Konu:667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (1/746) İle İç Tüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:8
Tarih:18/10/2016


667 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (1/746) ile İç Tüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal düzeni hedef alan bu darbeye kalkışan yapıya karşı yapılacak mücadelenin anayasal düzenin kuralları içerisinde yürütülmesi, mücadelenin sonuç alması için büyük bir önem taşımaktadır.

Bilindiği üzere "adalet anlayışı" ve "hukuk devleti" kavramları Anayasa'mızın 2'nci maddesinde yer almaktadır. Bu çerçevede 20/7/2016 tarih ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'yla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl sonrasında kamu görevinden çıkarılan kişilerin izleyecekleri başvuru yolları konusunda Bakanlar Kurulunun hatalı uygulamasından kaynaklanan bir karmaşa doğmuştur. Kimi yurttaşlar Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yoluyla, kimi yurttaşlar Danıştay nezdinde, kimileri ise idare mahkemelerinde hak arama yoluna gitmiştir. Hatta bazılarının bu mahkemelerin ikisine veya üçüne birden başvurduğu bilinmektedir.

Olağanüstü hâlin ilanını takip eden ilk OHAL kararnamesi 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'dir. Bu kararnamenin 4'üncü maddesinin 1'inci fıkrasında sekiz bent halinde kamu görevlilerinin hangi usulle kamu görevinden çıkarılacakları belirlenmiştir. Esasen, Bakanlar Kurulu, bu işlemlere karşı dava yolunu kapatmayı da düşünmemiş, yalnız aynı kanun hükmünde kararnamenin 10'uncu maddesiyle "Bu kanun hükmünde kararname kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemez." hükmünü getirerek işlemlerin idari yargının denetimine tabi olacağını, ancak yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyeceğini hükme bağlamıştır.

Kamu görevlilerinin kamu görevinden çıkarılma usulü, bu işlemlerin yargısal denetimine ilişkin kurallar bu şekilde koyulduktan birkaç gün sonra çıkarılan 668 sayılı ve devamında çıkarılan 669, 670 ve 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin öngördüğü usule uyulmadığı izlenimini doğuracak şekilde doğrudan kanun hükmünde kararname ekine liste koymak suretiyle bir işlem tesis edilmiştir. Bakanlar Kurulunun bir ay önce çıkardığı OHAL, kanun hükmündeki kararnamesindeki ilgili hükümleri yürürlükten kaldıran yeni bir hüküm getirmeksizin bu hükümleri diğer kanun hükmünde kararnamelerle ilan edeceğinin kabul edilmesi hukuk mantığına aykırı bir durumdur. İdarenin bu şekilde çelişkili bir davranış içerisinde bulunması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle, bize göre 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4'üncü maddesi hükmü uyarınca tesis edilen kamu görevinden çıkarma işlemleri diğer kanun hükmünde kararnamelerle yalnızca ilan edilmiştir. Gerçekte kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına dair işlemler 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasının sekizinci bendi uyarınca tesis edilmiş bulunmaktadır. Örneğin, 657 sayılı Kanun'a tabi memurlar için ihraç işlemiyle ilgili kurum ve kuruluşların en üst yöneticisinin başkanlığına bağlı ilgili veya ilişkisi olan bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgili bakanın onayıyla tesis edilmiştir. Bu gerçek ihraç işlemlerinin onay makamı olan ilgili bakanlıklardan söz konusu evrak istenildiğinde ayrıca ortaya çıkacaktır.

Görüldüğü gibi bazı bakanlıkların personel ve yargı mensuplarının ihraçları 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin öngördüğü usule göre yapılmış ve hiçbir kanun hükmünde kararname ekinde ihraç edilen bu personelin isimleri ilan edilmemiştir. Bu kişilerin idari yargı yoluna başvurabilecekleri hususunda da hiçbir tereddüt yoktur.

OHAL kapsamında ihraç edilen personelin kanun hükmünde kararnameler ile ihraç edilenler ve bireysel idari işlemlerle ihraç edilenler şeklinde farklı muameleye tabi tutulmasının hukuk mantığı içerisinde de yeri yoktur. Bu nedenle kanun hükmünde kararnameler ekinde ismi yayınlanan kişilerin ihraç işlemlerinin idari işlem olarak tesis edildiği hâlde muhataplarına tebliğ edilmesindeki güçlük nedeniyle KHK ekindeki ilanen tebliğ edilmiş olduğunun kabulü zorunludur. Bu ihraç işlemlerinin kanun hükmünde kararnameler ekinde ilanen tebliğ edilmiş olması işlemlerin KHK'yla tesis edildiği anlamına gelmemektedir. Aksi yöndeki bir kabul bu işlemlerin yargısal denetimi konusunda hukuksal bir karmaşaya yol açacak ve Bakanlar Kurulunun 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 10'uncu maddesiyle öngördüğü yargısal denetimi tartışmalı hâle getireceğinden Bakanlar Kurulunun amacıyla da bağdaşmayacaktır.

Öte yandan, bir disiplin kararı olduğunda tereddüt bulunmayan kamu görevinden çıkarmaya ilişkin kararlar, Anayasa'nın 129'uncu maddesinin üçüncü fıkrasının amir hükmü gereği, yargı denetimi dışında bırakılamaz. Anayasa'mız yürürlükte olduğuna göre, bu söz konusu disiplin kararının da yargısal denetimin hangi mercisi tarafından yapılması gerektiği konusunda bir karar vermesini zorunlu kılmaktadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)