Konu:Hdp Grubu Önerisi Münabetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:3
Tarih:05/10/2016


HDP Grubu önerisi münabetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ORHAN MİROĞLU (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; kuşkusuz önemli bir mesele yani medyanın özgürlük alanının genişlemesi, var olan alanın korunması, düşünce özgürlüğünün bütün siyasi partilerimiz tarafından makbul bir düşünce olarak, makbul bir fikir olarak görülmesi. Bunları tabii zaman zaman Meclis çatısı altında tartışıyoruz. Ama, tabii, burada aslında içerik olarak, muhteva olarak neyi tartıştığımızı bilmemiz lazım. Yani, bu kapatılan birtakım yayın organları içerisinde -işte arkadaşlar söylediler- Zarok TV gibi ya da Yön Radyo gibi kanalların tekrar, yeniden gözden geçirilmesi elbette ki benim de istediğim bir şey. Ama, burada bir medya var ki bu medya bu ülkede şiddetin ve tarihin başladığı günden bugüne bu şiddet ve teröre ilişkin politikalarında hemen hemen hiçbir değişiklik yapmıyor; şimdi bunun altını çizmek istiyorum.

İkincisi: HDP Grubu adına konuşan değerli milletvekilimiz bu meseleyi sanki bütün Kürt medyasına yönelmiş bir baskı, bir tehdit, bir hedef gibi anladığını ifade etti. Bu böyle değil. Yani, hepimiz çok iyi biliyoruz ki bugün Kürt medyası adına yayın yapan organlar sadece PKK'nin kontrol ettiği alanda yayın yapan organlardan ibaret değil. Mesela, BasNews gibi bir gazete var ve bu, belki sizin zaman zaman fikirlerinize başvuran, sizin de görüşlerinizi alan çok iyi ve güçlü bir yayıncılık yapıyor. Yine, Rudaw var, radyo ve televizyon yayıncılığı yapıyor ve maalesef Rojava bölgesinde Rudaw'ın ne okunması ne de haber yapması bugün mümkün değil. Demin arkadaşımız çok güzel ifade etti; eğer böyle bir şey olursa, evet, hepimiz karşı çıkalım. İMC TV'nin basılması sırasında ya da İMC TV'deki bir işlem sırasında bir kadına, hanımefendiye yönelik baskı; evet, bu eleştirilebilecek bir şey, varsa öyle bir şey, hepimiz karşı çıkalım. Ama, şimdi, şunu da görelim: Yani, standartlar olmasın bu alanda. Nedir bu? Rudaw'ın muhabiri bir süre önce Rojava bölgesine giremedi, hamile bir kadındı bu ve tekmelendi orada. Bunu da bu arkadaşlarımız ifade edelerse gerçekten sevineceğiz ama bunu ifade etmiyorlar.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Ne ilgisi var?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Müsaade ederseniz... Bakın ben sizi dinledim, müdahale etmeyin.

Şimdi, bu ikincisi ya bu Sartre örneği, Sartre'ın sömürgeciliğe karşı tutumunu tartıştığımızda burada bu tutuma karşı çıkacak bir tek kişi var mı? Mesele bu değil. Mesele şudur bence: Sartre eğer bugün yaşasaydı DAİŞ'in Avrupa düzeyinde ve hatta bütün dünyaya yaydığı şiddet ve terör politikası karşısında ne düşünürdü, biz bunu tartışıyoruz, yoksa Sartre'ın Cezayir'in Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında sömürgeciliğe karşı...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - İMC DAİŞ'in yayın organı mı ya?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Ertuğrul Bey, dinleyin lütfen.

...tutumunda bir sorun yok, o tutum elbette ki makbul bir tutumdur ama eğer bugün Sartre yaşasaydı acaba DAİŞ adına Paris'te yayın yapacak bir organın meşru olduğunu savunabilecek miydi ya da savunur muydu böyle bir şeyi ya da kendisi veya başka Fransız aydınları bu yayın organında acaba köşe yazarlar mıydı?

Şimdi, değerli HDP Grubunun gerekçesinde şöyle bir şey var, tümünü okudum, size tümü konusunda bir şey söylemeyeceğim ama şurada çok önemli bir cümle var bence, tam başlangıçta: "668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de yer alan millî güvenliği tehdit eden yapı, oluşum ve gruplar ile terör örgütlerine aidiyeti belirlenen kanallar." Şimdi, bu aidiyeti konuşmamız lazım. Bu kanallarda bu aidiyet var mı yok mu?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Kim belirlemiş?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Dünyanın hangi ülkesinde Türkiye'ye karşı savaş yapan bir örgütün -ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde de olabilir ama tabii ki biz Türkiye'yi konuşuyoruz- eş başkanı köşe yazısı yazabilir? Dünyanın hangi ülkesinde bu örgütü yöneten 3'üncü sıradaki insan yine düzenli köşe yazısı yazabilir? Böyle bir şey olamaz. Tutum buna karşıdır, yoksa tutum Kürt medyasının yayıncılık politikasına falan ilişkin değildir. Yani İMC TV'de türkü programı da olur, bilmem ne programı da olur, ona kimse karşı çıkmaz, tıpkı TRT Kürdî'deki programları hepimizin beğeniyle izlemesi gibi, burada hiçbir problem yok ama problem şu: Şiddet ve terör meselesidir ve bu meseleye bu medya sağlıklı bir biçimde bakmadığı sürece başı beladan kurtulmayacaktır. Yani geçmişte toleransla karşılanan bu meselede artık herkesin çok iyi düşünmesi yani şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım. Bilhassa hendek meselesi üzerinden bu ülkenin yaşadığı bu acı ortadayken, hâlâ bölgede 60 bin konut inşa edilmeyi bekliyorken, 300 bin kişi evini barkını terk etmek zorunda kalmışken, bu örgüt mensubu 7 bin kişi hayatını kaybetmişken, bu örgütle mücadele eden 600 güvenlik görevlisi şehit olmuşken kimse kusura bakmasın, teröre ve şiddete toleransla yaklaşan, hatta bunun propagandasını çok ciddi bir biçimde yapan yayın organları, demokrasiyi korumak adına, elbette ki engellenecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu yapacağımız yerde şöyle mi düşünelim? Ben, mesela HDP'deki arkadaşlarımızın, dostlarımızın gerçekten de samimiyetle şunu bir muhasebe etmelerini isterim. Kürtler adına bugün hangi fikirler savunulamıyor? Bugün, Türkiye'de "Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi" ismiyle kurulan bir parti var ve bu parti şu an siyasi faaliyetler yapıyor. Aynı şekilde, Kürdistan Azadi Partisi var Türkiye'de. Bizim yasalarımıza göre kurulmuş bu 2 parti, HDP'nin siyasi olarak güçlü olduğu yerlerde alternatif bir siyaset yapmaya çalışıyorlar, bu da doğal hakları. Burada hiçbir yayın organı kalkıp da "Ben Kürtlere demokratik özerklik savunduğum için kapatıldım." diyemez ama o demokratik özerkliğin -buna inanmak ayrı bir şeydir, bunun siyasetini yapmak ayrı bir şeydir- 10 bin kişinin katledildiği haksız bir çatışma -tırnak içerisinde- haksız bir savaşa göre şekilleneceğini söylemek ve buna inanmak elbette ki bugünün Türkiye koşullarında savunulacak bir şey değildir dolayısıyla bir muhasebe yapılmalı. Bu muhasebeyi PKK yapar mı, onu bilemem ama HDP'li arkadaşlarımızın bu muhasebeyi yapmaları gerekiyor. Federasyonu savunabilirsiniz, savunan partiler var, bağımsızlığı dahi. Bugün Kürt aydınları arasında, Kürt sivil toplumu içerisinde bağımsızlığı bile teneffüs eden insanlar var. Burada sınır, kriter nedir? Sınır ve kriter, şiddet ve terör öngörmemektir. Bu yayın organlarında zaman zaman -ben dâhil birçok bildiğiniz Kürt aydını vesaire- arkadaşlarımıza yönelik bizzat bu örgütün eş başkanları tarafından kişilik katli, itibarsızlaştırma, hedef gösterme... İnanın, ben kendime iş edinsem şu an Ankara adliyelerinde, İstanbul adliyelerinde bine yakın davam olurdu, hiçbiri için dava falan açmadım, açmayacağım da. Çünkü, bunun da bir şeyi olduğuna inanmıyorum ama bir örgütün eş başkanı Türkiye'de böyle bir gazete çıkaramaz ve orada da yayın politikası izleyemez.

Bakın, bugünlerde FARC'ı çok tartışıyoruz, Kolombiya barış süreci; referanduma takıldı, çok önemli bir madde vardı -konumuz değil ama bunu ifade etmek istiyorum karşınıza gelmişken- FARC örgütünün üyelerinin işlediği suçlar yargı konusu olmayacak, yargılanmayacaklar yani ama o suçu işleyen FARC üyesi militanlar kamu hizmetlerinden yasaklı sayılacak. Halk buna itiraz etti, referanduma itiraz etmesinin en önemli sebebi budur. İtiraz ediyor çünkü bir halka karşı sistemli bir biçimde kırk yıl, elli yıl -FARC söz konusu olduğunda- işlenen suçları bir halk affetmiyor. "Senin barışına, tamam, ben bir şey demiyorum ama bu barış bu şekilde olmaz." diyor. Biz bununla karşılaşır mıyız, önümüzdeki dönemlerde böyle bir süreç yaşar mıyız, bu ayrı bir mesele ama bakın, Kolombiyalı yazar...

Şimdi, Aslı Erdoğan... Ben Aslı Erdoğan'ın tutuksuz yargılanmasını istiyorum, diğer yazarlar için de aynı şeyi düşünüyorum, ben de bir yazarım çünkü. Hiçbir yazarın işlediği suç ne olursa olsun Türkiye'de bizim mevcut yasalarımıza göre yargılanabileceğini ama tutuksuz yargılanabileceğini düşünenlerdenim ve Aslı Erdoğan tutuklandığında ilk itirazı "Face"ten yapan da benim ama Aslı Erdoğan'ı da eleştiriyorum. Böyle bir gazetede köşe yazamazsınız, böyle bir gazetede yazamazsınız çünkü bu gazetenin bu Meclise beş nüshasını getirsem burada, eminim, yüzde 80'iniz, yüzde 90'ınız okumaktan korkarsınız. Aynı şekilde, söz konusu televizyonun programlarını da izleyin. Ben şahsen korkuyorum artık, izleyemiyorum. Bu meseleyle alakalı biriyim, bilmek istiyorum "Ne düşünüyor? Kandil, neyi ne yapmak istiyor?" ama artık korkuyoruz. Bu hissiyat kişisel bir hissiyat da değil ve inanın, propaganda amacıyla da söylediğim bir şey değil.

Marquez, FARC ve devlet arasında barışın olmasını isteyen -rahmetli oldu- Nobel ödülü almış bir yazardı. Hiçbir zaman FARC'ın yayın organlarında yazmadı ama her zaman FARC'ın haklarını vesaire savundu. Nobel aldığı zaman Meksika'da sürgündeydi ve Kolombiya Devlet Başkanı gitti, onu kendi ülkesine davet etti ve o barış sürecinde de ölünceye kadar çok önemli görevler üstlendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Miroğlu.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Ben de teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, HDP'nin bu önergesine şu anlayışla, çok özet bir anlayışla karşı çıkıyoruz grup olarak: Barış gazeteciliğine ve medyasına evet ama savaş gazeteciliği ve medyasına hayır diyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Miroğlu.