Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:33
Tarih:07/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle eş genel başkanlarımız olmak üzere, milletvekillerimizin yasama faaliyetlerinden alıkonmasını Sayın Hükûmete sormak istiyorum: Bu, oligarşik bürokrasinin bir tasarrufu mudur yoksa sizin siyasete müdahaleniz midir? Ya da oligarşik bürokrasinin siyasete müdahalesini nasıl engelleyeceksiniz?

Değerli milletvekilleri, Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığının 2017 yılı bütçesi hakkında Halkların Demokratik Partisi Grubunun görüş ve önerilerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Bütçeler yalnızca ekonomik göstergeler değil, aynı zamanda da çok önemli siyasal belgelerdir. Her şeyden önce, bir bütçenin onaylanması demek, bir hükûmetin faaliyetlerinin meşruluğunun da onaylanması anlamına gelmektedir. Ayrıca, bütçeler hükûmetlerin eğitime, kültüre, emek alanına, sosyal hak ve özgürlüklere, kısacası hemen hemen her konuya dair yaklaşımlarının da en önemli göstergeleridir. Bu bütçe dönemi de göstermiştir ki AK PARTİ Hükûmeti iç ve dış siyasette bildiğini okumaktan vazgeçmemekte ve muhalefetten gelen uyarıları dikkate almamaktadır.

Değerli milletvekilleri, biraz önce ifade ettiğim üzere, bütçeler temel insan hakları üzerinde de birtakım verileri ortaya sunmaktadır. Bu konuda, AFAD, temel insan hakkı konusunda nerede olduğumuzu bize çok net bir şekilde göstermektedir. AFAD'ın İnternet sayfasında yer alan bilgilere göre, 5 Aralık 2016 itibarıyla, AFAD'a bağlı barınma merkezlerinde 257.818 mülteci yaşamaktadır. Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak'ın da Komisyonda verdiği rakamlara göre de Türkiye'de şu an 2 milyon 758 bin 409 sığınmacı bulunmaktadır.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Sadece Suriyeli o.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Evet.

Türkiye'de bulunan Suriyelilerin yalnızca onda 1'ini mülteci kamplarında barındırabiliyoruz. Geriye kalan 2 milyonun üzerindeki Suriyeli, sert kış koşullarında sokaklarda, insan onuruna yakışmayan bir durumda maalesef yaşamaya zorlanmaktadır. 2 milyon insanın Türkiye'nin neredeyse her kentinde bir şekilde savrulmuş durumda yaşamalarını nasıl kabulleniyoruz, bunu da ayrıca sormak istiyorum. Hükûmetin Suriyelileri Avrupa'ya karşı pazarlık konusu yapması dışında bir planlaması var mıdır, bunu da öğrenmek istiyoruz.

Şehirlerde kayıt altında olmayan sığınmacılar dışında, AFAD kamplarında kalan Suriyelilerin ne durumda olduğunu, kamplarda olan insanlık dışı olaylar dışında bilmemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, hepinizin, sabah akşam üstünde kafa yorması gereken konulardan birisi, çocuk istismarı konusudur fakat sadece Nizip Mülteci Kampında 30 erkek çocuğuna tecavüz edilmesi, bu konuda ne kadar başarısız olduğumuzu göstermektedir. Bu devletin bir kurumu olan AFAD'a ait bir kampta, herkesin gözünün önünde, 30 erkek çocuğunu 1,5 ila 5 lira arasında bir ücret karşılığında istismar etmişler. Bunun üzerine daha neyi söyleyebiliriz? Bu dünyada çocuk konusundan daha politik ne olabilir?

İstismara uğrayan çocukların aileleri, kamptan çıkarılmaktan, atılmaktan korktukları için konuşamamaktadırlar. Aileler biliyor, AFAD yetkilileri biliyor, çocuklar biliyor. Üstelik, bu kampı 23 Nisanda Almanya Başbakanı Angela Merkel de ziyaret ediyor ama partimizin bir heyetle kampı ziyaretine izin verilmiyor.

Peki, diğer kamplarda durum farklı mı? Maalesef hayır. Gaziantep'in İslâhiye ilçesinde bulunan 2 no.lu Mülteci Kampında da Suriyeli 5 çocuk istismara uğruyor. Yine aynı ihmaller, yine korunan ve gizlenen failler.

Daha bize sığınan insanların çocuklarını koruyamıyoruz, barınma ve eğitim gibi konulara giremiyoruz bile. Mülteciler için kurulan çadır kentler, görgü tanıklarının beyanlarına ve STK raporlarına göre, mühimmat deposu olarak kullanılıyor. Konuya dair verilen önergeler cevaplandırılmıyor. Sonra, kamp tamamen boşaltılıyor. Hatay, Urfa ve Antep'te bulunan kamplara sivil toplum örgütlerinin, basın mensuplarının ve milletvekillerinin girmelerine müsaade edilmiyor. İçeride ne olduğunu soruyoruz ama cevap alamıyoruz. Sonra da kalkıp uluslararası siyasette mülteciler konusunda dünyanın bizi yalnız bıraktığını söylüyoruz. Uluslararası kurumlar için şeffaflık en büyük ölçüttür bu konuda. Kendi milletvekillerinin denetimini yapamadığı, ziyaret edemediği bir yer için dünya neden yardım yapsın ki? Bu konudaki tutarsızlığımızı da tekrar ortaya koyuyoruz.

Hükûmet bugüne kadar bu hususla ilgili sorularımıza cevap vermemiş olabilir, burada bu soruları cevaplamak zorundalar. AFAD'ın mülteci kamplarının, IŞİD ve El Nusra gibi çeteci yapılanmaların sığınağı hâline geldiği iddiaları doğru mudur? Birçok medya kuruluşu ve uluslararası kurumların iddialarına göre bu kamplar IŞİD'in eğitim ve örgütlenme kampına dönüşmüş müdür? Suriye'de savaştırılan ÖSO üyelerine maaş veriliyor mu? Peki, AFAD kamplarında bulunan sığınmacılara Suriye'de savaşmaları karşılığında vatandaşlık verileceği iddiaları doğru mudur?

Değerli milletvekilleri, mülteci kamplarının kurulacağı alanlar yeni sorunlar doğuruyor. Pazarcık Terolar'da Alevilerden oluşan 16 köyün ortasına Suriyeli mülteciler için 27 bin kişi kapasiteli, 600 konutluk bir konteyner kent inşa etmek bölgenin demografik yapısıyla doğrudan oynamaktır. Karar alma süreçlerine dâhil edilmeyen bölge halkı dava açmak suretiyle hukuki düzeyde hak arayışlarını sürdürürken demokratik ve haklı taleplerini barışçıl, kitlesel protestolarla dile getirmek istediğinde gaz bombası ve tazyikli suyla karşılaşmaktadır. 82 yaşında bir yurttaşımız bu şekilde hayatını kaybetti bu eylemlerde. Yine, Alevi halkının yoğun biçimde yaşadığı Sivas'ın Divriği, İmranlı, Zara, Yıldızeli ve Malatya'nın Akçadağ ilçelerinde benzer AFAD kamplarının yapılmasının planlandığı söyleniyor. Halka soruluyor mu bu durum? Elbette ki hayır. Toplumda yarattığı endişeyi gidermeye yönelik bir açıklama var mı? Elbette ki yok.

Değerli milletvekilleri, acil durumlarda ne yapıyor AFAD, biraz da bu konudan bahsedeyim. Bildiğiniz gibi, 21 Eylül 2016 tarihinde Trabzon Beşikdüzü ilçesi ile Giresun Eynesil ilçesinde şiddetli yağış sel baskınlarına yol açarak 3 yurttaşımızın ölümüne sebep oldu. Yine, 2015 yılının Ağustos ayında Rize'nin Hopa ilçesinde meydana gelen sel felaketi nedeniyle de 8 yurttaşımız yaşamını yitirmiştir.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Artvin Hopa.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Gerçekleşen sel felaketiyle, STK'ların uyarılarını dinlemeyen AFAD, ekolojik kıyım ve dere yataklarındaki yapılaşmanın olası bir felaketle bilançosunun ağır olacağı söylenmesine rağmen ne olası riskler ortadan kaldırılmıştır ne de bu sel felaketini yönetebilmiştir. Hatırlarsanız, Kasım 2014'te sel bir kez daha vurmuştu ve 3 vatandaşımız daha hayatını kaybetmişti. AFAD ekiplerinin çalışmaları yalnızca cenazelerin çıkarılması meselesine dönüşmüştür. Hükûmet yetkililerinin sel felaketlerini kot farkıyla açıklamaları hâlâ hafızalardayken uzmanların görüşlerinden yola çıkarak Karadeniz'de meydana gelen sel felaketleri sonrası ortaya çıkan manzaralardan ne AFAD'ın ne de ilgili bakanlıkların duruma ilişkin hiçbir tedbiri yeterince almadığını görmekteyiz. Sel felaketi sonrası erken müdahalenin yapılmadığı bölgede bulunan AFAD ekiplerinin yetersiz kaldığı, sonradan müdahale için gelen ekiplerin geç kaldığı, ekiplerin arasındaki koordinasyon eksikliği, coğrafyayı tanımayan ve afet konusunda yeterli bilgi ve birikime sahip olmayan memurların atanması, il ve ilçe afet planlarının mevcut durumu karşılamaktan uzak ve güncellenmemiş olması, kurumlar arası yetki çatışmasından kaynaklanan sorunların nedeni, AFAD'ın kurumsallığının sorgulanmasına neden olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 17 Kasım 2016 tarihinde Siirt'in Şirvan İlçesi Maden köyünde bulunan bakır madeni sahasında meydana gelen göçük sonucu, 16 işçi madende oluşan göçük sonucu toprak altında kalmıştır. 16 madencinin toprak altında kaldığı faciada arama kurtarma çalışmalarında 10 kişinin cansız bedeni toprak altından çıkarılmıştır. Hâlen göçük altında bulunan 4 işçi için çalışmalar ise devam ediyor. Bilirkişilerin ve teknik disiplinlerden mühendislerin katılımıyla yapılan değerlendirmelerde, olayın bir iş cinayetine dönüşmeden önlenebileceği belirtilmiştir. Maden emekçilerinin her defasında maden kazalarında yaşamlarını yitirmeleri, göçük altında kalmaları ve cenazelerine ulaşılmaması kimin sorumluluğundadır? AFAD, Şirvan'da üzerine getiren sorumluluğu yerine getirmiş midir? AFAD'ın Van depremi sırasında dağıtılan yardımlar konusunda takındığı siyasal tavrı çok iyi biliyoruz. Aynı şeylerin Şirvan'da yaşanmaması adına Hükûmete buradan sorumluluklarını hatırlatmak isteriz.

Değerli milletvekilleri, son olarak Sayıştayın raporu üzerinde birkaç şey söylemek istiyorum. Soma faciası sonrası toplanan yardım paralarından 5 milyon 389 bin 681 TL'nin, bu meblağın nereye harcandığı hâlâ açıklanamamışken şimdi de taşınmazlar konusunda bir sis perdesi oluşturulmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bir kurumun taşınmazlarının kayıt altına alınmamasının nedeni nedir, neyi gizliyorsunuz? Ya da bu kurum neden yeterince şeffaf yönetilmiyor, Sayıştay neden sorumluluğunu gerektiği gibi yerine getiremiyor? Denetlenen kamu idaresinin sorumluluğu ve Sayıştayın denetim sorumluluğu karşısında bir sorumsuzluk olarak karşımıza çıkması hususunun burada değerlendirilmesini yüce heyetinizden talep ediyorum.

Sizi tekrar saygıyla selamlıyorum arkadaşlar, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Doğan.