Konu:Danışma Kurulu Önerisi
Yasama Yılı:3
Birleşim:2
Tarih:02/10/2012


DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni yasama yılının milletimize, devletimize ve Meclisimize hayırlar ve uğurlar getirmesini diliyorum.

Evvela, Sayın Başkan, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetiminin, kendisine bir çekidüzen vermesini istiyorum. Bir defa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı var mıdır, yok mudur?.. Ortada yok. Komisyonlar denetlenmiyor, kanunlar komisyonlara üç madde, beş madde olarak gidiyor, yüz madde olarak çıkıyor. İç Tüzük'ün 35'inci maddesine açıkça aykırı.

Bu Genel Kurul salonunda yapılan konuşmaları biz milletvekilleri olarak yerimizden takip edemiyoruz. Bu Mecliste burada konuşulanları biz takip edemiyorsak nasıl bunlara cevap vereceğiz? Kim ne söyledi, nereden biliceğiz? Evvela bir Meclis Başkanlığı var mıdır yok mudur, bunu bir bilelim. Kendinize bir çekidüzen verin, bu Meclisin sağlıklı çalışması için katkıda bulunalım.

Değerli milletvekilleri, üç ay gibi uzun bir zaman tatil yaptık. Bu tatil zamanında içimizi yakan, gerçekten, sözlerle ifade edilmesi mümkün olmayan büyük acılarla karşılaştık. Evvela çok sayıda güvenlik kuvvetlerimiz şehit oldu, bunun sebebi ne acaba? Düşündünüz mü? Şimdi, bunun sebebi şu: Seçimden önce Tayyip Erdoğan gitti, Barzani'yle anlaştı. Ondan sonra Oslo'ya da gitti, PKK'ya da söz verdiler, dediler ki: "Efendim, 12 Haziran seçimlerinden sonra, 15 Hazirana kadar siz bize karışmayın, ondan sonra sizin istediğinizi biz size vereceğiz."

Olayı biliyorsunuz, 15 Haziran 2011'e kadar eylemsizlik kararı alındı ve herhâlde aklı başında olan herkes de düşünür: Allah Allah ya, bu PKK 12 Haziranda seçim var, 15 Hazirana kadar niye eylemsizlik kararı alır? Tabii ki bunun arkasında, verilen birtakım vaatler var. Defalarca sordum Tayyip Erdoğan'a: "Sen seçimi kazanmak için Barzani'ye ve PKK'ya ne söz verdin? Açıkla bunu."

Şimdi, arkadaşlar, kamuoyu da bilsin, AKP'yi iktidarda tutan Kürt vatandaşlarımızın oyudur. Şimdi, AKP içindeki Kürt oylarını çektiğiniz zaman, Kürt milletvekilleri karşıya geçtiği zaman AKP iktidardan düşüyor, Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı olamıyor. Şimdi artık bu, gerçek. Yani bu gerçeği saklamak mümkün değil. Şimdi, Türkiye'de, artık, maalesef, yöneten siyasi iktidar kadrosu tarafından devlet korunamaz bir hâle getirilmiştir, devlet siyasi oy adına yok edilmeye çalışılmaktadır.

Bugün, AKP iktidara geldiği günden beri terörle hiç ciddi bir mücadele yapılmamıştır. Maalesef bugün artık birçok ilimizde kişilerin can güvenliği de kalmamıştır. Yani siz milletvekilisiniz, bu kadar şehit cenazeleri gelirken yahu demiyor musunuz ki: "Kardeşim, biz iktidardayız, bunun sorumlusu kim?" Bunun sorumlusu?

Arkadaşlar, dünyada birtakım kurallar vardır. Eğer bir siyasi iktidar bulunduğu makamda o ülkede huzur ve güveni sağlamıyorsa, can güvenliğini sağlamıyorsa orada onlara düşen şerefli ve namuslu bir görev vardır: Oradan istifa edip gitmek. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinde hiç kimse yeri doldurulmayacak kişilerden değil ki. Dolayısıyla, burada, artık, evvela sizin, milletvekilleri olarak bir vicdan muhasebesi yapmanız lazım, sonra da size oy veren vatandaşların da bu vicdan muhasebesini yapması lazım. Bu memlekette her gün bu kadar şehit olurken, bu şehitler niye oluyor? Bu devlet niye böyle yok ediliyor?

Şimdi, bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli ordusu? Beni kimse yanlış anlamasın. Ben gidip de insanları öldürmenin peşinde değilim. Bakın, hiçbir devlet kendi sınırları içinde kendi kontrolü altında olmayan hiçbir silahlı güç istemez. Bunun olmaması için de her türlü mücadeleyi yapar ama Tayyip Erdoğan oy uğruna gitti her türlü tavizi verdi. Artık, maalesef, Türkiye'de can güvenliği diye bir şey kalmamış. Güvenlik kuvvetleri, ordu kışlası dışında dışarıya çıkarılamıyor.

Öyle olaylar anlatılıyor ki artık birtakım eylemler bazı tarikat ve cemaat evlerinde düzenleniyor, birçok ildeki bazı emniyet müdürleri de tarikat ve cemaat mensubu olduğu için buralara operasyon yapma izni verilmiyor. Yani ülke bu kadar vahim bir durumda yönetiliyor.

Öte tarafta, Türkiye'de ekonomi çökmüş, vatandaş geçim sıkıntısı içinde. Bir yandan, Tayyip Erdoğan'la Abdullah Gül 12-13 tane uçak almış. Dünyanın hiçbir ülkesinde? Belki Amerika'da devleti yönetenlerin elinde olan lüks zırhlı araçlarla keyif çatarken öte tarafta vatandaşın doğal gazına, elektriğine, yakıtına zam yapılıyor. Sizin sayenizde, bugüne kadar devlet harcamalarının üzerinde bir denetim yapılmıyor, bu kadar yolsuzluk varken, bu kadar talan varken bu ülkede. Yahu kardeşim, bir günden bir güne hele deyin bakalım? Şimdi, denetimi kaldırdınız, devlet dairelerinde denetimi kaldırdınız. Maalesef, bakın, hayalî ihracat? Bir kontrol edelim bakalım, açalım bir hayalî ihracatı, kimler, ne malları hayalî ihraç ediyor? Zaman zaman gazetelerde çıkıyor fakat hemen örtbas ediliyor.

Siyasi bir parti, kongresinden 6-7 tane basın mensubunu "bana karşı" diye hiç menedebilir mi? Bu, akla, hayale, mantığa, insanlığa, adaba, edebe uyar mı? Uymaz. Ama ben, aslında, o sizin kongreye katılan o basın mensuplarına hayret ediyorum, onlar bana göre o basın toplantısına katılmakla en büyük hatayı ettiler. Mademki siz 7-8 tane basın organını çağırmıyorsunuz?

Şimdi, Tayyip Erdoğan çıkmış? Yahu, senin geçmişin ne? Sen hangi zaferi kazandın? Sen ne yaptın ki "Efendim, ben bugün Başbakanım, yarın devlet başkanı olacağım, efendime söyleyeyim, partinin cumhurbaşkanı olacağım?" Sen evvela malının ve servetinin hesabını ver.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Ya, geç işine ya! Gündeme gel.

AHMET YENİ (Samsun) - Buna millet karar veriyor.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, evvela bunun hesabını ver. Sen Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekleyen soruşturma dosyalarının bir hesabını ver.

AHMET YENİ (Samsun) - İftira edip duruyorsun herkese.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, olay çok büyümüştür. Vatandaşın can ve mal güvenliği kalmamıştır. Bu memlekette maalesef ayrımcılık had safhaya gelmiştir. Bir "Alevi açılımı" dediler, milleti oyaladılar. Bugün, Türkiye'de, maalesef -ben Alevi, Sünni, ırk, mezhep ayrımı yapmıyorum ama- Tayyip Erdoğan iktidarıyla beraber bütün Alevi vatandaşlar kamu hizmetlerinden ya mahrum edildi ya hiç alınmadı. İhaleler vermiyorsunuz artık yani ihale vermiyorsunuz. Bütün ihaleleri ne yapıyorsunuz? Bir çoğunu da -bütün demeyelim- özel davetiyeyle çıkarıyorsunuz. Daha tatilden önce burada sizin kabul ettiğiniz bir önergeyle "Efendim, davet usulüyle yapılan ihalelerde ihale şartnamesi taraflardan başkasına verilmez." Bu ne demektir? Hırsızlığa, yolsuzluğa kılıf hazırlamak demektir. Bu hangi vicdandır, hangi akıldır, hangi insanlık duygusudur ki bu kadar açık suistimalleri kanunla kabul ediyorsunuz.

Kanunlar geliyor Türkiye Büyük Millet Meclisine, müzakeresiz geçiyor. Rejimle en yakından ilgisi olan kanunlar, maalesef, ne komisyonlarda ne Türkiye Büyük Millet Meclisinde müzakere edilmeden burada verilen önergelerle geçiriliyor.

Türkiye'de eğitim sistemini yok ettiniz. Bugün aileler büyük bir sıkıntı içinde. Millî eğitimi yok ettiniz, çökerttiniz. Yani artık öyle bir nesil yetiştireceksiniz ki yani Türkiye Cumhuriyeti devletindeki eğitim sistemini yok ederek cahil bir tebaa yetiştirmek istiyorsunuz. Artık bu gençlerin Türkiye'de müspet ilim yönünde eğitim yapmasını engelliyorsunuz. Yani bu memleketteki bu düşmanlığınız nedir? Neyin hesabını yapıyorsunuz? Atatürk'e ve Atatürk'ün getirdiği akla ve bilime dayalı o kurumları ortadan yok etmekle kime hizmet ediyorsunuz? Yani sizin gözünüz Suudi Arabistan'daysa gidin, orada yönetimde bulunun, o tip bir devletin başında yönetimde bulunun. Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmıyorsunuz, laik Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmıyorsunuz ve siz, milletvekili olarak vicdanlarınızı artık yargılamak zorundasınız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Genç.