Konu:Hdp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:2
Tarih:04/10/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ LALE KARABIYIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kapanan 15 vakıf üniversitesinin mağduriyetlerinin araştırılmasına yönelik verilen öneriyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum, yeni yasama yılı hayırlı olsun diyorum. Muharrem yasının ülkemize kardeşlik ve barış getirmesini temenni ediyorum.

Değerli vekiller, 15 vakıf üniversitesi kapanmıştı, 14'ünün öğrencisi bulunmaktaydı ve 65.226 öğrenci bir sabah uyandıklarında mağdur olarak uyandılar ve okullarının kapandığını gördüler. Kapanan okulların yerine nasıl bir yerleştirme olacağı ise bir muammaydı ve bu çocuklar o günden bugüne, bu süreç zarfında çok büyük sorunlarla baş başa kaldılar ve biz o sorunlarında yanlarında olmaya sonuna kadar gayret ettik. Bazen günde 3 kere YÖK'ü aradık, bazen haftada 3 kere YÖK'e gittik. Eğitim Komisyonundaki bütün arkadaşlarımız -işte hepsi buradalar- çaba sarf ettiler ve bazen sorun bazında, bazen sorunlar yumağı bazında çözümler üretilmesine gayret ettik, âdeta bir köprü oluşturmaya çalıştık.

Bu süreci ne kadar yakından izleyebildiniz bilemiyorum ama bu 65.226 öğrenci çok kötü anlar yaşadılar, bazen sorunlarının çözülmediğini görerek çok büyük umutsuzluğa girdiler ve moralleri bozuldu, bazen de umutlandılar ve biz de onların sorunlarına çare üretmeye gayret ettik. Bu öğrencilerin sadece yerleşme sorunları yoktu; tercih sistemi 2 defa değiştirildi, intibak problemleri vardı. Hatta değerli vekiller, diplomalarında eski üniversitelerinin isimlerinin yer almaması için, mimlenmemeleri için bile onlarla birlikte çok büyük mücadele verdiğimizi biliyorum ve bugüne gelindi. En son gelinen noktada hâlâ sorunları var, hâlâ çözümler üretilmeye gayret ediliyor. Yurtları yoktu, şimdi ek kontenjan konulmaya gayret ediliyor ama bu yılı, bu yaz dönemini gerçekten çok sancılı geçirdi bu çocuklar.

Aynı zamanda, kapanan bu vakıf üniversitelerinde 2.892 akademik personel vardı, ayrıca idari personel de vardı. Bu akademik personel aynı zamanda mimlendi arkadaşlar ve hiçbir yerde şu anda kendilerine iş bulamıyorlar ve biz sonuna kadar şunu ifade ettik: Bu akademisyenler, özellikle, bir güvenlik soruşturmasından geçirilmeliler ve güvenlik soruşturmasından geçemeyenler, evet, cezalandırılsın ama diğerleri aklansın ve akademik çalışmalarına diğer üniversitelerde devam edebilsinler.

Peki, sadece bunlar mı? Hayır. Vakıf okullarına yönelik olarak da yine tabii 1.596 okul; ilkokul, ortaokul, lise ve anaokulu kapandı; toplamda 2.222 vakıf kurumu ama 1.596'sı okuldu. Değerli vekiller, bu okullarda da 27 bin öğretmen çalışmaktaydı. Bu öğretmenler FETÖ'cü olduğu için değil, çoğu burada çalışmayı tercih ettiği için değil ama atanamadıkları için, işsiz oldukları için, ailelerini geçindirmeleri gerektiği için burada öğretmenlik yaptılar ama şu anda öğretmenlik lisansları yok. Onların da aslında tekrar bir değerlendirme sürecinden geçirilerek aklanmaları ve öğretmenlik lisansı verilerek görevlerine devam etmeleri gerektiğini her yerde vurgulamaya devam ediyoruz ve devam edeceğiz.

Ve değerli vekiller, bununla bitmedi. Devlet üniversitelerinde de akademik personel ve idari personelde açığa alımlar ve görevden uzaklaştırmalar, ihraçlar oldu. 7.078 akademik ve idari personel, bunun 5.482'si akademik personeldi açığa alınan ve açığa alınan bu akademik personelin daha sonra 2.034'ü görevinden ihraç edildi.

Peki, değerli vekiller, bu kadar öğretmen, bu kadar akademisyen, hepsi FETÖ'cü müydü? Eğer hepsi FETÖ'cüyse peki, sizler ne yapıyordunuz? Hükûmet ne yapıyordu, Bakanlık ne yapıyordu? Neden izin verdi? Eğer değilse o zaman niye mağdurlar, neden mimlendiler, neden aileleri zor durumda ve neden çocukları sabah uyandıklarında ya da gece rüyalarında "Benim babam FETÖ'cü değil." diye çığlıklarla uyanıyor? Bunları tarih nasıl yazacak bilmiyorum ama bu süreç -ne öncesi ne sonrası- asla doğru, iyi yönetilemedi.

Evet, ilkokullara geldiğimizde, 28 bin öğretmen ihraç edildi, 20 bin öğretmen açığa alındı ve bu öğretmenlerden 28 bin öğretmenin tekrar yeni bir KHK'yla gözden geçirileceği ve eleme sürecine dâhil edileceği ifade edildi ama daha henüz tam bir bilgi yok. Akademisyenler de bu gruba girecek diye biliyoruz, 657'liler de tabii ki.

Değerli vekiller, 1 milyon 200 bin öğrencimiz bu yıl okullarına başladı ama öğretmen sayısı yetersiz, eksik olduğu için sınıflar boştu; özellikle doğu ve güneydoğuda sınıflarda öğretmen yetersizliği olduğu ve oralarda, küçük illerde depo öğretmen norm kadroları da çok fazla bulunmadığı için çok büyük sıkıntı yaşadılar hatta kitap eksikleriyle girdiler. Peki, ardından ne oldu? Ardından olan şu: Sözleşmeli öğretmenlik gündeme getirildi oysa gerçekten, eskiden de böyle bir uygulama vardı ve hataları, yanlışları görülmüştü ama buna rağmen sözleşmeli öğretmenlik sistemine geri dönüldü. Geri dönüldüğü yetmiyormuş gibi bir mülakat yapıldı -az önce arkadaşlarımız söylemeye çalışıyordu- garip garip sorular soruldu ve Millî Eğitim Bakanlığı, hem sözleşmeli öğretmen atamasına karar vererek hem de yaptığı mülakat ve sorduğu sorularla sınıfta kalmıştır. Bize gelen veriler sadece atanamayan değil, atanan öğretmenlerden de geliyor yani bu soruların sorulduğuna dair gerçekten ciddi veriler var ve sorulara baktığımız zaman hayretler içinde kalıyoruz.

Peki, başka ne oldu? Kapanan vakıf okullarının 27 bin öğretmeninin lisanslarının verilemediğini söyledik ama bu öğretmenlerin şu anda eğitime girdiğini düşünün, eğitimdeki açıkları kapatabilirlerdi; tabii, önce doğru olarak ayrıştırıldıktan sonra. Bu yetmedi, geldiğimiz süreçte 155 proje okulunda görev yapan 5.575 öğretmen var değerli arkadaşlar. Bu öğretmenlerden bin küsur öğretmene "Bir tercih yap, seç ve başka bir yere aktarılacaksın." dendi, onların müdürlerine de "Bu öğretmenleri gönderin." talimatı verildi ve şaşkınlıkla izledik. Basında bir ara bu kararın geri çekildiğine dair ibareler yer aldıysa da hiç böyle olmadı. Çağdaş, laik eğitim veren bu kamu kurumlarının öğretmenlerinin bu şekilde başka yerlere usulsüz şekilde aktarılması gerçekten son derece yanlıştır ve bu uygulamanın geri çekilmesini talep ediyoruz.

Peki bununla mı kaldı? Hayır, bununla da kalmadı. ÖYP'liler 33/A dediğimiz kadrolu durumda araştırma görevlisi görevinde bulunuyorlardı, onlar da "Kadrolu olmasın, kadroları sağlam olmasın, her an gönderebilelim." şeklinde bir düşünceyle 50/D'ye, geçici kadroya alındılar.

Değerli vekiller, mağduriyetler o kadar fazla ki akademisyenlerden gelen ifadelerde eş durumundan hatta sülalece görevden alınanlar, açığa alınanlar, ihraç edilenler var. Farklı farklı uygulamalara tabi oluyor bu insanlar; kimisi sorgulanıyor kimisi sorgulanmıyor, kimisi önce açığa alınıyor sonra ihraç ediliyor, kimisi hiç açığa alınmadan ihraç ediliyor; kimisinde bir sendika bulunuyor, bir banka hesabı bulunuyor, kimisinde hiçbir şey bulunmuyor, kendisi de neden açığa alındığını ya da ihraç edildiğini bilemiyor, öğrenemiyor. Çok sayıda akademisyen bu şekilde mağdurken inanın çoğu üniversitede bazı laboratuvarlar kapanmış durumda, hastaların tahlilleri yapılamıyor çünkü oradaki doktorlar -1 ya da 2 kişi- oradaki akademisyenler şu anda ihraç edilmişler. Açığa alınanların ise ne zaman görevine döndürüleceği hâlâ bir muamma.

Evet sayın vekiller, peki, durum bu kadar kötüydü de neden geçmişteki süreç yanlış yönetildi? Bu üniversitelerin, kapanan vakıf üniversitelerinin güle oynaya açıldığını, destekler toplandığını biz çok iyi biliyoruz; ben kendi ilimden de biliyorum, diğer illerden de biliyorum. Şunu kabul edelim ki bu süreç, öncesinde de yanlış yönetilmişti, şu anda da yanlış yönetiliyor; doğru bir ayrıştırma değil, yöntemler doğru değil ve eğitim sistemi gerçekten akıl almaz bir hâle giriyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)