Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kurulmasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:128
Tarih:19/08/2016


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kurulmasına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de Türk-Japon ilişkisine olumlu katkılarda bulunacağına inandığımız bu üniversitenin açılmasını olumlu buluyoruz ve destekliyoruz.

Bununla beraber, üniversite denildiğinde akla gelecek olan evrensel anlayışın, pek çok noktada böylesi bir kurumda tesis edilmiş olmasını bekliyoruz.

Türkiye'de "Japonya" denilince teknoloji, bu manada çekik gözlü insanlar ve bilim akla gelir. "Japonya buraya nasıl evrildi ve nasıl bu noktaya geldi?" sorusunun da hemen sorulması gerekir. Bazı entelektüel çevrelerde "Geleneğinden kopmadan nasıl aklı iktidar kılarak moderniteye bu kadar eklemlenebildi bu Japonya, bunun üzerine kafa yoralım." denilir. Tabii, bunun pek çok sebebi vardır. Yani Japonya'nın çok uzaklarda kendi hâlinde bir ada olmasının siyasi, kültürel pek çok meselelere zemin oluşturması bir tarafa, köklü ve derin bir kültür olması ama kendi kültürel dinamiklerinin üzerinde kendini gerçekleştirebilmesi. İkinci Dünya Savaşı'nda yok olmak üzere olan bir ülkenin, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya markalarını ortaya çıkartabilmesinin hikâyesi.

Tabii, biz bu üniversitenin içerisinde buradan ilham alınmasını da bekliyoruz ve arzu ediyoruz. İkinci Dünya Savaşı'nda bu Japon kamikazelerin hangi anlayışla bu işi yaptıklarını merak eden Amerika bunu çözmek, anlamlandırmak ve bundan sonraki ilişkilerinde Japonya'yla Amerika'nın münasebetlerini belirlemek için birtakım araştırmalar yaptırıyor. Bunlardan bir tanesi de sosyal antropolog Ruth Benedict'tir. Onun "Krizantem ve Kılıç" adlı bir eseri vardır. Bu, Japonların tutum ve davranışlarını belirleyen ilkelerin kültürel boyutlarını tahlil eder.

Şimdi, burada eleştiri de yapabiliriz, "Amerika, sosyal antropolojiyi devreye koyarak, kültürü tanıyarak politikalarını belirleyen bilim adamını ajan yapmış." da diyebilirsiniz ama büyük devlet olmanın gereği muhatap olunan ülkeleri anlamak için bunun yapılmasının zaruret olduğunu da ifade edebilirsiniz. Yani Bernard Lewis'in Orta Doğu'yu anlama süreçleri, Lawrence'in sahalarda dolaşması, bütün bunların temelinde muhatap olduğunuz kültürü tanımak ve onun üzerine siyasetinizi belirlemek var. Ama bugün üniversiteyi konuşuyoruz, konuştuğumuz üniversite de Türk- Japon ilişkileri üzerinden doğan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi.

Şimdi, bilim ve teknolojinin sıçrama tahtası olarak zeminini, insan unsuru üzerine kurguladığını hesaba katarsak insanı da kendi ait olduğu kültürel bağlamından kopartamayız. Dolayısıyla, kültürü de zemin olarak düşünmek durumundayız bu üniversitede. Eğer kültürden kopmuş sadece bilim ve teknoloji üzerinde pozitif bilim dayatması yapar ve bu deminki bahsetmiş olduğumuz kültürel bağlamı hiçe sayarsak bu üniversite amacına ulaşmaz. Amacına ulaşabilmesi için, bunun altında bir sosyal bilim zemininin burada okuyan insanlar üzerinde eğitim, program, müfredat olarak verilmesi zaruretidir.

Evet, bilim ve teknoloji üniversitesi diyebiliriz. Belki Japonları ve Türkleri bir araya getirip, "Eğitim dilini Türkçe mi, İngilizce mi, Japonca mı yapacağız?" tartışmasında, ortak olarak "Evrensel dil İngilizcedir, İngilizce yapalım." demiş olabilirsiniz, ama orada okuyan Japon çocukların, gençlerin mutlaka Türkçeyi öğrenmelerinin, Türklerin de Japoncayı öğrenmelerinin müfredatın içerisine mecbur olarak konulması gerekiyor ve her iki kültürün de öğrencilerinin birlikte sosyalleştikleri alan, sadece üniversite hayatıyla ilgili, sınırlı değil, birbirlerinin kültürel katmanlarını, kültürel yapılarını da tanımaları ve anlamlamaları için, müfredatların içerisine mutlaka kültür programlarının ve o kültürlerin dil programlarının konulmasının zaruretine inanıyoruz.

Öte yandan, üniversite denilince özgürlükler ve bilimin yeşermesi için özgürlük iklimiyle çeşitliliğin varlığı kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, Türk kültürünün mayalandığı Maveraünnehri Semerkant ve Buhara merkezi, aynı zamanda Türk-İslam medeniyetinin neşet etmesinin temel çıkış noktasından birisidir, ama buranın temel özelliğine baktığımızda, bölge coğrafyalarının içerisinde yaşam tarzlarından, inançlarından ve fikirlerini ifade etmekten kaynaklı problem yaşayan pek çok insanı kendi bünyesinde barındırabilmiş ve hürriyetleri oluşturabilmiştir.

Oluşturulan bu hürriyet kaynağını Orhun Irmağı'ndan alırken, peygamberî anlayışı Türk aklı ve kültürüyle bütünleştiren İmamı Mâtürîdî'yi doğurmuş ve İmamı Mâtürîdî diyanetle siyaseti birbirinden ayırt eden anlayışı, kadının statüsü ve tanrıyla olan ilişkisi ve genel anlamda insanlığın aklayışıyla, Türkiye'de genel anlamda çoğunluğun itikattaki imamı olabilen Matüridi'nin anlayışının da yeşerdiği bir üniversite aklını ortaya koymuştur ve ondan sonraki yürüyüş Anadolu'da Selçuklu medeniyetini, Osmanlı'yı ve bugünlere gelişin hikâyesini doğurmuştur. Çeşitli evreler vardır ama özünde üniversal aklın yerli ve millî olan kaynaktan beslenmesi ve insanlığın hizmetine sunulması vardır. Biz de Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adı her ne kadar Japonya'nın teknoloji ve bilimle eş değer bir ülke olduğu anlamına gelse de aynı zamanda Japonların prensip adamı, ahlak adamı, ilke adamı ve söz verdiği işi, iş ahlakını yerine getirmediği zaman nasıl harakiri yapabildiği ve intihar edebildiği gerçeğini en son Osman Gazi Köprüsü'nde çalışan bir Japon mühendis örneğinde gördük. Biz Osman Gazi Köprüsü'nü veyahut da köprüleri çok değişik bağlamda tartışıyoruz; ismiyle tartışıyoruz, rantıyla tartışıyoruz, gerekliliği gereksizliğiyle tartışıyoruz ama gözden kaçmaması gereken, Osman Gazi Köprüsü'ndeki bir Japon mühendisin halat kopmasını gerekçe göstererek intihar etme meselesi.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Ama hatalı değildi.

RUHİ ERSOY (Devamla) - Şimdi, bütün bunları toparladığımızda, ümidimiz o ki Türk-Japon Üniversitesinin genel anlamda Türkiye-Japonya ilişkisiyle beraber, Türkiye'nin arzu etmiş olduğu, pek çok anlamda değerlerini yozlaştırıp yabancılaştırmaya başladığı bir ortamda, ilkeli bir duruşu, kimlikli bir kültürel ifadesi olan Japonlarla olan kültürel yakınlığın yeniden Türk'e kendisini hatırlatmasına da vesile olacak bir eylem planı ve akıl üzerinde yürümesini arzu ediyor ve öyle olacağına inanıyoruz. O üniversiteden yetişecek olan gençlerin Türkiye için, Türk-Japon ilişkileri için, evrensel değerler için iyi işler yapmasını temenni ediyoruz. Ertuğrul Gazi Fırkateyni'nin, Abdülhamid'in, o dönemin Japonyası'nın ve tarihî hatıraların sadece hatıra ve hafızadaki nostaljik ifadeler olmasından çok bir misyona dönüşen bir dostluğu, birlikteliği yeniden tesis edebilecek, aynı zamanda bir kültür mahfili olmasını arzu ediyor ve Türk-Japon Üniversitesiyle ilgili gelişmeleri de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak yakından takip edeceğimizi Genel Kurula, Meclise ve bu işi kuran, takip eden iktidar heyetine ifade ediyor, üniversitenin Türkiye için, Türk milleti için, Türk İslam dünyası için, insanlık için hayırlar getirmesini diliyor, Genel Kurula saygılarımızı sunuyoruz efendim.

Hayırlı akşamlar. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)