Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:33
Tarih:07/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Değerli milletvekilleri, 29 Ekim 1923 cumhuriyetin ilanı. Hepimizin bildiği, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra bugün değişik hatiplerin değişik görüşleriyle tartışma açma niyetinde olduğu cumhuriyetin banisi Mustafa Kemal Atatürk'ün o dönemde bir kaygısı var. Fuat Köprülü Hocayı çağırır, "Fuat Bey, cumhuriyeti kurduk, artık cumhuriyeti ve devletimizi ilmî temeller üzerinde yükseltmek zamanı gelmiştir. Lütfen İstanbul Darülfünunu bünyesinde Türkiyat Enstitüsü kurunuz." talimatı verir ve bu kurul çeşitli çalışmalardan sonra on ay bir hazırlık ve akabinde Atatürk'ün de son rötuşları yapmasıyla kurulur. Ve tekrar rahmetli Fuat Köprülü gelir ve Mustafa Kemal Atatürk'e "Türkiyat Enstitüsü kuruldu efendim. Ambleminin nasıl olmasını tavsiye edersiniz?" der. "Karlı Tanrı Dağlarının önünde elinde meşale tutan bir bozkurt olsun. Bu meşale genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon'dan çıkışımızda kılavuz olan bozkurt Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin." İşte biz bu Mustafa Kemal Atatürk'ü ve tarihte ikinci kez Türk adıyla anılan Türkiye Cumhuriyeti devletini sonuna kadar muhafaza ve müdafaa için mücadele veren bir siyasi partiyiz, öncelikle bunu vurgulamak istiyorum.

Daha sonraki süreçte cumhuriyetin temel yaklaşımlarıyla oluşturulan kurumların vücut vermesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve o dönemdeki Musiki Muallim Mektepleri dâhil cumhuriyetin tarihin içerisinden süzülerek kurumsallaşması ve o tarihî köklerle bütünleşmesiyle ilgili çalışmalarla devam eder. Burada, özellikle, gerek iktidar partisinin gerekse Cumhuriyet Halk Partisinin, Mustafa Kemal ve cumhuriyeti tanımlarken anakronik hatalarla, tarihi bağlamından kopartık yorumlarla birbirine karıştırılmaması ve 1923-1938 dönemindeki Mustafa Kemal uygulamalarıyla daha sonraki dönemsel ve bölgesel dış gelişmelerin iç siyasete yansıdığı durumu birbirinden ayırt etmesi gerektiği hakikatinin altını çizmek istiyoruz. Bu çalışmalar, cumhuriyetin değişik kurumlarında topluma bu bilgiyi aktarmak ve halk irfanından beslenmek ve Ziya Gökalp'in Halka Doğru makalesini referans alan ve "Fikir babam Ziya Gökalp'tir." diyen Mustafa Kemal'in halk irfanını önemseyip ilimle bütünleştirme aklının sonucu olarak vücut bulur.

1960'tan sonraki, özellikle İkinci Dünya Savaşı koşulları, soğuk savaş algıları, komünist blokun güçlenmesi ve dış gelişmelerdeki olaylar, Türk devlet aklına bir kurum daha kurdurtur o dönemde. Bu kurumun adı Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsüdür. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü bir dernektir ama bu derneği kuran, milliyetçi, mukaddesatçı, cumhuriyet değerlerine bağlı bilim insanlarıdır. Bu kurum, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, o dönemden başlayarak ilmî neşriyatla, siyaset dışı olarak Türk dünyasıyla ilgili bilimsel çalışmalar yapar, bilgilendirme yapar, devleti besler.

Şimdi genel bütçeleri konuşuyoruz. Sayın Başbakan Yardımcımız burada. Bütçemizle ilgili çalışmalarda -bu dönem için geçerli olmasa da- önceki dönemlerde bu bütçeden genel bütçeye iadeler var. Türk devlet aklının kurdurtmuş olduğu Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsüne, kamu yararına hizmet veren bu derneğe de -yine diğer kurumlara olduğu gibi- sembolik olarak varlığını devam ettirip kurum çalışanlarının iaşesini, ibatesini karşılayacakları basın-yayınlarını basabilecekleri, bilimsel çalışmalarını yapabilecekleri bir kaynak aktarmayı düşünüyor musunuz? Düşünmüyorsanız, lütfen bunu düşünün ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsünü yaşatalım. Burası da hizmet etmiş olan, rahmete gitmiş olan, tüm hizmet eden büyük hocaların maneviyatıyla ve bugün orayı yaşatmak isteyen fedakâr hocaların da gayretleriyle yaşamaya çalışıyor. Bunu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün itibarıyla geldiğimiz noktada, bu çalışmalar ve kurumlardan beklenenler nelerdir? Yüce Atatürk'ün adını taşıyan ve çıkış noktası Türk milliyetçiliği olan bu kurumlardan beklediklerimiz: Özellikle 15 Temmuz kara gecesinde ülke olarak yaşadığımız acı hatıra bizlere, millî şuurdan yoksun ellerin hiç tereddüt göstermeden elindeki silahı milletine yani asıl sahibine nasıl döndürdüğünün, çevirdiğinin bir ifadesi ve acı bir tecrübesi olmuştur. Bize düşen, bu kurumlar üzerinden millî şuuru geliştirici, millî kimlik üzerinden uluslararası strateji geliştirici enstrüman hâline dönüştürülebilecek bir hâlde bilgiyi rezerve ederek topluma sunmak olmalıdır. Yani pek çok Avrupa ülkesinde bu tür kurumlar siyaseti besler. Bizde bu kurumlar devleti, siyaseti ne kadar besliyor, bunu bilemiyoruz, belki bilmememiz gerekiyor.

Merak ediyorum, Süleyman Şah Türbesi taşınırken bu kurumdan görüş alındı mı? Merak ediyorum, Orta Doğu'da birtakım gelişmeler devam ederken, Suriye krizi yönetilirken oradaki tarihî müktesebatımız noktasındaki siyasal gelişmelerle ilgili bu kurumlar bilgiyi hikmet olmaktan hizmet olarak eyleme dönüştürerek ilgili birimlere verebildi mi, yoksa sahadaki birtakım uzman ve istihbarat elemanları bilgileriyle mi biz siyaset yapıyoruz?

Türkiye'de üniversitelerimizin ve bilimin temel problemi, bilgiyi işe koşamama problemidir. Bilgiyi edinen hikmet sahibi, raflarda kitapları olan değerli bilim insanları düşündüklerini eyleme koyamadıkları için, bu bilgiyi eyleme koyma vasıtası bu kurumlar üzerinden siyaset kanalına taşınabilmelidir. Buradaki ara eleman ve enstrüman, bu kurumlar olmak zorundadır. Gelişmiş toplumlarda siyasal partilerin, devletin bu tür çalışmalarını yapan kurumları bunu rezerv bilgi olarak işe koşabilecek hâle getirebilme kabiliyeti göstermiştir.

Kurumların misyonunu bu çerçevede ifade ettikten sonra özellikle bu bağlamda ivedilikle yapılması gereken hususları hatırlatmak istiyorum. Bu konuda ilmî çalışmalar takip birimini yüksek kurum kendi bünyesinde YÖK'le koordineli bir şekilde oluşturmalıdır ve yapılan tezler milliyetçiliği, Atatürkçülüğü, cumhuriyeti topluma kabullendirici ve paylaşımcı stratejik bilgiler ortak bir havuzda toplanmalı ve mükerrer çalışmaların önüne geçilmelidir. Ülkemizde bundan önce yapılmış akademik çalışmaların, ilmî çalışmaların süreli olarak takipleriyle, Türkiye'deki yapılan, bu konuyla ilgili akademik bir çalışma olacaksa "Son durum nedir, kültür merkezinden bunu öğrenelim, ona göre yeni alanlara geçelim." diyebilecekleri bir arşivin, bilginin, sistemin kurulması zarurettir. Bilgiye daha hızlı ve kolay erişim sağlanır ve bu merkeze müracaat etmeden yeni konulara müsaade edilmez. Yapılmış çalışmaların arşivlenmesi sağlanır, arşivlerden hızlı ve kolay şekilde faydalanma imkânı bulunur ve bunların sonuç hükmündeki çalışmaları da siyasetin, devlet aklının hizmetine verilir.

Ayrıca, kurumların öteden beri zengin bir yayın periyodu olmasına rağmen, bunların halka ulaşımı noktasında sıkıntı yaşanmakta. Satış arabaları için Anadolu'daki üniversitelerden gelen taleplerden yıllardır bekleyenler olduğunu öğrendim. Anadolu'daki Türkoloji merkezlerinden, tarih bölümlerinden, hocalardan bu konuşmayı yapmadan önce, neler söyleyebilirim diye fikirlerini aldığım da, "Satış arabalarını kampüsümüzde daha sık görmek istiyoruz." dediler. Akademik yayınlar dışında çocuklarda ve gençlikte Türkçe bilinci oluşturacak, Atatürk sevgisi oluşturacak daha popüler yayınlar ve neşriyatlar yapılmasını bekliyoruz. Üniversitelerle iş birliklerinin daha geliştirilmesini ve demin bahsettiğim gibi "academia"nın, bilimin topluma ulaşmasında devletin arayüzü olarak kendisini güncelleyen, yenileyen bir hâle gelmesini bekliyoruz.

Kurumların yönetimlerinde yer alan üyelerin mutlaka ve mutlaka liyakat esasına dayalı seçilmesi gerekir diyoruz. Liyakat esası "Bu konuda şu kadar yayını var efendim." değil, liyakat esası, Türk milletine, Türk devletine, Türk milliyetçiliğine, Mustafa Kemal Atatürk değerlerine ve Türk aklına olan mensubiyetini bir millî şuur olarak görmesi ve bu görevleri mevzuat gereği yapan memurlar olarak değil, bu görevi bir misyon görevi olarak yapan kadroların bu görevlere getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Benim konuşmalarımı daha kapsamlı olarak devam ettirme niyetim olmakla beraber, son beş dakikayı benden sonra bu konuda Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu hakkında konuşmalar yapacak olan arkadaşım Kamil Aydın'a vereceğimiz için ben konuşmamı bu geri kalan üç beş dakika içerisinde tamamlayacağım ve kalan süreleri Kamil Aydın Hocam kullanacak. Bu usulü de Sayın Başkana hatırlatmış oluyorum.

15 Temmuz Türkiye'de yeni bir dönemin başlangıcıdır değerli milletvekilleri. Millî kimlik ve millî şuur olmadan aidiyetimizi ve müktesebatımızı bu memleketin köklerinde bu devletin kendi sahici evlatları olarak aramadığımız takdirde çıkış yolunun olmadığı hakikattir. Bugün millî para birimine dönmekle, bugün kendi gerçeklerimizle yüzleşip "millî birlik ve beraberlikten başka çıkış yolu yok" anlayışı da bu gerçeği bize göstermiştir. Herhangi terör örgütlerine, silahlı terör örgütlerine, silahsız gözüküp de vakti gelirse nasıl cani olabileceklere aidiyet hissedenlerin memleketi nerelere getirdikleri ortadayken bizler bu memlekette siyasi kutuplaşmayla ve siyasi kan davalarıyla sonuca gidemeyeceğimiz gerçeğini görmemiz lazım.

Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli Bey'in yapmış olduğu çıkışın ve erdemli davranışın bu kapsamdaki siyasetteki aradaki çitlerin kaldırılarak daha toparlayıcı yaklaşımlarla devlet millet gerçeğiyle hareket edilmesi hususunda tüm siyasal aktörlerin bu açılan yeni dönemin hakikaten Türkiye'nin geleceği açısından, Türk milletinin birliği açısından ne anlam ifade ettiğini bilmesi lazım. Bu konuda devletin tüm kurumlarında görev alan bürokratların, yöneticilerin, "academia"nın bu gerçeği bilerek bulunduğu yerde bu şuurla hareket etme mecburiyeti vardır. Önümüzdeki siyasal gelişmeler de, toplumsal gelişmeler de, uluslararası gelişmeler de buradan başka gidecek yolun, çıkacak bir caddenin olmadığını gösteriyor. Biz, bu Meclisin bir daha, değil içimizdeki yerli görüntülü yabancılaşmış cunta meraklısı teröristlerce, uluslararası güçler tarafından da bombalanmasını istemiyoruz. Biz, vekâlet savaşları üzerinden Türkiye'nin sıkıştırılmasını da bu manada içimize sindiremiyoruz. Yerlilik, millîlik ve evrensellik ölçeğinde yerli olmadan millîyi, millî olunamadan evrensel olacağını, siyasal İslamcı söylemlerde bulunanların da, enternasyonal söylemlerinde bulunanların da mutlaka ve mutlaka İstiklal Marşı ortak paydasında buluşmak zorunda olduğunu ve bu meydanlarda "Senin için ölürüm Türkiye'm!" diyebildiği gerçeğini, yaşadığımız süreç göstermiştir.

Var olsun İstiklal Marşı, var olsun Türk milleti. Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdıracak şartları oluşturmasın, millî birliğimiz ve beraberliğimiz ebedî olsun diyor, sözlerimi burada tamamlıyor, kalan sözlerimizin devamını değerli hocama bırakıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ersoy.