türkiye ekonomisi bunlardan hemen hemen hiç etkilenmiyor. Bu, gerçekten çok önemli bir değerdir, bu kıymeti hepimiz paylaşabilmeliyiz; hem kabullenmeliyiz hem de paylaşabilmeliyiz, göğsümüzü gere gere her yerde bunu söyleyebilmeliyiz. Yani bunu şunun için de özellikle vurgulamaya çalışıyorum çünkü hep olumsuz şeyler ifade ediliyor, satın alınmaya çalışılıyor, hâlbuki gözümüzün önünde cereyan eden, tamamen bize ait olan ve doğru politikalar nedeniyle bu şekilde güçlü mali yapısını sürdüren bir finansal sistem söz konusu ve bu finansal sisteme zaman zaman yöneltilen saldırılar söz konusu. Bütün bunlara rağmen ayakta kalabiliyor ve biz bunu her anlamda, muhalefetiyle iktidarıyla değerlendirmeliyiz yani bu, sonuç itibarıyla ülkenin bir mekanizmasıdır, müessesesidir. Hepimizin sahip çıkması gerekiyor, hepimizin buna destek olması gerekiyor. Bütün bu olaylar yaşanırken, finansal kesim, bankalar bu şekilde; reel anlamda da güçlü büyüme performansımızdan da taviz vermemek için, onu aşağıya çekmemek için her türlü tedbiri aldık, her türlü çalışmayı yaptık, orada da kararlıyız. Yani küresel büyüme beklentileri sürekli olarak aşağı yönlü revize ediliyor, istihdam piyasalarında sıkıntı var, koruma eğilimleri var vesaire ama bunlar olurken biz, güçlü büyüme trendimizi de sürdürmemiz gerektiğine hem yeni istihdam imkânları oluşturmak açısından hem de büyümeyi, geliri artırabilmek açısından...

Bakın, 2017 bütçesi hazırlanırken bütçe açığı gayrisafi yurt içi hasıla oranı normalde başlangıçta 1,6 olarak planlanmıştı -tabii, 2'nin altında kalması da son derece önemli, onun altında kalmasına da dikkat ediyoruz- 1,9'a çıkardık. Aradaki 0,3'lük fark tamamen yatırım harcamalarına ilave kaynak olarak konuldu. Yani bu güçlü büyümeyi desteklemek açısından, bu da gerçekten son derece önemli.

Yine, tabii, küresel plandaki gelişmeleri elbette hepsini tamamen yönlendirme ve kontrol altına alma imkânınız olamayabiliyor. Elbette tedbirlerinizi alıyorsunuz ya da tahribatın en az seviyede kalması için gereken her türlü tedbir alınıyor.

Yine, özellikle bu döviz piyasalarında yaşanan son gelişmelere bağlı olarak Türkiye'de genel olarak -içeride ve dışarıda- TL'nin kullanım alanının genişletilmesine yönelik biliyorsunuz, yoğun bir çaba da var. Özellikle Sayın Başbakanımızın bu konudaki talimatları neticesinde burada ciddi adımlar atıldı, ciddi mesafe katedildi. Bu da son derece ekonomik ve mantıklı bir öneridir ve bir politikadır. Yani, Türkiye'de elbette TL kullanılacak ya da şöyle söyleyelim: TL'nin diğer yabancı paralar karşısındaki dalgalanmalarının oranını, boyutunu azaltmak amacıyla TL'nin kullanımını ne kadar yaygınlaştırabilirsek o kadar bu dalgalanmanın boyutu düşük olur yani bu açıdan gerçekten son derece güçlü bir ekonomik hedeftir ve argümandır. Bununla ilgili olarak da son günlerde alınan tedbirlerle önemli adımlar atıldı. İşte, başta, bundan sonra yapılacak olan tüm kamu ihaleleri zorunlu hâller dışında TL cinsinden yapılacaktır, hatta şu an ilana çıkmış olanlarda döviz cinsinden ilana çıkmış olanların zarfı açılmadığı takdirde henüz gerçekleşmemiş, tahakkuk etmemiş, tamamlanmamış olan ihale süreçleri iptal edilmekte ve onların TL cinsinden ihaleye çıkması sağlanmaktadır. Birçok kurum bununla ilgili gereken tedbirleri aldı; ayrıntılara girmeyeceğim, zamanım da kalmadı.

Sadece bugün Sayın Başbakanımız tarafından açıklanan son olarak birkaç tedbir var. Onlarla ilgili, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Ama, oraya geçmeden önce, biliyorsunuz, FETÖ terör örgütünün finansman kaynaklarının kurutulması çerçevesinde yine çalışmalar yapılıyor çünkü terör örgütüne kaynak aktarmak, finansman sağlamak suçtur. Bu çerçevede bugüne kadar TMSF bünyesine 46 grup olarak toplam 692 şirket devredildi. Bu şirketlerde -toplam istihdam kapasitesi- 37.850 kişi çalışıyor şu anda. Enerjiden, tarımdan, gıda, tekstil, madencilik vesaire... Bu şirketler ceza soruşturması, yargılaması sonuna kadar TMSF tarafından rasyonel ilkeler çerçevesinde yönetilecek, zarar edip içi boşalanlar hariç; onun dışındakiler mahkeme sonucuna kadar yönetilecek. Bu şirketlerin toplam aktif büyüklüğü 34,1 milyar lira civarında, ciroları 14,2 milyar ve öz kaynakları toplamı da 16 milyar liradır. Bunlar son derece önemli kuruluşlardır ve bu önemlerine binaen o anlamda çok dikkatli bir şekilde TMSF tarafından yönetilmektedirler. Eğer TMSF'ye devredilmemiş olsaydı genel kurallar çerçevesinde bunların kayyum sıfatıyla yönetilmeleri sistemi müdahale edilmeden devam ettirilmiş olsaydı, bunların önemli bir bölümünün mali yapısında çok ciddi bozulmalar meydana gelebilecekti.

Evet, şimdi, bugün 250 milyar lira tutarında bir kredi kapasitesi oluşturulduğunu Sayın Başbakanımız kamuoyuyla paylaştı. Bunun toplam üç yıl içerisinde kamuya maksimum maliyeti, yani bütün risklerin gerçekleşmesi hâlinde maksimum maliyeti 17,5 milyar liradır; üç yıl içerisinde yani 2017, 2018, 2019 içerisinde. Bununla ilgili gerekli kaynak tahsisleri de yapılmıştır, onu da söyleyelim. 250 milyar lira özellikle bu dalgalanmalar nedeniyle ya da nakit dengesinde bozulmalar nedeniyle finansman ihtiyacı içerisinde olacak olan firmalara bu kaynaklar Hazine garantisi, Kredi Garanti Fonu'nun garantisi altında aktarılacaktır, kullandırılacaktır, kullanacaklardır. Dolayısıyla, bu son derece önemlidir. Bir başka ifadeyle, bu dalgalanmalardan hiçbir firma olumsuz yönde etkilenmeyecek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bu gelişmelerden reel sektörün, imalattaki firmaların, üretim yapan firmaların hiçbir tanesinin olumsuz yönde etkilenmemelerini sağlamak amacıyla bu imkân getirilmiştir ve bu nedenle hiçbir firma iflas etmeyecektir. 250 milyar liralık, gerçekten inanılmaz bir kaynaktır bu. Kredi Garanti Fonu üzerinden kullandırılacağı için, kullanacak olan firmaların teminat bulma gibi ya da ilave teminat sağlama gibi bir yükümlülükleri -işte, ipotek veya buna benzer- olmayacaktır çünkü bu işlem Hazine tarafından Kredi Garanti Fonu vasıtasıyla yapılacaktır. Bu, gerçekten, reel sektörün bu gelişmelerden etkilenme, olumsuz etkilenme ihtimalini tamamen ortadan kaldırmakta, sıfırlamaktadır; bu da son derece yerinde, zamanında, önemli bir tedbirdir.

Yine, özellikle istihdamda yeni kapasiteler oluşturmak amacıyla bugün Sayın Başbakanımız tarafından yine bir açıklama yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, bir dakika daha ilave süre veriyorum.

Buyurunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bununla da 2017 yılında özel sektörün 500 bin kişilik yeni iş kapasitesi oluşturmak için gerekli bütün teşvik mekanizmaları devreye sokulacaktı, sokulmuştur, yani şu andan itibaren yürürlüğe girmiştir. Ayrıca, 100 bin kişilik yeni, toplum yararına çalışma kapasitesi oluşturulmuştur. Bunun anlamı şudur: 2017 yılında, diğerleri hariç, bu iki mekanizmayla en az 600 bin kişilik ilave istihdam kapasitesi; 500 bini özel sektör olmak üzere 100 bini de kamu tarafından sağlanmak üzere en az 600 bin tane yeni istihdam kapasitesi oluşturulmuştur.

MUSA ÇAM (İzmir) - Nerden alacaksınız onları?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Son olarak, evet, kaynağını da söyleyeyim...

MUSA ÇAM (İzmir) - İşsizlik Sigortası...

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla)) - Bunlarla ilgili kaynak İşsizlik Sigortasının gelirlerinden finanse edilecektir.

MUSA ÇAM (İzmir) - Yapmayın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, İşsizlik Sigortasında biriken fonları burada kullanmayıp nerede kullanacağız Allah aşkına? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Oraya değmeyin, oraya değmeyin.

MUSA ÇAM (İzmir) - Yapmayın, yapmayın, İşsizlik Sigortası Fonu'na dokunmayın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Tamamen istihdamla alakalı; tamamen kullanım amacına uygundur, teoriye uygundur, pratiğe uygundur, bu bakımdan hiçbir sıkıntı yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)