Konu:Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:27
Tarih:25/11/2016


Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. İkinci bölüm üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

İkinci bölüm üzerinde görüşülecek konuların daha çok yükseköğretim üzerine olduğu düşüncesiyle, üniversite kavramından ne anladığımızı ve meselelere nasıl yaklaştığımızı ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, üniversitenin, değerler çatışmasında en kuvvetli olanın, en becerikli olanın, en atılgan olanın, en popüler olanın, en zengin olanın, en kandırıcı olanın, en çok taraftarı olanın değil, hakikatin galip gelmesi için mücadele verenlerin, bütün işi hakikati aramak olan insanların bir arada oldukları yapının olması gerektiğine inanıyoruz. Üniversitenin, öğretim üyesinin okumasının, yazmasının, araştırma yapmasının, hatta öğretmesinin, hakikati arama yolunda düşünmesinin değişik şekillerde kendisini ifade ettiği yerler olduğunu düşünüyoruz. Üniversite çatısı altında bilinenler donmuş hafıza bilgileri değil, sürekli yeniden yorumlanmakta olan düşünce malzemeleridir. Üniversite, öğrenciye ne düşüneceğini değil, düşünmeyi öğretir; öğrencinin anlayışını ve hüküm verme kabiliyetini geliştirir. Hakikati arama yolunda bütün işi düşünmek olan üniversite öğretim üyesi, ne hükûmetin ne mütevelli heyetinin ne rektörün ne de başka bir şahıs ya da kurumun emrinde bir memur değildir; maaşını yaptığı işin karşılığı olarak değil, o işi yapabilmek için alır. İşte, bu gerçekleri dillendiren değerli akademisyen, bilim insanı Yılmaz Özakpınar Hocayı da buradan yâd etmiş oluyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde, 15 Temmuz kara gecesi ve hain kalkışma öncesi 109 devlet üniversitesi, 76 vakıf üniversitesi, 8 vakıf meslek yüksek okulu olmak üzere toplam 193 üniversite bulunmaktaydı. FETÖ operasyonları kapsamında 15 vakıf üniversitesi kapatılmıştır. Bu süreci hep birlikte yaşadık ve kapatılan üniversitelerden dolayı mağdur olan öğrencilerin mağduriyetinin giderilmesi noktasında, YÖK'ün gayretleri ve siyasi parti gruplarının, akademisyen milletvekillerinin teklifleriyle bu mağduriyetin en aza indirgenmesi hususunda özel gayret sarf edildi. Bu konuda Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının Meclisi muhatap kabul ederek çözüm ortağı görmesi hususundaki gayretini de buradan tebrik etmek istiyorum.

Askerî yükseköğretim kurumları, Emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üniversiteleri ve özel statülü devlet üniversiteleri de düşünüldüğünde önlisans, lisansüstü eğitim veren kurumların sayısı oldukça fazladır. Pekâlâ, bu fazlalıklar beraberinde sorunlar getirmiyor mu? Elbette devasa sorunları da beraberinde getiriyor. Her ile bir üniversite açmak sorunları çözmüyormuş, bu hakikatle yüzleştik. Bir iyi niyet girişimi olabilir ama üniversitelerdeki niyet girişimi sadece hakikati aramak ve aydınlanmak için kurulan kurumlar olmamış, Darülfünun ve İstanbul Üniversitesine karşı -başkent Ankara'ya taşındığında- Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi kurulup Ankara merkezli bir aydınlanma sembolü olarak kendisini göstermiş. Daha sonraki iktidarlarda, Menderes'le birlikte bu üniversite Anadolu'ya yayılsın ve yaygınlık olsun diyerek Atatürk Üniversitesi o dönemlerde kurulmuş. Kendi iktidarı döneminin üniversiteleriyle anılmak isteyen başka siyasi gelişme, Özal'lı yıllarda taşradaki diğer üniversitelerin açılmasının vesilesi olmuş. Daha sonra, üniversitelerin ideolojilerin arka bahçeleri ve birtakım merkezlerin, düşüncelerin, statükoların o döneme ait merkezleri gibi gözüktüğü dönemlerde, "Üniversitelerarası Kurul adına cumhuriyete, rejime sahip çıkıyoruz." diyerek gösterilerin yapıldığı dönemlerde rektör sayısını artırmak ve Üniversitelerarası Kurulla bu manadaki siyasal gerilimi azaltmak için üniversite sayıları hayli artırılmıştır. Bu artırılma, o zaman dönemsel olarak yapılan işler olabilir ama bugüne geldiğimizde artık, kurumsallaşma ve hakikat arama yolundaki yeterlilik üniversitelerde. Tematik anlamda misyonu olan, dünya standartlarında hizmet verebilecek üniversiteler ile herhangi bir siyasal saikle açılan üniversiteler birbirinden ayırt edilmeye başlanmış ve başlanmak zorunda.

Şimdi, bu kapsamda, aramızda "academiya"dan gelen bilim insanı, tecrübeli milletvekilleri de var. Bu milletvekillerinin editörlüğünü yaptığı kitaplar da var üniversiteyle, bilimle ilgili, hakikat arayışlarıyla ilgili. Bu konularda kitap yazan, fikir beyan eden hocalarımızın gelip kürsüden de kendisini, fikrini ifade etmesini ve ilgili kurum ve kuruluşlara görüş beyan etmesini istiyoruz. Milletin Meclisinde hakikati hep birlikte arayacağız ve bazen entelektüelin tanımında var olan hakikatleri haykırma tarzını, siyasal gerçekliklere rağmen de yapmak durumunda kalacağız. Siyasal pozisyonlar bizim hakikatleri söylememizin önünde engel olmayacak. Bu kapsamda, kastetmiş olduğum hocalarımızın şu an Genel Kurulda da var olduklarını görmek ayrı bir memnuniyet verici.

Türk kültürünün müktesebatına baktığımızda, her daim aydınlanmayı referans alan, Maveraünnehir vadisinde yaşam alanı bulan, çeşitliliği barındıran o iklimin kendi içerisinden neşet ederek aklı iktidar kıldığını, İmam-ı Maturidileri çıkarmakla beraber pozitif bilimleri geliştirdiğini görüyoruz. İşte o vaha, kendi bünyesinde yaşam alanı bulamayanların gelip sığındıkları ve özgürce kendilerini ifade ettikleri alan olduğu için yeşermiş ve mayalanarak Türk-İslam medeniyetinin merkezini oluşturmuştur. İşte, orada mayalanan ruhla, biz, Selçuklu, Osmanlı ve kökü mazide ati olarak bugün Türkiye Cumhuriyeti olmuşuz. İşte bu gerçeklik üzerinde gelecek vizyonunu kurabilirsek, başarabilirsek sonuca gidebileceğiz; başaramaz da bu manada gürültülerle milletin mesaisini israf edersek bunun hesabını hem milletimize hem de mana âleminde bizi izleyenlere veremeyiz.

Bugün tartışılan meselenin, siyasal gerilimlerin arka planı gündeme gelen bazı dosyaların muhalefet partileriyle uzlaşma zemininin ortadan kalkmasından kaynakladığı için Genel Kurulun tıkandığını görmekten, bu manada kafa yormaya çalışan bir milletvekili olarak üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.

Sıra gerek yükseköğretim mevzuatındaki düzenlemelerde olsun gerekse teknik eğitimle ilgili düzenlemelerde olsun bu manada uzlaşmayla geçebilecek maddelere gelmişken Meclisin bu manada çalışamaz hâlde olması da Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bizi ayrıca üzmektedir. Çünkü, biliyorum, teknik eğitimle alakalı vasıfsız, gündelik meseleler ile teknik meselenin birleşmesini, sahadaki bürokratik tecrübeleri ve gözlemleriyle oluşturulmuş, yetkin bürokratların hazırladığından haberdarım. Pek çok konusuna buradaki pek çok milletvekilimizin "Evet" diyeceği kanunlar bizi bekliyor. Biz, bu kanunlara geçip hakikatlerle yüzleşip milleti rahatlatalım, bu manada biraz daha sağduyulu olalım niyetindeyiz değerli arkadaşlar.

Bu gerçekten hareketle, üniversite çatısı altında, bilinenler donmuş hafıza bilgileri değil, sürekli yenilenen, yorumlanmakta olan düşünceler merkezi sözünü tekrarlıyorum. Bunu, siyasetin de dinamik bir süreç olduğu ve her an yeniden kurulup yeniden bozulan siyasetin her oturumda da yeni bir ruhla yeniden açılabilme ihtimalini hatırlatmak istiyorum.

Umarım, ikinci bölümle ilgili konularda biraz daha uzlaşma zemini bulunarak tartışma alanlarının bu manada verilecek mesajlarla daha iyiyi, daha güzeli, daha doğruyu bulma noktasında devam etmesini arzu ediyorum. Ve benden önce konuşan Erzurum Milletvekilimiz Profesör Kamil Aydın Hocamın hatırlattığı gibi, bir Türk çocuğu Amerika'ya giderek Nobel Bilim Ödülü'nü alabilecek başarıyı gösterebiliyorsa, o Anadolu'nun bağrı yanık evlatları Türkiye'deki bir üniversiteden de Nobel Bilim Ödülü alabilecek altyapıyı bulabilmelidir, bulmak zorundadır. Eğer aklı iktidar kılamazsak, eğer farklılıkların birlikteliğinden ortak aklı çıkaramazsak buradan sonra gidecek yer kalmadı, bu da sanırım "son şans" demek istemiyorum ama... Adına "Yenikapı ruhu" denilen ve 15 Temmuzdan sonra her türlü düzeni yeniden okumak zorunda kaldığımız bu siyasal iklimi çok iyi değerlendirmek mecburiyetimiz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RUHİ ERSOY (Devamla) - Bu mecburiyetlerin Milliyetçi Hareket Partisi olarak farkındayız. Tüm siyaset kurumunun bu hakikatleri düşünerek hareket etmesini bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.