Konu:MHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:13
Tarih:27/10/2016


MHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, konu mısır olunca Unakıtan'ı hatırlamak gerekiyor; tabii, onun yanında, mısır ithalatını hatırlamak gerekiyor; aynı tarihlerde kuş gribi nedeniyle bu ülkenin milyonlarca tavuğunun imha edildiğini hatırlamak gerekiyor; yine aynı tarihlerde biyogüvenlik yasası olmadığı için GDO'lu tohumların Türkiye'ye nasıl girdiğini hatırlamak gerekiyor. Aslında, mısırın adını doğru koyup bir siyasi, bir politik süreç olduğunu, bunun arkasında bir iktidar meselesinin olduğunu iyi koymak gerekiyor. AKP yani "aldatan ve kandıranlar partisi" bir kez daha bu ülkede mısır üzerinden toplumu kandırmıştır.

Ne anlatmaya çalışıyoruz? Aslında, mısırın özü şudur: Bir tarafta mısır üretimi bu ülkede yüzde 50 artarken diğer tarafta mısır ithalatı her yıl 1-1,5 milyon ton civarındadır. Örneğin, son AKP iktidarı döneminde 12 milyon ton mısır ithal edilmiştir ve 3 milyar dolar mısır parası ödenmiştir, tekrar söylüyorum, 3 milyar dolar. Peki, mısırı nereden alıyoruz? Amerika Birleşik Devletleri ve Brezilya. E, Amerika Birleşik Devletleri'nin çiftçisi bizden daha mı ucuza üretiyor bunu? Elbette değil ama, ne var, Amerika Birleşik Devletleri 3 milyon çiftçisine 50 milyar dolar destek yapıyor. Aynen kim gibi? Avrupa Birliği gibi. Avrupa Birliği, 930 milyar avro bütçesinin yaklaşık yüzde 30'undan fazlasını tarıma doğrudan destek olarak veriyor. Peki, biz ne yapıyoruz? Çok açık, milletvekili söyledi, "On dört yılda çiftçiye 90 milyar TL verdik." dedi, bunu bir başarı öyküsü olarak söyledi.

Aynen söyleyelim: 2007'de bir yasa çıkardınız, dediniz ki: "Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inden aşağı olmayacak şekilde tarımı destekleyeceğiz." Ne oldu 2007'den bugüne kadar? 90 milyar verdiniz, hâlâ bu ülkenin üreticisinin sizden 60 milyar TL alacağı var. Önce dürüst olacaksınız, o bütçeden çiftçiye ayırdığınız parayı ödeyeceksiniz; birinci yapacağınız iş.

Aynı tarihlerde, 90 milyar çiftçiye ödediğiniz -60 milyarı gasbettiğiniz- bu üreticiye verdiğiniz paranın tam 8 katı kadarını yani 720 milyar TL parayı aracı kurumlara, faizciye ödediniz. Yani, bir avuç rantiyeciye, sizin deyiminizle faizciye ödediğiniz 720 milyar liradan rahatsız olmadınız, çiftçiye ne yazık ki eksilterek, kısarak ödediğiniz 90 milyarı konu olarak söylüyorsunuz.

Yine, çiftçiye yaptıkları destekleri söylediler, bankalar meselesini söylediler.

Türkiye her yerde olduğu gibi tarımda da aslında şöyle bir şey yapıyor: Hayaldi, gerçek oldu; çiftçiye bir başarı öyküsü yazmaya çalışıyor. Bir bakalım çiftçi ne durumda.

Sene 2002, siz iktidara geldiniz, 3 milyon çiftçi var. Bu çiftçilerin toplam borcu 3,9 milyar TL. Sene 2015'in sonu, bu ülkenin nüfusu olmuş 80 milyon, 2,2 milyon üretici kalmış, çiftçi kalmış. Bu çiftçinin borcu 100 milyar TL. Sadece banka ve tarım kredilere olan borcu 60 milyar TL'nin üzerinde. Bu ne demek? Çiftçi yok oluyor demek. Bu ne demek? Çiftçi bitti demek. Eğer zaten sizin dediğiniz bir başarı öyküsü olsaydı, her yıl çiftçinin borcunu geriye atmakla, her yıl o borç sarmalına çiftçiyi sokmakla -söylediğiniz şey çelişki- çok rahat, çok net bir şekilde ortaya koyup anlatabilirdiniz.

"Millî Tarım Projesi" adı altında Başbakan bir açıklama yaptı. "Hem köylü kazanacak hem ülke kazanacak." dedi. O zaman soruyu burada şuradan sormak gerekiyor: Ya, on dört yıldır iktidardasınız. Demek ki bugüne kadar uyguladığınız politika millî değildi, gayri millîydi. (CHP sıralarından alkışlar)

İki: Eğer hem köylü kazanacak hem de memleket kazanacak diyorsanız, demek ki bugüne kadar uyguladığınız politikadan kimse kazanamamış, yeniden onların kazanabilmesi için bir çaba sarf etme gereği duymuşsunuz. Kaldı ki havza modeli projeniz yeni bir kölelik projesidir. Bugüne kadar uyguladığınız gibi çok uluslu şirketlerin yararına, büyük şirketlerin yararına, küçük köylünün, bu ülkenin yurtseverlerinin aleyhine gelişmiş yeni bir projedir. Zaten en iyi yaptığınız iş o, algı yönetmek. O yüzden de her bakan değiştiğinde, her müsteşar değiştiğinde yeni bir tarım politikası biçimiyle yeni bir proje ortaya koyuyorsunuz. Aslında bu havza bazlı üretimi destekleme modeline 2010 yılında geçtiniz, 30 bölge belirlediniz, 16 ürün koydunuz, geldiğimiz noktada onu 17-18'e çıkardınız, aslında o modelin bir devamı. Yani, 2002 yılında iktidara geldiğiniz günden beri tarımda millî çöküş projenizin bir devamıdır bu. Çok net, 3 üründe ürün fazlamız var; mısır, ayçiçeği, çeltik. Çeltikteki ürün artışı, bu ülkenin yurtsever bilim insanlarının geliştirmiş olduğu bir tohumdan dolayı birim yani dekar başına verimin artmasındandır. Ayçiçeği artışı söz konusudur, tohum değişimi söz konusudur, yine desteklemeler vardır ama yetersizdir. Geldiğimiz noktada mısır üretimi yüzde 50 artmıştır ama hâlâ ithal etmekteyiz. Mısırı, artışını söylerken nişasta bazlı şekerleri söylemeden geçemezsiniz, şeker pancarındaki çürümeyi söylemek zorundasınız, aynı şekilde pamuk üretim alanlarının tükendiğini söylemek zorundasınız. Çünkü mısır artık Türkiye'nin stratejik bir ürünü olmaktan çok, Türkiye halkının sağlıksız gıda koşullarına itildiği bir alandır. Mısır, aynı zamanda bir grup tüccarın, bir grup sanayicinin rant ve kazanç alanıdır. Mısır, ne yazık ki şeker pancarının eksilmesinden dolayı hayvancılığa ve tarıma vurulmuş en büyük zarardır, en büyük darbedir. Bu anlamda, mısırı sadece bir tarım ürünü olarak değerlendirmemek gerekir, bir sanayi ürünü olarak değerlendirmek gerekir. Ama, elbette bundan yararlananlar var. Hani, bizde ölenlerin arkasından iyi konuşulur, o zamanın... Bir gecede gümrük vergilerinin yüzde 50 düştüğü 2003, 2004, 2005'i hele şöyle bir hatırlayalım: O zaman Unakıtan hayattaydı. Bir anda gümrük vergileri yüzde 70'ten yüzde 35'lere, yüzde 80'den yüzde 20'lere indi. Bu ülkenin limanlarında bekleyen, sahibi malum kişiler olan o gemilerden vergiler indikten sonra mısırlar indirildi, aradan beş on gün geçtikten sonra tekrar vergiler 2 katına çıkarıldı. Yani oturduğunuz yerde Bakanlar Kurulu -evet bakanlar, seyrediyorlar ya- kararıyla yüzde 30, yüzde 40 zenginledi bu ülkenin insanları. O yüzden arkasından iyi konuşalım, iyi götürdüler! (CHP sıralarından alkışlar) Bunu paylaşmak lazım.

Değerli milletvekilleri, sonuç şu: Mısıra 20 kuruş destek vereceklerine 40 kuruş olan desteği 20 kuruşa indirdiler, 40 kuruştan 20 kuruşa indirdiler.

MUHARREM VARLI (Adana) - 2 kuruş.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - 2 kuruş yani ton başına ne yazık ki 20 liraya düşürdünüz, 40 liradan 20 liraya düşürdünüz, bu bir.

İki, bakın şöyle bir paradigma var, eğer bu metotla giderse, Toprak Mahsulleri Ofisi gerçek görevi olan piyasayı regüle etme, çiftçiyi serbest piyasanın kucağına terk etmeme anlayışını sürdürmez ise gelecek yıl da mısır üretimi minimize olacaktır. Ne gibi? Hatırlayınız, yine sizin döneminizde oldu, 2014 yılında Bursa'da Karacabey-Mustafakemalpaşa bölgesinde 27 bin dönüm şeker pancarı ekildi, 27 bin dönüm. O yıl, ne yazık ki 135 kuruş olarak açıklanmıştı pancar fiyatı, polar meselesi gündeme geldi, yağmur yağdı, çamura battı, 95 kuruştan çiftçiye ödeme yaptınız. Çiftçinin yüzde 100'ü zarar etti. 2015, 27 bin dönüm şeker pancarı alanlarının tümü domates ekildi. Bu defa aynı paradigmayı domateste yaşadık. 2015'te domates üreticisi yerle bir oldu. Bugün yaşadığımız süreç, mısırda yaşadığımız süreç buna tekâmül ediyor aslında tam da karşılığı bu. Eğer bu sene, bu üretici -bu 740 kuruşa belirlenen fiyatın altında- şu anda 680-620 TL/ton olarak satıyor ve bu zarar demektir. Eğer seneye mısırda büyük üretim azalması olursa biliniz ki sizin için bir şey değişmeyecek, siz yine bu koltuklarda oturacaksınız ama yine sizlerin çıkardığı kanunlar, yasalar, yönetmeliklerle çiftçi üretmediği için bugün 1,5 milyon ton ithal ettiğimiz tütünü gelecek yıl 2 milyon ton, 3 milyon ton, 4 milyon ton ithal edeceğiz. Nereden? Arjantin'den. Nereden? Amerika'dan. "Yaşasın Amerika'nın çiftçileri, yaşasın Arjantin'in çiftçileri; kahrolsun Çukurova'nın çiftçileri!" modeli aynen hayata geçirilecek.

Evet, buradan son sözümüz şu: Biz bu ülkenin sahipleriyiz, sakinleri değiliz. Bu ülke bizim; bu topraklar, bu hava, bu gökyüzü de bizim. Buradan, bu Meclisten ya bu ülkeyi hep beraber yeniden inşa edeceğiz, dayanışacağız, bu topraklara sahip çıkacağız ya da siz, yeni dünya düzeninin, liberal ekonominin, neoliberal düzenin, kapitalist sistemin bir aracı olarak bu ülkeyi köleliğe sürükleyeceksiniz. Reddediyoruz, itiraz ediyoruz. Yaşasın demokrasi! Yaşasın köylümüz! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Sarıbal.