Konu:2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:33
Tarih:07/12/2016


2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN MİROĞLU (Mardin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, El Bab'da hayatını kaybeden, şehit olan 2 askerimize Allah'tan rahmet ve yaralı askerimize de Allah'tan şifa diliyorum.

İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun Hükûmetimizce öngörülen bütçesi üzerine konuşmak için söz aldım.

Öncelikle, dünyada ve Türkiye'de insan hakları alanını ve demokrasiyi korumak için zulme, şiddete ve terörizme karşı mücadele ederken, hayatını kaybeden, ihlale uğrayan, hakları gasbedilen insanları ve halkları saygıyla anmak istiyorum ve 15 Temmuz şehitlerini elbette ki hatırlamak istiyorum. İnsan haklarının konuşulduğu her platformda onları minnet ve şükranla hatırlayacak ve yâd edeceğiz.

Bu vesileyle, dünya demokrasi tarihine altın harflerle geçen tarihin o en uzun gecelerinden birinde, 15 Temmuz darbesine karşı mücadele ederken şehit olan yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyor, saygıyla anıyorum.

Eğer bugün dünya, insanlık onurunun en zor zamanlarda bile ve hâlâ korunmaya çalışıldığı bir dünyaysa, bunu her şeyden önce hayatlarını bu mücadeleye adamış insanlara, fikir adamlarına ve insan hakları aktivistlerine borçluyuz.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun doğrusu çeşitli sebeplerle tecrübe edemediğimiz, çalışmalarından faydalanamadığımız İnsan Hakları Kurumunun yerine kurulması, Türkiye'nin insan hakları mücadele tarihi ve bu mücadelenin geleceği bakımından son derece önemli bir adımdır.

İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu hem görev alanı tanımı hem belirli bir bütçeye sahip olacak olması hem de insan hakları alanını belirleyen konulardan biri olan ayrımcılık, ihlaller ve ihlallerden doğan hak taleplerinin merkezinde yer alacak bir kurum olarak, nihayet toplamda 150 kişi civarında olması düşünülen uzmanlardan oluşacak bir kadroyla çalışacak olması, bir insan hakları müktesebatına sahip olmak ve bu alanda kurumsallaşmak için 2000'li yıllardan bu yana hayata geçirilen reformların sürdürülebilmesi açısından da son derece önemlidir.

Hem kurumun kuruluşuna hem de artık bir bütçeye kavuşacak olmasına bakarak, geçmişte çeşitli hukuksuzluklar yaşamış, ihlale uğramış, Kürtçe konuştuğu için hapis cezası almış, Kürt kimliğinin tanınması ve kültürler arası eşitlik nedeniyle cezaevinde uzun yıllar hapis yatmış, 1980 askeri darbesinden başlayarak hayatının tam yirmi üç yılını siyasi yasaklı olarak yaşamış biri olarak, yıllar sonra, bir gün gelecek de İnsan Hakları Kurumu ve eşitlik üzerine bir milletvekili olarak söz alıp konuşacağımı doğrusunu isterseniz rüyada görsem inanmazdım. Bu, tarihin bir ironisi ve hoş bir sürprizi gibi geliyor bana.

O yıllarda cezaevlerinde tutulan insanlar gözünü koğuşların ve hücrelerin kapısına diker, Avrupalardan filan bir heyetin ziyaret etmesini ve seslerini dünyaya duyurmasını beklerlerdi. Türkiye'den, AİHM'e yollanan davalar biriktikçe birikirdi. Hayata geçirdiğimiz reformlardan sonra şimdi cezaevlerinde meydana gelen kötü muamele, işkence ve hak ihlallerini araştırmak için mahkûmların umudu -hepimiz bilmeliyiz ki- elbette Türkiye Büyük Millet Meclisindedir ve bu Mecliste kurulan komisyonlardadır.

Adil yargılanma hakkı için artık adres AİHM değil, büyük ve geniş manada Anayasa Mahkemesidir. Avrupa Birliğinin ve Birleşmiş Milletlerin bağlayıcı birçok kurucu sözleşmesine uygun olarak düzenlenmiş, ulusal hukukumuzla evrensel hukuk arasındaki farklı uygulamaların tarihe karıştığı bir on beş yıl yaşadık.

Biz, ülke olarak bu alanda reformları sürdürmeye devam ederken maalesef Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde hiç de hoş ve iyi şeyler olmuyor.

Avrupa Birliği hukuku ve insan hakları müktesebatı, bugün ciddi risk ve tehditler altındadır. Yükselen ırkçılık, içine kapanma, İslamofobi ve antisemitizm, terör örgütlerine birliğin sınırları içinde tanınan tolerans, Avrupa Birliğini ciddi manada tehdit ediyor ve doğrusu, başta Türkiye olmak üzere, çeşitli ülkeler için zaman zaman Avrupa Birliğinde yazılan ve deklare edilen, bugün de burada sözü edilen birtakım raporlara artık kimse tarafından itibar edilmediğine şahit oluyoruz.

Katliam ve soykırım suçlarını sorgulamak, yenilerini önlemek ve bu konuda çifte standartlara dayanmayan bir uluslararası hukuk ve norm oluşturmak için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesinin verdiği kararlarda bile artık çifte standart ve bazı uygulamaları görmezlikten gelme bariz bir şekilde görülebiliyor. Böyle olmasa, halkına karşı Miloseviç'ten 10 kat daha fazla suç işlemiş Esad gibi diktatörler bugün çoktan yargılanmış olurdu.

Değerli milletvekilleri, çivisi çıkmış bir dünyada sarılacağımız tek şey var, o da insan onurunun korunması ve demokrasidir. İnsan onurunu koruyamadan demokrasiyi koruyamayız ama demokrasiyi de koruyamadan insan onurunu koruyamayız.

Fikrî manada insan hakları söz konusu olduğunda durduğumuz yer -çok basit olarak söyleyecek olursak- "Dünya beşten büyüktür." mesajının ifade ettiği ve tanımlandığı yerdir ama lideri ve halkı böyle düşünen bir ülkede ayrımcılığa, eşitsizliğe, her türden ihlale karşı ulusal düzeyde mücadele etmek, bu mücadeleyi kurumsallaştırmak, hukukunu oluşturmak bütün siyasi partilerimizin temel görevi olmalıdır.

Bu çerçevede, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu bütçesine "evet" diyeceğimizi bir kez daha ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum (AK PARTİ sıralarından alkışlar)