Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:121
Tarih:02/08/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MARKAR ESEYAN (İstanbul) - Aziz milletimiz, Saygıdeğer Başkan ve değerli milletvekilleri; HDP Grubunun vermiş olduğu öneri aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 15 Temmuz işgal ve darbe girişimi üzerine ben de birkaç söz söylemek istiyorum. Bu hain işgal ve çökertme girişimine karşı tüm kesimleriyle direnen halkımız için ne söylesek, aziz milletimize ne kadar övgüler düzsek az. Böyle bir milletin vekilleri olmak büyük bir gurur vesilesi. Bu vesileyle bir kez daha şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

15 Temmuz darbesi eğer muvaffak olsaydı şu an bu Meclis kapanmış, Anayasa askıya alınmış, bizlerle birlikte binlerce kişi meçhul yerlere götürülmüş veya Allah korusun can vermiş, ülkemiz de acılı bir yok oluşun eşiğine gelmiş olacaktı. Çok şükür, bu büyük tehlikeyi milletimiz sayesinde dayanışmayla atlattık. Halkımız, canı pahasına egemenliğini, yüce Meclisi korudu. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, muhalefet liderleri ve tüm partilerimiz dik duruşlarıyla işgale geçit vermedi. Öyle ki bugün, bu Meclis kendi olağan hizmetine ve görevlerine ne iyi ki devam ediyor.

Bu noktada, 15 Temmuz gecesi Meclise koşan, yüce Meclisi açık tutan, darbecilere ve dünyaya güçlü bir mesaj veren tüm milletvekillerimizi, tüm parti gruplarımızı Meclis Başkanımız İsmail Kahraman Beyefendi'nin şahsında bir kez daha tebrik etmek istiyorum.

Hepimiz kabul etmeliyiz ki siyaset dili ve yöntemi, 15 Temmuz öncesi, arzu edilen nezihliğe ve ortaklaşma kapasitesine sahip değildi. 15 Temmuzda halkımızın meydanlarda verdiği demokrasi dersi bu kürsüye, Gazi Meclisimize kalıcı biçimde yansımalı ve bu yönde üretken, nezih siyaset gelenek hâline gelmelidir. İktidar ve muhalefet birbirlerinin düşmanı değildir; birlikte çözüm üretmek üzere halkımız tarafından görevlendirilmiş, meşru, politik aktörlerdir. 15 Temmuz sonrasında yapabildiğimizi gösterdiğimiz nezaket ve iş birliğini neden 15 Temmuzdan önce gerçekleştiremediğimizi mutlaka sormamız gerekiyor. Bu soru hep aklımızda olmalıdır çünkü eski alışkanlıklara dönülürse bunun hesabını millet bizlerden soracaktır. Ben de Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın çağrısını yineliyor ve bu pazar Yenikapı'da Demokrasi ve Şehitleri Anma Mitingi'nde hep birlikte olmayı, dünyaya FETÖ ve tüm tehditlere karşı birlik ve beraberlik mesajı vermeyi diliyorum ve bunu çok önemsiyorum.

Araştırma önergesine gelince: Biliyorsunuz, tam da FETÖ ve ardındaki üst aklın çökertmeye çalıştığı siyasal sistemimiz ve bu Parlamento, son on beş yılda, özellikle dezavantajlı kesimler lehine birçok devrimsel reform yasasını gerçekleştirmiştir. Türkiye'de vesayet zihniyeti geriletilip halk iradesi merkezî işleve sahip oldukça, dezavantajlı kesimler yani eski zihniyetin haklarını kısıtladığı vatandaşlarımız hızla bu haklarına kavuşurken devletin halk için bir hizmet aygıtı olduğu zihniyeti de demokratik kültürümüze yerleşmiştir. Artık, millet, devlet için bir nesne değildir; devlet, millet için var olmakta, onun için, onun mutluluğu için çalışmakta ve çalışmaya da devam etmektedir. En azından bu yönde güçlü bir yönelim, aşama ve bir fikir devrimi, zihniyet devrimi gerçekleşmiş durumdadır.

Değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; düne kadar dili, dini, ırkı, mezhebi ve meşrebini, hatta ve hatta adını bile saklamak zorunda olan toplumsal kesimler özgürleşmiş, kamusal alandaki yerlerini almaya başlamışlardır. Bu, büyük bir demokratik kazanımdır. Bu değişimin Türkiye'yi sadece güçlendirdiği 15 Temmuzda ispat olmuştur; eski korku, tehdit tezleri ise tamamen çökmüştür. Eskiden örneğin, mesela, hem Ezidi hem Ermeni hem Kürt hem dindar hem Alevi ama aynı zamanda hem de vatandaş olamıyordunuz; yazılı kurallar, Anayasa bunu öngörmese de yazılı olmayan pratikler bu şekilde yerleşmişti, gerektiğinde de antidemokratik uygulamalar hukuk kılığına sokuluyordu. Vatandaşlık haklarını kullanmak için doğumumuzla getirdiğimiz özellikleri inkâr etmemiz, asimile olmamız istenirdi ya da eğer kimliğinizi korumak isterseniz o zaman da haklarınızdan vazgeçmeniz gerekirdi. Neredeyse tüm vatandaşlar hep birlikte Kafka'nın "Dava" romanının melankolik figürlerine dönüşmüştük. İnsanlar, birer "Bay K" gibi şeffaf olmayan devletten korkarak, ondan saklanarak, darbenin nereden geleceğini kestirmeye çalışarak yaşamak zorunda bırakılmışlardı. Oysa bugün, Türkiye'de alt kimlikler ve üst kimlikler birbirine alternatif olmaktan çıkmış, travmatik çelişki giderilmiştir.

Bugün, Gazi Meclisimizde benim gibi farklı kimlik ve dinlerden vekiller vardır. "Başörtülü, dindar vekiller" gibi ayrımlar anlamsızlaşmış, daha beş altı yıl önce bu çatı altında yaşanan tatsız olaylar artık tekrarlanması mümkün olmayan ayıplı hâller olarak kabul görmüştür. Bu sürece emek veren herkese teşekkür ederken başat aktörün Sayın Cumhurbaşkanımız ve AK PARTİ olduğunu da teslim etmek durumundayız. Bu gerçeği teslim etmenin 15 Temmuz ruhuyla çelişmediğini düşünüyorum, bilakis 15 Temmuzda meydanları her kesimden insanlar doldurduysa bu kararlılık son on beş yılın demokratik kazanımlarını koruma adına da ortaya çıkmıştır. Yine, bundan beş altı yıl önce, azınlık vakıflarının mallarına el koyan antidemokratik uygulamanın, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun reformdan geçirilmesiyle düzeltilmesine dönük sert itirazların bugün yeniden yaşanması da artık imkânsızdır. Ana muhalefet partisi CHP bugün bu tür konularda çok daha pozitif bir konuma yerleşmiştir, MHP de aynı konuda övgüyü hak etmektedir.

Öte yandan, etnik ve mezhepsel sorunlara araçsal yaklaşmaktan da imtina etmek gerekir. Çözülmesi gereken sorunları etnisite veya grup hakları konsepti üzerinden tartışmanın 19'uncu yüzyılda olduğu gibi meselenin amacını suistimal eden zaaflar yarattığı, Habermas dâhil ciddi siyaset felsefecilerinin tespitidir. Grup haklarının öne çıkarılması terör örgütlerinin ve suistimal odaklarının güçlenmesini sağlamakta, bölücü zihniyet bu etnik sorunları Truva atı gibi kullanmakta, demokratik talepler ambalajına saklayarak amaçları uğruna istismar etmektedir. Konu ve sorunlara eşit, demokratik vatandaşlık ve demokratik, katılımcı, çoğulcu hukuk devleti noktasından yaklaşmak bu açıdan büyük önem arz eder. Demokratik, çoğulcu bir devlet yapısını kurmanın, bu inşayı halkın talepleriyle gerçekleştirmenin bireysel ve grupsal talepleri de en sağlıklı şekilde karşıladığı görülmüştür. Bu çoğulcu, demokratik yaklaşım hem etnisite sorunlarının dış güçlerce suistimalini hem de sorunlu olan etnik kesimin hedef olmasını, toplumsal barışın zarar görmesini engeller.

Bir Ermeni Türkiye vatandaşı olarak benim sorunlarımın çözümü Türkiye'nin bir bütün olarak demokratikleşmesi ve güçlenmesinde yatar. Bu yaklaşım açısının benimsenmesi çok kritik ehemmiyet taşır. Rahmetli Hrant Dink de Ermenilerin veya bir başka kesimin mutluluğunun tüm ülkenin mutluluğunu sağlamaktan geçtiğini ifade ederdi.

Burada belki bazı sorular akla gelebilir. Bu bütüncül yaklaşım acaba sorunları ertelemenin, alt kimlikleri çoğunluk içinde eritmenin bir yöntemi midir, bir tuzak mıdır? Kesinlikle hayır. Tek millet, tek devlet, tek bayrak ve tek vatan şiarı alt kimliklerin reddiyesi değil, bilakis, 15 Temmuzda da ispatlandığı gibi hepimizin onurlu, hür ve müreffeh yaşamasının garantisidir.

Ezidiler de gerçekten tarihte ve son Suriye iç savaşında çok acılar çekmiş, bedel ödemiş köklü Mezopotamya topluluklarından birisidir. Nitekim, son yıllarda on binlerce Ezidi, DAİŞ vahşetinden kaçarak başka bir ülkeye değil, Türkiye'ye sığınmış; Türkiye, Ezidiler gibi ülkemize sığınan hiç kimsenin dinine, diline ve mezhebine bakmadan kucağını herkese şefkatle açmıştır. Ancak, kimse Ezidilerin Ezidi oldukları için Türkiye'de ayrımcılık gördüğünü de iddia etmemelidir. Biraz evvelki hatibin iddiaları eğer somutsa lütfen bunu bizlerle paylaşsın çünkü bizim pratiğimiz -Viranşehir'de olduğu gibi- bu konuda bunu reddetmektedir. Suriye iç savaşından kaynaklanan durumun vahameti, karmaşıklığı ve ağır tablosu nedeniyle oluşabilecek münferit aksaklıkları değerlendirmek, çözme iradesi göstermek ayrı, sistemin bir ayrımcılık yaptığını ifade etmek, sistematik bir ayrımcılık olduğunu ifade etmek çok ayrı şeylerdir. Sorunları politik fay hatları yaratmak adına araçsallaştırmak sadece sorun yaşayan kesimlere zarar verir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma önergesine AK PARTİ adına karşı olduğumuzu yenilerken 15 Temmuz şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyor, oluşan uzlaşma ortamını gözümüz gibi sakınmamız gerektiğini bir kez daha yineliyorum.

Aziz halkımızı, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)