Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:15
Tarih:02/11/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP'nin basın özgürlüğü ve haber alma hakkına ilişkin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli üyeler, Türkiye'de bugün basın özgürlüğünden bahsetmek ancak ve ancak bir komedi unsuru olabilir, ancak ve ancak parodilerde yer alabilecek bir mesele hâline gelmiştir Türkiye'de basın özgürlüğü. Bugün basın özgürlüğünde gelinen nokta -Aydın Ünal her ne kadar "Ben Avrupa'yı önemsemiyorum." dese de- Avrupa Parlamentosu tarafından da ele alınmış ve Türkiye'de 15 Temmuz alçak darbe girişiminin ardından gazetecilerin durumunun daha da kötüleştiği kayıt altına alınmıştır. Kuşkusuz, gazetecilerin yaşadıklarını ve hangi baskılarla karşı karşıya kaldıklarını Avrupa Parlamentosunun raporlarından ya da onların görüşlerinden öğrenecek değiliz. Biz her gün gazetecilerin, benim meslektaşlarımın hangi baskılarla, hangi engellemelerle, hangi tehditlerle karşı karşıya kaldığını bizzat görüyor, yaşıyoruz. Biz bu konuşmayı yaparken Cumhuriyet gazetesinin önünde gazeteye yönelik operasyonu protesto eden gençlik kollarından arkadaşımız Umut Güney polis tarafından dövülerek gözaltına alınıyor, orada bulunan protestoculara polis tarafından "Hepinizi gözaltına alırız." tehdidi sürüyor.

Sevgili üyeler, 15 Temmuz alçak darbe girişimini bahane ederek basının üzerindeki baskılarını artıran AKP iktidarı, kıyım hükmündeki kararnamelerle 118 televizyon, radyo ve gazeteyi, onlarca İnternet sitesini, 3 haber sitesini kapattı; 184 gazeteci bu süreçte gözaltına alındı. 15 Temmuzdan bu yana 3 binin üzerinde gazeteci işsiz kaldı, 750 gazetecinin sarı basın kartı, 46 gazetecinin pasaportu gerekçesiz bir biçimde iptal edildi.

Basına yönelik baskılar bununla da bitmedi, Türkiye'nin en çok izlenen haber kanalı Halk TV'nin muhabirleri Başbakanlık binasına alınmıyor. Halk TV'nin Başbakanlık binasında soru sorma özgürlüğü gasbediliyor. Yine, Halk TV, Adalet Bakanlığı tarafından cezaevlerinde izletilmiyor. Sayın Bakana buradan bir kez daha çağrı yapıyorum: Bu sorun daha önce de yaşanmıştı, Sayın Bakan Halk TV'ye yönelik sansürü ortadan kaldırtmıştı ancak ne yazık ki, Sayın Bakan, 15 Temmuzdan sonra birçok mektup geldi bize ve Halk TV'nin cezaevlerinde yeniden yasaklandığını öğrenmiş bulunuyoruz. Sayın Adalet Bakanına da buradan bir çağrıda bulunuyorum: Lütfen cezaevlerindeki bu anlamsız sansüre bir an önce son verin.

Tabii, sadece Halk TV'ye yönelik baskılar yok. Sözcü gazetesi... Bakın, Sözcü gazetesi FETÖ torbasına sokulmaya ve yayınları engellenmeye çalışılıyor. Sadece FETÖ torbasına atılmakla tehdit edilmiyor, bizzat TOKİ tarafından müteahhitlere yapılan baskıyla birlikte ilan ve reklam alması engelleniyor. Peki, neden Sözcüye bu baskı yapılıyor? İşte, bu parsel parsel dağıtılan arsaları toplum görmesin, FETÖ'ye AKP'nin hangi yardımları yaptığı toplum tarafından bilinmesin diye.

Keza bir diğer gazete, muhalif ve sol kimliğiyle bilinen Birgün ile Evrensel gazeteleri. Birgün ve Evrensel gazeteleri dava yağmurlarıyla karşı karşıya. Evrensel bünyesinde yayın yapan Evrensel Kültür dergisi yirmi beş yıllık yayın hayatına kanun hükmünde kararnamelerle son vermek zorunda kaldı. Evrensel Kültür dergisi gerekçe bile gösterilmeden kapatıldı. Keza Özgür Gündem'in Yayın Kurulunda olan ve Türk Ceza Kanunu'na göre hiçbir sorumluluğu olmayan Necmiye Alpay ile Aslı Erdoğan da hâlâ gerekçesiz bir şekilde cezaevinde tutulmaya devam ediyor. "Darbeye karşı mücadele ediyorum." adı altında ortaya koyduğunuz uygulamalar 12 Eylülü bile aratıyor. Emin olun ki Kenan Evren bugün yaşasa sizin yaptıklarınızı gördüğünde gerçekten sizi kıskanırdı.

Az önce Sayın Aydın Ünal Afganistan'dan bahsetti, Türkiye'nin Afganistan'dan daha iyi durumda olduğunu söyledi. Oysaki Sayın Aydın Ünal Afganistan Radyo Televizyon Birliği Başkanı Azizullah Aral'ın dün yaptığı açıklamayı görse sanırım bu kürsüde konuşmazdı.

Afganistan Radyo ve Televizyonlar Birliği Başkanı Azizullah Aral "Türkiye'deki meslektaşlarımız bir an önce serbest bırakılsın, Türkiye'de basın özgürlüğü Afganistan'dan bile geriye gidiyor." diyor Sayın Ünal, Google'dan bakarak görebilirsiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Vay, vay, vay, çok önemli bir açıklama(!)

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Gelelim, asıl tel tel dökülen Cumhuriyet gazetesi operasyonuna. Demokrasi için şehitler vermiş, darbeler karşısında bedel ödemiş, yazarları, çalışanları katledilmiş, her darbe döneminde kapısına kilit vurulmuş Cumhuriyet gazetesi yine bir darbe sürecinde iktidarın hedefi hâline geliyor. Oda TV'den Barış Pehlivan'ın bugün yayımladığı belgeye göre Cumhuriyet operasyonunu yöneten Savcı Murat İnan aslında hâlâ şu anda FETÖ'den yargılanan bir sanık. Sırf bu gerçek bile Cumhuriyet çalışanlarının bir an önce serbest bırakılmasını gerektiriyor. Savcı, Anayasa Mahkemesinin kararlarını da hiçe sayıyor. Anayasa Mahkemesi, Can Dündar ve Erdem Gül'ü serbest bıraktıran kararı aldığında "'Tweet'ler ve köşe yazıları tutuklamaya gerekçe olamaz." diyor. Savcının Anadolu Ajansına sızdırdığı gerekçelere baktığımızda ise gözaltı gerekçelerinin "tweet"ler, haber başlıkları ve köşe yazıları olduğunu görüyoruz. AKP iktidarının yönetiminde Anayasa Mahkemesinin de fiilen lağvedildiğini ve tasfiye edildiğini de kayıtlara geçiyoruz.

Tabii, biz bu operasyonun neden yapıldığını biliyoruz. Aslında Aydın Ünal bunu çok güzel söyledi, "Cumhuriyetin adını Mustafa Kemal Atatürk koymuştur." dedi. Siz cumhuriyetle olan hesaplaşmanızı bugün Cumhuriyet gazetesi üzerinden yapmaya çalışıyorsunuz. Başkanlık rejimi öncesi, başkanlık rejimi tartışmaları öncesi başkanlığa karşı çıkan her sesi susturmak, sindirmek ve ortadan kaldırmak istiyorsunuz. Gözünüz o denli dönmüş ki ne yaptığınızı bilemez bir hâldesiniz. Siz FETÖ'yü okşayıp severken Türkiye'ye FETÖ gerçeğini kırk yıldır anlatan Hikmet Çetinkaya'yı FETÖ torbasına doldurmaya çalışıyorsunuz. Hrant'ımızın en yakın arkadaşı Aydın Engin'i Hrant Dink'i katletmekle suçlanan FETÖ örgütünün bir üyesi olarak gözaltına alıyorsunuz ve köşesini boş bırakıyorsunuz. Ama, şunu unutmayın: Hiçbir zaman bu köşeler boş kalmaz. Siz Aydın Engin'i gözaltına aldınız, köşesini boş bıraktınız. Ben de bir gazeteci olarak bugün Aydın Engin'in boş kalan köşesini kendi el yazımla doldurdum. Meslek büyüğüm, şu anda avukatlarıyla görüştürülmesine izin verilmeyen, sulh ceza hâkimliğinin kendisiyle ilgili kararı avukatlarının tüm isteğine rağmen kendisine, avukatlarına teslim edilmeyen Aydın Ağabey'e şöyle seslendim:

"Aydın abi; bugünkü köşen boş kalmasın diye buraya iki satır karalamak istedim.

Meslek hayatının tamamını terör örgütlerine karşı verdiğin mücadeleyle geçirdin.

Teröre kurban verdiğimiz Hrant'ımızın en yakın arkadaşıydın.

Bugün seni bile; Hrant'ı katletmekle suçlanan terör örgütü FETÖ'ye yardım etmekle suçluyorlar.

Bu asılsız ve akıldışı suçlamanın amacını biliyoruz.

Aydın abi; seni de gözaltındaki arkadaşları da bu trajikomik suçlamalarla susturamaz, sindiremezler.

Cumhuriyet'i ve onun değerlerini savunanları;

Yıkamazlar,

Sindiremezler,

Teslim alamazlar!"

Siz Aydın Engin'i her ne kadar gözaltına alsanız da emin olun ki Aydın Engin yarın yine çıkacak ve bildiklerini yazmaya devam edecek.

Evet, biliyoruz, siz Goebbels'in o meşhur sözünü kendinize ilke edinmişsiniz. Goebbels diyor ki: "Gazeteciler bir piyanonun tuşları gibi olmalıdır. Biz hangi tuşa basarsak o sesi çıkarmalıdır."

Emin olun ki bu ülkede, sizin piyanonuzun tuşları olmayacak onlarca, yüzlerce gazeteci var ve o gazeteciler az önce, Türkiye Gazeteciler Sendikasının öncülüğünde, sizi çok rahatsız edecek bir pankartı Cumhuriyet binasına astılar. Türkiye Gazeteciler Sendikasının pankartında "Bu işyerinde cesaret var" yazıyordu. İşte o cesareti taşıyanlar sizin iktidarınıza boyun eğmeyeceklerini her gün, her dakika gösterecekler.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yarkadaş.