Konu:Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı uyarınca ülke genelinde devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/10/2016 Çarşamba günü saat 01.00'den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/842) münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:5
Tarih:11/10/2016


Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı uyarınca ülke genelinde devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/10/2016 Çarşamba günü saat 01.00'den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/842) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü hâlin 19 Ekim 2016 tarihinden itibaren üç ay daha uzatılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararını görüşmek üzere grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 10 Muharrem Aşure Günü. Bugün insanlık tarihinde önemli bir yer tutan, tarihî, anlamlı, hüzünlü bir gün bizler için. Ehlibeyt sevgisini kalplerimizde taşıyarak şehitlerin efendisi Hazreti Hüseyin'i ve mücadelesini asla unutmayacağız, asla yerde bırakmayacağız. Kerbela'da yaşananlar Müslümanlar için, insanlık için birlik ve beraberliğin, kardeşliğin ne kadar önemli olduğunu hatırlatması bakımından da çok tarihî bir olaydır. Hazreti Muhammed ve ehlibeyt sevgisi yeryüzünde kıyamete kadar ilelebet devam edecektir, bu sevgiyi kimse engelleyemeyecektir. Bu duygularla, şehitler efendisi Hazreti Hüseyin'i ve tüm şehitleri rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurtuluş Savaşı'nın başında ülkemizin işgaline karşı mücadele ederken hiçbir zaman kapanmayan ve Kurtuluş Savaşı mücadelesini yöneten karargâh olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 15 Temmuz 2016 tarihinde de yine destansı bir mücadelenin ana merkezi, karargâhı olmuştur ve millî iradeyi muhafaza ederek, insan hak ve onuruna sahip çıkarak bir kez daha Gazi Meclis olmuştur. Gazi Meclisi bu vesileyle de tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim milletimiz istiklaline âşık bir millettir. Aynı istiklal mücadelemiz gibi 15 Temmuzda da canı pahasına göstermiş olduğu civanmertlik bunun bir kez daha ispatı olmuştur. 241 şehidimiz, 2.194 gazimiz yaşanan bu hainliğe canla karşı koyan bu aziz milletimizin şeref madalyasıdır, istiklal beratıdır. Bu vesileyle de aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize Rabb'imden hayırlı ömürler niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gün önce PKK tarafından alçakça, haince Şemdinli'de güvenlik güçlerimize düzenlenen bir terör saldırısı neticesinde 10 askerimiz ve 1'i İran uyruklu olmak üzere 5 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, şehit olmuşlardır. Yine, hain PKK terör örgütünün düzenlemiş olduğu bir saldırı sonucunda evinde çocuklarının gözü önünde Van Özalp İlçe Başkan Yardımcımız Aydın Muştu yine hayatına kastedilmiş, şehit edilmiştir. Yine, dün gece 23.00 sularında bir başka ilçe başkanımız, AK PARTİ Dicle İlçe Başkanımız Deryan Aktert iş yerinde yine hain terör örgütü tarafından bir saldırı sonucu hayatını kaybetmiş, şehit olmuştur. Ben, hayatını kaybeden güvenlik güçlerimize, şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.

Dün Sayın İçişleri Bakanımız ve Grup Başkan Vekilimiz Mehmet Muş'la birlikte taziyeler için bölgedeydik ve orada, Şemdinli'de hayatını kaybeden yine Hakkâri 1'nci sıra milletvekili adayımız Ahmet Budak'ın taziyesine de gittik. Değerli kardeşlerim, orada gördüğümüz bir gerçek vardı; artık bölge halkı PKK'ya karşı, PKK'nın yaptıklarına karşı sesini daha yükseltmekte, devletin yanında olduğunu yüksek sesle ifade etmektedir ve terörün çirkin yüzünü bir kez daha orada gördük. Ama, gördüğümüz bir gerçek daha vardı ki işte Aydın Muştu şehit edildi ama eşi Kürtçe "Benim eşim şehit oldu ama devletim baki olsun, devletim yaşasın." dedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu dili kimse bozamayacak. Bu beraberliği kimse bozamayacak. Türk'üyle, Kürt'üyle bayrağımız için, ezanımız için, devletimiz için aynı mücadeleyi hep birlikte vereceğiz. Ve yine küçük kızı da "Ben babamın gösterdiği yoldan devam edeceğim. Ben öğretmen olacağım ve kendi ülkeme hizmet edeceğim." dedi.

Son zamanlarda özellikle AK PARTİ teşkilatlarına yönelik PKK terör örgütünün yapmış olduğu saldırılar daha artmaktadır. Bunun tek sebebi yapılan operasyonların kararlı bir şekilde ve başarılı bir şekilde gerçekleşmesidir. PKK terör örgütü sıkışmışlığın, çaresizliğin bir neticesi olarak siyasetçilere ve özellikle de AK PARTİ'ye bu anlamda saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Ama, onlar ne yaparlarsa yapsınlar, AKP'li tek bir fert kalıncaya kadar bu mücadelemizi o bölgede ve Türkiye'nin her yerinde vermeye devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlar; Şemdinli'de Ahmet Budak isimli 1'inci sıra milletvekili adayımız, bir bayram günü, çocuğuna "Babanla bayramlaşacağız, çağırır mısın." diyerek çocuğun babasını çağırması ve dışarı çıkması üzerine, Ahmet Budak isimli o dava kardeşimizi, vatansever kardeşimizi bu hainler alçakça, kahpece, hunharca şehit etmişlerdir. İşte, onların kanları yerde kalmayacak, bu mücadele kararlı bir şekilde sürecektir.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; yaşanan tüm bu hadiselerde gözüken bir gerçek vardır ki, bölgede en büyük sorun PKK sorunudur ve bu belayı da hep birlikte defedeceğiz. Fırat Simpil isimli 13 yaşındaki bir çocuk, annesine marketten, bakkaldan bir şeyler almak için giderken dönüşte PKK'lıların düzenlediği bombayla hayatını kaybetti. Yasin Börü isimli 16 yaşındaki bir genç, kurban eti dağıtırken bu hainler tarafından şehit edildi. Ama, bu bölge halkına zulmeden, sözde "Kürtlerin hakkını koruyacağım." diye kendisine bir söylem belirleyen bu örgütün bu hainliğini de bütün dünya görmektedir. İnşallah, bunlar son çırpınışları olacaktır. Hem onlar hem de onlara destek olan bütün güçler, bütün unsurlar bu mücadeleden yenik çıkacaktır. Terör örgütüne hiçbir şey demeyen, mesafe koymayanları millet de, tarih de asla affetmeyecektir. "PKK terör örgütüdür. FETÖ, DEAŞ terör örgütüdür." demeyenler, diyemeyenler o örgütlerin destekçileridir, en az onlar kadar sorumludur. Ama, herkes bilsin ki sırtını terör örgütlerine dayayanlar, millete çevrilmiş tanklara, F16'lara dayayanlar bu millet karşısında yenilmeye mahkûmdur. Eninde sonunda, millet kendisine karşı çevrilmiş tankları, namluları ve terör örgütlerini tıpkı Çanakkale'de yedi düvele karşı kazandığı bir ruh gibi yenmesini, galip gelmesini bilecektir. 15 Temmuz zaten bunun tarihî, destansı bir göstergesidir, ispatıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Ekim 2016 tarihinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında olağanüstü hâlin 19 Ekim tarihinden başlayarak üç ay süreyle uzatılması kararlaştırılmıştır. Bu karar FETÖ ve diğer terör örgütlerine karşı etkin ve başarılı bir şekilde mücadele etmek amacıyla kararlaştırılmıştır; ülkemizin, cumhuriyetimizin, demokrasimizin korunması için bu karar alınmıştır. Dolayısıyla, bu kararın milletimizin birliği ve devletimizin bekası adına çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

Öyle bahsediliyor ki sanki olağanüstü hâl Anayasa'da yok, hukuk dışı, AK PARTİ ya da Hükûmet kendiliğinden böyle bir mekanizmayı çıkarıyor. Oysa, Anayasa'nın 119 ve devamı maddelerinde hangi hâllerde olağanüstü hâlin yürürlüğe girebileceği düzenlenmiştir ve bütün usuller de Anayasa'da belirlenen çerçeve doğrultusundadır. Dolayısıyla, bu mücadelenin etkin bir şekilde verilmesi için, yapılabilmesi için olağanüstü hâlin üç ay daha uzatılmasını bizler de AK PARTİ olarak doğru buluyoruz ve destekleyeceğimizi ifade ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya soğuk savaşın sona ermesiyle her bakımdan yeni bir döneme girmiştir. Bu sürecin gelmiş olduğu noktada devletler arası mücadeleler ve rekabetler bildik, alışıldık, konvansiyonel yöntemlerle değil, yeni ve oldukça sofistike yollarla yürütülmektedir. Bu yeni yollar arasında siber saldırılar, medya aracılığıyla bürokratik birtakım mekanizmalar devreye sokularak, kitlesel protestolar gündeme alınarak yapılmakta, böylece ülkeler istikrarsızlaştırılmakta, kamuoyları manipüle edilmektedir. Biz bunları son üç yıldır Gezi'yle, 17-25 Aralık süreciyle ve son olarak da 15 Temmuz darbe girişimiyle gördük ama milletimizin dik duruşuyla ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı ve milletiyle beraber mücadelesiyle tüm bu mücadeleleri, tüm bu saldırıları püskürtmeyi başardık. Şunu belirtmekte fayda var ki Türkiye'nin karşı karşıya olduğu bu saldırı büyük Türkiye davasından rahatsız olanların işidir. Biz, büyük Türkiye için çalıştıkça onlar bunun önüne geçmeye çalışacaklar ve hamle yapacaklardır ama dostlarımız ve milletimiz emin olsun ki hiçbir saldırı karşılıksız kalmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından PKK ve DEAŞ terör örgütlerinin harekete geçmesi de tesadüfi değildir; bir kurgudan, bir tasarımdan ibarettir. Bu anlamda PKK, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri, ipleri aynı odağın elinde olan, Türkiye'nin büyümesine ve ilerlemesine karşı harekete geçirilmiş şer ve terör şebekeleridir. Dolayısıyla 15 Temmuz darbe girişiminin ardından alınan olağanüstü hâl kararı sadece darbeye girişmiş bir terör örgütü olarak FETÖ'yle sınırlı olmayıp tüm bu şer odaklarıyla onlara yöneliktir, şer odaklarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuzda milletimiz siyaset kurumuna ve yetkililere bir ödev vermiştir. Milletimiz demiştir ki: Devlete, millete ve ülkemizin geleceğine kastedenleri bertaraf edin, zarar veremeyecek hâle getirin. Bir daha 15 Temmuzlar yaşanmasın, bir daha bu ülkede darbe girişimleri olmasın, bunun için gerekli tüm tedbirleri alın diye 15 Temmuzda milletimiz siyasete bir ödev vermiştir. İşte bu nedenle, kırk yıllık bir terör örgütü, takiyeciliği, kriptoluğu, her türlü yalanı, hileyi kendisine rehber edinmiş bir terör örgütüyle mücadele 15 Temmuz akşamı başlayan ve biten bir mücadele olamaz. Bunun bir süreç olduğu, bunun sonuna kadar başarıya ulaşacak şekilde devam etmesi gereken, kararlı bir şekilde devam etmesi gereken bir süreç olduğu aşikârdır. Dolayısıyla FETÖ'yle mücadele başlamış, bitmiş bir mücadele değildir, bu devam eden bir süreçtir.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi 17-25 Aralıkta darbe girişimi olduğunda maalesef o dönemde AK PARTİ'nin ve şu an Sayın Cumhurbaşkanımızın Genel Başkan, Başbakan olarak vermiş olduğu mücadelede AK PARTİ yalnız bırakılmıştı ve bu anlamdaki mücadelede AK PARTİ'nin söyledikleri kulak arkası edilmişti ama 15 Temmuzda bu gerçek anlaşıldı. Şu anda aslında siyaset kurumuna düşen, bizlere düşen -bir topyekûn mücadeleyle- milletin birliğine kasteden bu yapıyla hep birlikte mücadele etmektir. O gece hepimiz buradaydık ve şuradan Meclisin, şu Gazi Meclisin tepesine bombalar yağarken CHP'li, MHP'li, AK PARTİ'li diye bir ayrım yapmadan o bombalar atılmıştı. Bunun bilincinde olarak, 15 Temmuza kadar AK PARTİ yalnız bırakıldı ama en azından 15 Temmuzdan sonra bu mücadeleyi hep birlikte vermek bu şehitlerimizin ve aziz milletimizin siyaset kurumu olarak bizden beklentisidir. Ve bu süreçte mağdurlar üzerinden -60 bin açığa alınan var, 71 bin itiraz var- yani bu mücadelenin başarısızlığa uğraması için elinden gelen bir algı operasyonunu yapan bir terör örgütü var ama bazı siyasiler de maalesef bu algı operasyonuna destek olmaktadırlar.

Şimdi, az önce Levent Gök Bey burada Avrupa Konseyi Türkiye raportörünün tüm raporlarını okudu, dinledik. Yani, Türkiye raportörü atamasına gerek yok Avrupa Konseyinin, siz bayağı onlar adına güzel bir raportörlük yaptınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Öyle bir raportörlüğe bence gerek yok. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, hepimiz egemen bir şekilde kendi irademizi ortaya koyabiliriz ve bu konuda ortak akılla, hep birlikte -başkalarının raporlarına da gerek yok- Türkiye'de Meclis bombalanırken sessiz kalanların burada bu anlamdaki raporlarının bir itibarı olmadığını, Türkiye'deki uygulamaların hukuk çerçevesinde olduğunu da ifade etmiş olmamız lazım. Sanki 15 Temmuz hiç yaşanmadı, bombalar yoktu, F16'lar havalanmadı; bunlar bir çocuk oyunu muydu, bunlar bir rüya mıydı? Bu yaşanmışlıkları göz ardı etmek, görmezden gelmek de asla doğru değildir. Eğer bir haksızlığa uğradığını düşünen varsa yargı yolları ve idari mekanizmalar her türlü açıktır. Bunlarla ilgili bu yollara müracaat etme imkânı vardır. Ama, asıl mağdurun millet olduğu ve burada Ömer Halisdemir'lerin, burada, 16 yaşında Abdullah Tayyip'lerin ve özel harekât polislerinin, askerlerimizin şehit olduğu bu kahramanların daha kanları kurumadan onların ruhaniyetine, onların hatırasına kimse saygısızlık yapmamalıdır. Biz, 15 Temmuzu yaşadık ve 15 Temmuzda şehit olanlar bize bu ülke için, bu terör örgütlerine karşı etkin, aktif bir şekilde mücadele etmemizi, müdahale etmemizi göstermektedir.

"E, darbeyi gerçekleştirenler askerdi, ya, öğretmenleri niye alıyorsunuz?" Bakın, arkadaşlar, Genelkurmay Başkanını dinleyen, Genelkurmay başkanlarının yaverlerine talimat veren kişinin bir öğretmen olduğu işte ifadelerde ve soruşturma kapsamında ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu anlamda bu şekildeki bir mücadelenin sadece bir sınıfla, bir kesimle değil, teröre destek veren, terörün bütün unsurlarıyla iş birliği yapan tüm kesimlerle mücadele etmek olduğu aşikârdır. Bu terör örgütünü tamamen ortadan kaldıracak bir mücadele yöntemi yerine gelmelidir ve bunu başarıyla uygulamak zorundayız. Dini kullanarak, dinî birtakım kutsal değerleri kullanarak aslında tam anlamıyla seküler olan, totaliter olan, faşist olan, otoriter olan bir yapıyı, bir örgütü tamamıyla bu ülkeyi tehdit etmekten kurtarmak hepimizin, siyasetin üzerine düşen bir görevdir.

FETÖ'yle mücadele bürokratik, siyasi ve sosyolojik alanda etkili bir şekilde yürütülmek zorundadır. Bu mücadele milletimizin ve devletimizin bekası meselesidir. Bir yandan devletin içerisinde yuvalanmış bu şebekeler tasfiye edilecek, bir yandan da milletimize sahte bir inanç maskesi takınarak yanaşan bu yapının hakiki çehresi ortaya çıkarılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, 15 Temmuz sonrasında ortaya konulan olağanüstü hâl kararıyla ilgili üç aylık sürede daha öncesinde de "ret" veren CHP'de -daha önce de "ret" vermişti- şimdi de "Niye uzatılıyor, Meclis devre dışı bırakılıyor." şeklinde itirazlar var.

Değerli arkadaşlar, Bakanlar Kurulunun kararı Meclise, değerli huzurunuza, gazi Meclisimize gelmiştir ve burada Meclisin, Parlamentonun vereceği kararla bunu onaylama ya da reddetme imkânı vardır. Dolayısıyla tüm uygulamalarda KHK, olağanüstü hâl KHK'ları da dâhil olmak üzere Parlamentonun devrede olduğu, hukukun devrede olduğu bir sistem vardır, bir hukuk düzeni vardır. Dolayısıyla bu hususta "Olağanüstü hâl döneminde hukuk devre dışı bırakıldı." şeklindeki iddiaların asla kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

Bu arada HDP'nin de yine FETÖ sözcülüğü yapması bizi yadırgatmamıştır. Terör örgütlerine sırtını dayadığını her zaman ifade eden, her fırsatta ifade eden bir dil ve bu anlamda da FETÖ elebaşlarının Diyarbakır'da büyükşehir belediye başkanına yapmış olduğu ziyaretlerin de ne anlama geldiğini bugün bir kez daha görmüş olduk. Hatta 7 Haziranda, 30 Martta, 1 Kasım seçimlerinde CHP'de başörtülü bir müşahit, HDP'de başörtülü müşahit gördüğümüzde sandıklarda, şaşırdığımızda, aslında onların FETÖ'nün elamanları olduğunu, çok sevdikleri CHP'nin, HDP'nin sandıklarını, oylarını korumak için orada olduklarını da gördük. Bugün kimse kalkıp da "AK PARTİ kendi içindeki FETÖ'yü de temizlesin." diyemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Alnında mı yazıyor? Alnında mı yazıyor?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Ne demek bu ya? Özür dile be, özür dile!

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Burada bu anlamda bütün partiler mücadeleyi topyekûn yapmak zorundadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Alnında mı yazıyor "FETÖ" diye? Hepiniz FETÖ'yü destekliyorsunuz be!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Başörtü ve din senin tekelinde mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sizinkiler FETÖ mü hepsi?

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Bunu hepimiz gördük sandıklarda FETÖ'nün nasıl iş birliği yaptığını...

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Başörtüsü takanların hepsi FETÖ'cü mü? Ayıp, ayıp!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Başörtüsü takanların hepsi sizin tekelinizde mi?

BAŞKAN - Müdahale etmeyelim sayın milletvekilleri.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Başörtüsü takanların hepsini FETÖ'cü ilan etti Sayın Başkan. Böyle bir terbiyesizlik olmaz.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Şu konuşmaya bak, insan biraz mevkisinden utanır.

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Bunu bütün Türkiye gördü. AK PARTİ kazanmasın diye 30 Martta, AK PARTİ kazanmasın diye 7 Haziranda, 1 Kasımda nasıl AK PARTİ'nin karşısında oluruz da zarar veririz diye, ülkeye zarar veririz diye ittifaklar içerisinde olduklarını gördük.

Biz burada partileri suçlamıyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sizin grup başkan vekiliniz, grup başkan vekiliniz; bakar mısın fotoğrafa!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Fotoğraflara bakın, fotoğraflara.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Kurucu liderin yanak yanağa, pozları sorgula.

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Bu konuda 15 Temmuz sonrası daha dikkatli, özenli bir üslupla FETÖ'ye karşı ortak mücadele verelim diye bunu söylüyorum.

Dolayısıyla son söz olarak...

HÜDA KAYA (İstanbul) - FETÖ sizin babanız, babanız. Hepinizin babası FETÖ.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Kurtulamayacaksınız, hepiniz gideceksiniz.

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Gazi Mecliste...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (İzmir) - Belediye başkanlarını açıkla, parti başkanlarını açıkla.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Hepiniz FETÖ'nün hesabını vereceksiniz. Sizin babanız FETÖ.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

HÜDA KAYA (İstanbul) - Kendi suçlarını başkalarına atmaya çalışıyorlar.

BAŞKAN - Buyurun, bir dakikada tamamlayın siz de.

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Bu Gazi Mecliste dost, düşman herkese bir kez daha sesleniyoruz ki 15 Temmuzda direnen bu milleti mahcup etmeyeceğiz, bir daha asla bu ülkede işgal girişimleri, bir daha bu ülkeyi İstiklal Marşı yazdırmak için kimsenin mücadele edemeyeceği, başarılı olamayacağı bir Türkiye'yi hep beraber yapacağız...

HÜDA KAYA (İstanbul) - Utanın, Mehmet Akif'ten utanın siz!

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Başörtülüler FETÖ'cü mü, onu söyle!

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - ...ve bütün siyaset kurumunu tehdit eden FETÖ'ye karşı tüm siyaset kurumunun el birliğiyle mücadele etmesine de çağrıda bulunuyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Bütün başörtülüleri "FETÖ'cü" ilan ettiniz, ayıptır!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Sayın konuşmacı, içinizde kaç tane FETÖ'cü var? Onu ayıklayın, onu!

ABDULHAMİT GÜL (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)