Konu:Ohal Mağdurlarına İlişkin Gündem Dışı Konuşması
Yasama Yılı:1
Birleşim:122
Tarih:03/08/2016


OHAL mağdurlarına ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişimi parlamenter demokrasimize karşı yapılmıştır. Bu darbe girişiminin sorumlularını, içerideki ve dışarıdaki destekçilerini lanetliyor ve hukuk çerçevesinde cezalandırılmalarını istiyoruz.

15 Temmuz akşamından bu yana halkımız tedirgindir. Küçücük çocuklar o gün "darbe" kelimesiyle karşılaştılar ve sabah uyandıklarında darbenin ne olduğunu merakla sordular. O gece bütün siyasi partiler darbe girişimine karşı çıktılar ve demokrasi konusunda ortak bir paydada birleştiler. Evet, darbeler yıkıcıdır, askerî ya da sivil darbeye her zaman karşıyız ancak darbe girişiminde bulunanları ve destek verenleri tespit etmek konusunda bu çalışmaların öfke ve ön yargıyla ya da sorumlu ile sorumlu olmayanlar ayrıştırılmadan, toplumsal tedirginlikler yaratarak gerçekleştirilmesi bazı kırılmalara da yol açabilir. Hatta, darbenin yıkıcı etkileri kadar kötü izler de bırakabilir. Darbe girişimi sonrasının nasıl yönetildiği gelecekte tarih açısından da, uluslararası ortamdaki algı açısından da önemli olacaktır. Öncelikle, halkımızın huzuru ve bireysel şahsiyetlerine zarar gelmemesi açısından sorumlu olanlar ile olmayanların ayrıştırılmasının bir kez daha önemini vurgulamak istiyorum.

Evet, şimdi size gerçek bir hikâye anlatacağım. Az önce dedim ki: Sorumlular ile sorumsuzların... (Gürültüler)

Sayın Başkan, gürültüyü biraz azaltabilir miyiz acaba?

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Karabıyık.

Sayın milletvekilleri, efendim, Sayın Karabıyık önemli bir konuda konuşuyor. Genel Kurulda bir uğultu hissediyorum. Lütfen hatibi dinleyelim efendim.

Buyurunuz Sayın Karabıyık.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, ben Bursa Milletvekiliyim, otuz dört yıldır Bursa'da yaşıyorum, yirmi yedi yıllık akademisyenim ve Bursa'da çevreyi ve süreçleri çok iyi biliyorum.

Şimdi, size gerçek bir hikâye anlatacağım. Bursa'daki vakıf üniversitesi, Orhangazi Üniversitesi açılmadan önce bir iftar yemeğine bütün üniversite çalışanları, Bursa'daki bütün sanayiciler, iş adamları, şahsiyetler çağrıldılar. Orada Vali de vardı, orada Büyükşehir Belediye Başkanı da vardı, orada Emniyet Müdürü de vardı, bütün üst düzey yöneticiler vardı ve üniversitenin maketi konuldu ekrana, dendi ki: "Burası bir yıl içerisinde bitecek, bütün iş dünyası buna destek versin." Yani pamuk eller cebe. Bunun gibi başka yerlere de destek istendi. Bu destekler bazen devletin üst kademe yöneticileri tarafından telefon edilerek, bazen de bizzat iş yeri ziyaretlerine gidilerek istendi.

Şunu söylemek istiyorum: Bu darbe girişimcilerine, FETÖ'ye, gerçekten FETÖ'ye bilerek destek veren kişiler de var ama zorunlu olarak vermek zorunda bırakılan kişiler de var ya da bilmeden devreye giren kişiler de var. Bakın, devletin üst kademesindekiler nasıl "Hata yaptık." diyorsa bilerek veya bilmeyerek hata yapabilen insanlar da var. Bunların çok iyi ayrıştırılması lazım.

BOTAŞ çalışanı, çocuğu hasta, ameliyat olacak. Devlet hastanesi çok uzun bir tarih vermiş. Onun için "Özel hastanelere herkes gidebiliyor." diyoruz ya o da gidiyor ama ameliyat olması için çok büyük bir maliyet çıkartıyorlar, diyorlar ki: "Şuraya, şu sendikaya eğer üye olursan yüzde 30 indirim." O da bilinçsiz olarak bunu yapıyor ve şimdi içeride hem de işsiz kaldı.

Öğretmenler, günlerce, birkaç sene boyunca işsiz kalıyor; yerleştirilemiyor, atanamıyor. Gidiyor bir özel dershaneye, daha sonra özel okula çevriliyor ve iş buluyor. Şimdi, "Neden orada öğretmendin?" diye kendisine soruluyor.

Sanayicilerin durumları öyle. Kimi bilerek kimi bilmeyerek... Bilerek yapanlar, destek verenler evet cezalandırılmalı ama diğerlerinin ayrıştırılması, bu mağduriyetlerin önlenmesi son derece önemli. Bu insanların çocukları, bakın, az önce anlattığım bir öğretmenin çocuğu ya da bir bankadan kredi kullanan bir vatandaşın çocuğu sokakta oynarken kendisine "Senin baban darbeci, seninle oynamayacağız." dedikleri zaman bu toplumsal bir kırılmadır. Evet, cezalandırılması gerektiğini ifade ediyoruz ama sorumluların. Bu sürecin öfkeyle değil, bu sürecin mantıklı bir şekilde yürütülmesini talep ediyoruz, bu mağdurların yaratılmamasını talep ediyoruz. Bu sürecin doğru yönetilmesi tarihe geçecektir. Bakın, uluslararası ortamlarda da şu anda algı yönetimi, olağanüstü hâl sürecinin iyi kullanılıp kullanılmadığı, kötüye kullanılması konusundaki eleştirileri de görüyorsunuz. Bu nedenle, olağanüstü hâl sürecinin nasıl yönetildiğinin bundan sonra da önemi olacak, bunun altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)