Konu:AK PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:124
Tarih:10/08/2016


AK PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gelen kara haberle neredeyse bir ayda 50 vatan evladımızı şehit verdik. Şehitlerimizi sayıyla belirtmek içimizi acıtıyor. Lakin durumun ciddiyetini görmek gerçekten çok önemli. Uzun vadede bizi en çok zorlayacak olan etnik temelli PKK terörüne karşı bireysel ve toplumsal tepkilerimiz körleşmemeli; canlı, diri ve güçlü kalmalı. OHAL uygulaması çerçevesinde PKK terörüne karşı gerekli ve yeterli mücadelenin azim ve kararlılıkla devam etmesi gerekir. FETÖ örgütlenmesine karşı devletin mukavemet geliştirdiği bugünlerde şunu bilmek lazım ki PKK'yı, PYD'yi, FETÖ'yü birlikte yönlendiren güçlerin bu konuda programlarını değişik dinamiklerle sürdürdüğünü toplumsal olarak fark etmeliyiz. Bir tarafa yoğunlaşırken diğer tarafı ihmal etmemeliyiz.

Değerli milletvekilleri, yaşadığımız süreç Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesinin ve kurucu iradenin geçmiş yüz elli yıllık tarihî hafızanın içerisinden büyük tecrübelerle çıkıp Orta Doğu coğrafyasını ve muhtelif savaşları yaşayarak 19'uncu yüzyıl tecrübesinin üstünde bir millî devleti kurduğu gerçeğini yeniden görmemize vesile olmuştur.

Bu gerçeklerden sonra prensip olarak bugün geçerli olan Anayasa'mızda ilk 3 madde bize ne diyordu, bunu hatırlamak lazım. "Türkiye Cumhuriyeti devleti demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, beyaz ay yıldızlı al bayraktır." İşte Anayasa'nın "Değişmez, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez." diyerek de 4'üncü maddesinde ifade edilen bu umdelerin bizi nasıl bir arada tutan değerler olduğunu yaşayarak gördük.

Evet, cumhuriyetiz, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir cumhuriyet sistemiyle idare edilir. Bu cumhuriyetin içerisinde cemaatleşme, cemaatleşmeyle devlete hükmetme, cumhuriyeti ele geçirme yoktur. Cumhuriyetin temeli bireyi, şahsiyeti referans alır; vatandaşlık hukuku temeliyle bireyin, şahsiyetin iradesiyle cumhuriyet sistemine reyleriyle birlikte katılmasını sağlar.

Türkiye Cumhuriyeti devleti laiktir. Demek ki din ile devlet işlerini ayırt eden; dini bireye erdem, fazilet, ahlak öğretileriyle, Allah ile kul arasındaki bir ilişki olarak değerlendiren, devlet sisteminin seküler bir akılla yönetilmesi gerektiğini gösterdi bu yaşanan süreç. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanının, Genelkurmay Başkanının yaverlik makamına kadar gelebilmiş birtakım odakların bir terör örgütü liderinden dinî duyguyla, onu mehdi gördüğü için emir aldığı gerçeğini görüp, din duygusuyla insanların devlet sistemi içerisinde nasıl istismar edilebileceğini yaşayarak gördük.

Demek ki sosyal bir devlet ve hukuk devleti olmamız gerekiyor. Sosyal devletten kastımız, elbette, açları doyurmak, açıkları giydirmek. "Açları ve açıkları doyurarak sosyal devletin gereğini yerine getirdiğim için ben size Kağan oldum." diyen Bilge Kağan'ın Orhun Yazıtları'ndaki ifadesinden de Türk devlet geleneği referansını alır. Ama sosyal devlet, kentleşmeyle, modernleşmeyle sosyal devlet özelliğini daha farklı boyutlara taşımak durumundadır. Adalet ve Kalkınma Partisinin fakirin fukaranın yanında olmasına saygımız sonsuz ama bugün terör örgütü olarak karşımıza çıkan FETÖ'nün ışık evleri ve yurtlarından doğan bu boşluğun karşısında Kredi ve Yurtlar Kurumu acaba öğrenci barındırma konusunda ne kadar hazırlıklı? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığının bugünden itibaren 7/24 esasına göre çalışma mecburiyeti vardır. Bugün üniversite sınav sonuçları açıklandı. Sınav sonuçlarına göre okullarına yerleşen çocuklarımıza başarılar diliyoruz ama "Bu çocuk nerede kalacak?" kaygısına bugünden düşen anne babalara "Işık evleri kapandı, acaba yeni ampul evleri mi açılacak? Bunlardan kurtulduk, başkasının kucağına mı düşeceğiz?" kaygısını Türkiye Cumhuriyeti devleti vermemeli. Vatandaşla olan ilişkisinde devleti yönetenlerin "Ben hata yaptım." deme hakları varken, vatandaşın da hata yapabilme ihtimalini devlet hesaba katmalı.

Sosyal devletin ve hukuk devletinin bir başka hakikati de bugünlerde kapatılan üniversitelerdeki öğrencilerin durumuyla ilgili konu; 65 bin öğrenci, kapatılan 15 üniversite. Bu üniversitelerden 14 tanesinin Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında kurulduğunun altını çizmek istiyorum. 65 bin öğrencinin 15 bini yüksek lisans, doktora öğrencileri ve yabancı uyruklu öğrenciler; garantör üniversitelere aktarıldı, sorunları yok. 50 bin öğrencinin karşılaştığı problemin çözümüyle alakalı da Yükseköğretim Kurulunun samimi gayretlerinin olduğunu biliyoruz. Yükseköğretim Kuruluyla olan görüşmelerimizde, parti genel merkezimizin talimatlarıyla yaptığımız çalışmalarda samimi gayretlerine tanık olduk, görüşlerimizi ve çözüm noktasındaki önerilerimizi de en yüksek mevkide olan yöneticilerine ifade ettik.

Buradaki temel mesele, genel anlamda çözülmüş gözükse de çözülemeyen problem, öğrencilerin il değiştirme sorunudur. İzmir'den veyahut da Bursa'dan veyahut da Gaziantep'ten veyahut da okuduğu Adana'dan başka bir şehre ailenin çocuğunu gönderecek durumu yok. Bunlara çözüm üretilmek durumunda. Bunlara çözümün üretilmesiyle ilgili yasal, hukuki temelli mevzuatlardaki yerler konusunda yetkililere görüşlerimizi beyan ettik ve bu tür problemlerin toplumsal bir yaraya dönüşmemesi için özellikle, buralara çocuklarını gönderen ailelerin yüzde 80'den fazlasının FETÖ'yle ilişkisinin olmadığı gerçeğini de hesaba katarsak devlete yeni bir muhalif dalga ve mağdur kitlesinin sayısını artırmamalıyız. Bir de burada çalışan idari personel ve akademisyen var. FETÖ'yle münasebeti bulunan akademisyenlerin ve idari personelin derhâl ilişiğinin kesilmesi konusunda sonuna kadar taraftarız ama bu insanları devlet aklı hukuk temelli ayırt ederek istihdamları konusunda yeni mağdurları oluşturmaması hususunda gayret sarf etmek durumunda.

Türkiye'de sayın Cumhurbaşkanının tabiriyle bir kanserli metastaz durumu var. Bu kanser hücrelerini, evet, cerrahi müdahalelerle temizlersiniz ama daha sonrası için, bildiğimiz kadarıyla onkoloji, kemoterapi gibi tedaviler gerektirir. Bu tedaviler yapılırken canlı hücreler de zayıflar ve onlar da hastalıklara bir şekliyle, direncini güçlendirmediği için zayıf düşebilir. İşte geri kalan canlı hücrelerin tamamı, vücudu var eden toplumun dinamikleri ve onun siyasal uzantısı olan Türkiye'deki bu millî birlik ve beraberlik Yenikapı'da kendisini gösterdi, yeni bir anlayışla yol alınabileceğini ifade etti. Bu yeni anlayışın adının "yeni Türkiye" diye tırnak içerisinde propaganda malzemesi yapılmasına gerek yok. Türkiye ne zaman eskidi ki? Bugün biz Türkiye'nin dinamiklerine ve kuruluş felsefesine yeniden dönme ihtiyacı duyuyorsak biz "yeni Türkiye" ifadesiyle siyasal dil kullanmaya ihtiyaç duymayalım. Hiçbir zaman eskimeyen büyük Türk devleti ve büyük Türkiye ülküsüyle bir araya gelen toplumsal birliğin, ortak aklın sürdürülebilirliği konusunda bu iklimin devam etmesi önemli şarttır. Bu şartlar siyaseten mağdurların durumunu tespit edip geri çekilmekle ilgili değil, varsa bir müktesebatınız birikiminizle bunları önerebileceğiniz müesseseler olmalı. OHAL kapsamında birtakım uygulamalar yapan kurum ve kuruluşlar çözüm üretmeyle alakalı siyaset kurumunun fikrine başvurmak durumundadır. Eğer yöneten ve yönetilen arasında, devlet ile millet arasında Büyük Millet Meclisini muhatap kabul eder ve bu Meclis içerisindeki birikimi olan arkadaşlar problemler karşısındaki görüşlerini ifade etme imkânı bulursa yapılacak çalışmalarda inanıyoruz ki çok daha anlamlı, verimli sonuçlar çıkacaktır.

İşte, temel sorun öğrencilerimizin barınma sorunu, temel sorun bu kapsamda bu öğrencilerimizin yatay geçişle, dikey geçişle mağdur edilmeden problemlerinin çözümü sorunu. Biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu konuda ilgili birimlere gerekli görüşlerimizi ifade ediyoruz ve Hükûmetin, Hükûmete bağlı çalışan bürokrasinin bu konuda samimi adımlar atmasını bekliyor ve Genel Kurulu sevgi, saygılarımızla selamlıyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)