Konu:Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:116
Tarih:20/07/2016


Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET DEMİRCAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 403 sıra sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu Tasarısı'nın geneli hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Birinci olarak, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 42'nci yıl dönümü vesilesiyle o gün bu kararı veren Büyük Millet Meclisinde görev yapan milletvekillerini ve o günün Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan'ı rahmetle anmayı bir görev biliyorum. Ayrıca, Kıbrıs zaferini bu millete kazandıran gazilere, hayatta olanlara uzun ömürler diliyorum, irtihal etmiş olanları ve şehitleri de rahmetle anıyorum.

Türkiye'nin Kıbrıs'ta yapmış olduğu Barış Harekâtı sayesindedir ki kırk iki yıldır Kıbrıs'ta kimsenin burnu kanamamaktadır. Bu da bölgedeki güçlü bir Türkiye'nin ne anlama geldiğini en güzel şekilde ifade eder.

İkinci olarak ve bugün için çok önemli olan 15 Temmuz 2016'da millet iradesine ve özgürlüğüne, anayasal düzene karşı yapılmış saldırıyı, bu saldırıyı yapan eşkıyaları, katilleri, birlikte bütün darbeleri lanetliyorum. Şehitlerimize rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Millî egemenliği yok etmeye yönelik işgal ve darbelere karşı anayasal düzeni korumak ve kollamak her vatandaşın hakkı ve görevidir. Milletimiz 15 Temmuz 2016 günü saldırıya uğrayan egemenliğini koruma hakkını kullanmış ve vazifesini layıkıyla yapmıştır. Bütün dünyaya da millî iradenin nasıl korunduğunun ve bunun nasıl yapıldığının da en güzel örneğini sunmuştur, ortaya bir onur abidesi inşa etmiştir. Milletimizin canını vererek hepimizin canını, milletimizin canını vererek ülkenin bağımsızlığını, millî egemenliğini koruduğu bir hadisedir. Milletimize en derin şükranlarımızı ve saygılarımızı sunuyorum. Şehitleri tekrar rahmetle anıyorum.

Dün Hacettepe Hastanemizdeki yaralılarımızı ziyaret ettik, gazilerimizi ziyaret ettik. İnanın her odaya girdiğimizde, her bir gazimizle karşılaştığımızda gözlerimizin dolmasını engelleyemedik. İşçi, memur, esnaf, insanımız, milletimizin ortalaması, o gün orada millet iradesine vuku bulan saldırıyı ve bu saldırıya karşı yapması gerekenin çağrısını duyduğunda harekete geçmiş ve millet iradesine tasallut eden o canilerin karşısına, katillerin karşısına dikilmiş; vücudunun parçalanması pahasına orada dimdik durmuş. Şimdi orada yarasının iyileşmesini beklerken "Yine olsa yine giderim, yine dururum karşılarında, yine vücudumu, canımı siper ederim." demeleri gerçekten çok büyük anlam ifade eder.

Onlar görevini yaptı, milletimiz görevini yaptı. Şimdi görev siyasete düşmektedir. Siyaset, sükûnetle, aklıselimle şapkasını önüne koymak zorundadır. Nedir bu? Ben geriye dönüp bakıyorum, 63 yaşındayım, 63 yıllık ömrüme 7 tane darbe ve darbe teşebbüsü girmiş, dâhil olmuş. 27 Mayıs, Aydemir ihtilali denemesi, 12 Mart -hatta 12 Martın bir de iki kademesi var, 9 Mart ve 12 Mart- 12 Eylül, 28 Şubat -o zaman hükûmetteydim, devlet bakanıydım- 27 Nisan ve şimdi yaşanan 15 Temmuz. Düşünmek zorundayız, nedir? Bu coğrafyada, bu ülkede bir şey yanlış demek ki, bir şey yanlış konuşlanmış ki burada ya darbe ya darbeci ürüyor.

On yıldan bile daha az zaman içerisinde peş peşe darbeler oluşuyor. Bunun bence 3 tane ana alanı var, en derininde yatan, zihniyettir. Millet egemenliğini kabullenemeyen, kendini milletten üstün gören, milleti yönlendirilecek, şekil verilecek bir kitle olarak algılayan zihniyetler -hangi taraftan olursa olsun, bunu kategorize etmiyorum ama anlayışı burada zikretmek istiyorum- onlar müsait bir ortam bulduklarında harekete geçiyorlar.

İkincisi ise sistemdir. Bu nasıl sistemdir ki Türkiye'de, milletin evladıyla, milletin verdiği paralarla, milletin vergileriyle oluşmuş Türk Silahlı Kuvvetlerini bir şekilde ele geçirip Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden millete şekil verme, milletin egemenliğine son verme hamlelerini yapıyor ve buna da sistem bir şekilde zemin hazırlıyor, izin veriyor. Burada sistemi sorgulamak zorundayız. Böyle bir sistemle Türkiye geleceğe kolay yürüyemez arkadaşlar. Sistem, 12 Eylülde bir şekilde ama ondan önce 27 Mayısta bir darbeci zihniyetiyle dizayn edildi, millet egemenliğinden uzaklaştırılmış alanlar oluşturuldu; bunlardan bir tanesi milletin gücü anlamına gelen ordumuzdur. Ordunun millet iradesiyle olan ilişkisinin sistem olarak çok sağlıklı, çok açık, çok etkili kurulma zorunluluğu vardır. Eğer böyle bir şekilde kuramazsanız neticede onu birileri ele geçirmek için harekete geçer ve ele geçirerek darbeler yapar; bugün Türkiye'de olan hadise biraz da budur.

Darbeleri yorumlarken, anlamaya çalışırken sadece iç şartlar noktasından da değerlendirmememiz lazım. Türkiye gibi önemli konumda bulunan, dünya coğrafyasının en önemli yerinde bulunan ülkelerde -ki ülkemizde- darbelerin bir de dış şartlarla ilgili yüzü vardır, yönü vardır. 60 darbesi de böyledir, 12 Eylül darbesi de böyledir, şimdi yapılmak istenen darbe de, darbe teşebbüsü de böyledir. Bunları da dikkate alarak şapkamızı önümüze koyup çok iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz. Elbette ki sıcak bir olayla karşı karşıyayız. Bu sıcak olayın bütün zararlarını önleyecek tedbirleri alacağız, suçlulara en ağır cezaları vermek zorundayız. Bu konu sadece iktidarın konusu da değildir, asla böyle bakmıyoruz çünkü darbe tümüyle millet egemenliğine dönüktür, millî bir konudur, bütün siyasi partilerimizi ilgilendirir. Darbe, Allah korusun, gerçekleşseydi hepimizi tek tek alıp toparlayacaklardı ve belki geçmiş darbelerde olanın çok daha ötesinde, biz varacağımız yere varmadan yollarda linç edilecektik, belki infaz edilecektik çünkü halkına ateş ettiren bir zihniyet, halkın üzerine tankı sürdüren bir zihniyet elbette ki halkın temsilcilerine karşı daha ağır davranacaktı. Bu unutulmamalıdır.

Şimdi, siyasete önemli görev düşmüştür. Bu sıcak etkilerinden elbette ki ülkeyi arındıracak çalışmaları yapmak zorundayız ama unutmayalım ki bir daha bu ülkede darbe yapmayı rüyasında görenleri kâbus görmüş şekilde uyanacak hâle getirmemiz lazım ve onun tedbirlerini almamız lazım. Bütün bu millet egemenliğine yapılan saldırıların faturası ülkemiz için pek çok alanda çok ağır olmuştur. Ülke her darbede yıllarca geriye itilmiştir. Şimdi, zihniyete dönük de elbette ki tedbirleri alıp Türkiye'nin önündeki bu darbeci anlayış engelini kaldırmamız lazım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; elbette ki milletin görevini yaptığı bu süreçte biz bu darbeyi milletin gücüyle engellemiş bulunuyoruz. Meclis üzerine düşeni yapmıştır. Tarihî bir dönemden geçilmektedir. Ben muhalefete de takdirlerimi sunuyorum, milletimiz iktidarıyla muhalefetiyle hadiseyi çok yakından izlemektedir. Meclis çalışmaktadır, bombalanmış olsa da Meclis çalışmaktadır. Bu, millet iradesinin ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir ve burada da Meclis bu milletin iradesini temsil ettiğini göstermiştir. Ayrıca, Meclise de âcizane takdirlerimi sunmayı görev biliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, Meclis kesintisiz çalışmalarını sürdürüyor. 403 sıra sayılı Kanun Tasarısı vesilesiyle burada grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Ülkenin gündemi neydi? Yatırımların önündeki engelleri kaldırmak, Türkiye'yi daha hızlı kalkındırmak, Türkiye'yi daha güçlü hâle getirmekti; çalışmalarımız bu minval üzerine devam ediyordu temmuz ayı başından itibaren. O çerçeveden bir kanundur, o cümleden bir kanundur.

Rekabette üstünlük sağlamak istiyoruz. Rekabette üstünlük sağlama hususunda nitelikli insan gücü elbette önemlidir. Nitelikli insan gücünü kendimizin yetiştirmesi fevkalade mühimdir ama insanlığın birikiminden de istifade etmek gerekir. İnsanlığın insan gücünden, bilgi gücünden, sermaye gücünden istifade ederek ülkemizi daha etkili bir şekilde kalkındırmamız lazım. Ülkemizdeki nitelikli insan gücünü değerlendirmek, uluslararası alandaki güçten en üst düzeyde yararlanmak için bir düzenleme yapıyoruz. Bu düzenlemenin gerekçelerinden biri budur.

Ulusal ve uluslararası mevzuata uygun ve ülkemizin ihtiyaçlarını öne alan iş gücü politikalarını belirlemek, çalışma izin ve muafiyetiyle ilgili hususlarda tek elden bunları takip etmek, beyin göçünü geriye çevirmek... Yıllarca şikâyet ettiğimiz bir husustur ülkemizden dışarıya beyin göçü. Bu vakıadır; olmuştur, olmaktadır da. Bunda sorumluluk elbette ki Türkiye'deki sistemin doğru düzenlenmeyişi üzerine de düşmektedir. Neden biz ülkemizdeki üstün yetenekli insanların eğitimiyle ilgili yeterli bir adım atamadık bugüne kadar? Atmak zorundayız ki yetenekli insanların bize üreteceği vizyon ve gelişme imkânı Türkiye'yi kalkındırmakta katkı sağlasın.

Bu alanda etkili çalışmalar yapmış ülkeler örnektir. Bunlardan bir tanesi Güney Kore'dir. Güney Kore daha 1980'lerde üstün yetenekli çocuklar için özel eğitim kurumlarını geliştirmiş ve onun meyvelerini bugün toplamaktadır. Biz ise maalesef 1980'lerde darbeyle uğraşıyorduk, hâlâ o darbe sürecinden çıkamıyoruz.

Bunun için lisans, ön lisans düzeyinde eğitim gören yabancı öğrencilere kısmi çalışma -ki buraya öğrenci çekmek için- ve doğrudan yatırımların artırılması için çalışma izinlerinin sınırlandırılmasında Bakanlar Kuruluna yetki vermek, kısacası, yatırım ortamının iyileştirilmesini sağlamak için bu kanunu getirmiş bulunuyoruz.

Kalkınan, gelişen, ekonomisi büyüyen Türkiye, refahı artan, gelir dağıtımında adaleti sağlayan bir Türkiye; bunu yapabilmek için, kaynaklarımızı da en iyi şekilde, en verimli şekilde kullanmak lazım. Elbette ki gönül ister ki Türkiye'nin kendi tasarrufları, Türkiye'nin kalkınması için gerekli yatırımları finanse etmeye yeterli olsun ama maalesef, ülkemizin tasarrufları, ülkemizin yatırımlarını karşılayacak finansman için yeterli olamıyor. Onun için, yabancı sermayenin de Türkiye'ye verimli bir şekilde getirilmesi ve bu konuda da varsa engellerin kaldırılması için bu çalışmayı yapıyoruz. İnsanlığın birikimi olan sadece sermaye değil, bilgi ve teknoloji birikiminin de ülkemizin istifadesine sunulması için, ülke menfaatlerini en iyi şekilde koruyan bir çalışmadır.

Değerli arkadaşlar, elbette sermaye, beyin göçü, vasıflı emek göçü her zaman olmuştur. Ülkemiz, 1960'lı yıllarda dışarıya emek göçü veren bir ülkeydi. Bizim ülkemizden insanlar, Almanya'ya çalışmak için gitmek durumunda kalıyorlardı. Bu 1980'li yıllarda, ülkemiz, bir ara, konak olarak kullanıldı; dışarıdan gelip ülkemizi kullanarak yine dışarıya, Avrupa'ya göçler başlamıştı. Şimdi ise ülkemiz, göçte hedef ülke hâlinde. Bunun iki nedeni var; bir taraftan tarihimiz ve coğrafyamız bize hem avantaj sunuyor hem de gerçekten zorluklar sunuyor, bunu ortaya koyuyor. Bunlardan bir tanesi, işte bölgemizde yaşanmakta olan çatışmalar ki bugün yaşadığımız 15 Temmuz darbesinin bu konuyla ilgili çok doğrudan ilgisi var çünkü küresel güçler, dünyaya şekil verme peşinde koşan güçler, Orta Doğu'yu yeniden şekillendirmenin peşindeler. Orta Doğu'yu yeniden şekillendirebilmek için, Orta Doğu'da bütün istikrarı altüst eden adımlar atıyorlar, yıkıcı unsurları harekete geçirdiler -DAEŞ de bunlardan bir tanesidir- işte, onunla devam ederek Türkiye'yi de böyle bir girdabın içine çekmeye çalıştılar ama Türkiye böyle bir girdabın içine sokulmadı basiretli, akıllı yönetimler sayesinde. Bu sefer içerideki iş birlikçilerini harekete geçirip Türkiye'yi istikrarsızlığa ve hatta -söylemekte zorlanıyorum- iç çatışmaya sürükleyecek adımlar attılar. Dün 15 Temmuzda yapılan ayaklanma, darbe girişimi sadece idareyi ele geçirme hareketi değildi arkadaşlar, Türkiye'yi böyle büyük bir kaosun içerisine çekme hamlesiydi, meseleyi de böyle düşünmek zorundayız. Onun için bölgede ülkemize yönelen göçlerin bir nedeni de bölgemize verilmek istenen yeni şeklin dayattığı zorunluluklardır, zorluklardır. Türkiye olarak millî birliğimizi zedelemeden bu konuda da gerekli tedbirleri almak zorundayız arkadaşlar.

Bir başka üzerinde düşünmemiz gereken ise... İnsan emeğinin aleyhine gelişen bir durum var. Maalesef, teknoloji, insanın hizmetini, insanın ihtiyaçlarını karşılama istikametinde sonuç doğurması gerekirken teknolojideki gelişme daha çok sermayenin lehine oluşmaktadır; sermaye, emeğin aleyhine güçlenmektedir, bunu da dikkate almak zorundayız. Bu, sadece bugünkü konjonktürel bir durum değildir, insan emeğini sermaye dediğimiz teknolojiyi kontrolünde, elinde bulunduran güçler teknolojiyle köşeye sıkıştırmaktadır. İnsan, emeğini ortaya koyarak rızkını temin etmeye çalışır; insan emeğinin aleyhine bir gelişimi de dikkate almak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, çevre ülkede yaşanan olayların etkisinden bahsettik. Yabancıların çalışma izinleriyle ilgili gelişmedeki trendi söylemek istiyorum burada. 2003 yılında 4817 sayılı Yasa'yla biz bu izinler hakkında bir kanun düzenlemesi yaptık. 2009 yılında yaklaşık 10 bin olan çalışan sayısı 2015'te 80 bine çıkmış durumda. Mevzuattaki yetersizlik nedeniyle yeni bir yasaya ihtiyaç doğdu. Bu kanunun bir diğer gerekçesi de budur.

Bu kanunda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, uluslararası iş gücü piyasasını oluşturma konusunda yetkili kılınıyor. Bakanlık bünyesinde Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü kuruluyor, ihdas ediliyor. İlgili kurumların katılımıyla Uluslararası İşgücü Politikaları Danışma Kurulu oluşturulmaktadır. Bu danışma kurulunda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başkanlığında, Avrupa Birliği Bakanlığı, Dışişleri, Ekonomi, Kalkınma, İçişleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı müsteşarları yılda en az bir kez bir araya toplanarak politikaları gözden geçireceklerdir.

Ayrıca, bu kanunla, uluslararası iş gücü politikasına uygun olarak ülkemiz ekonomisine ve istihdamına olumlu etkisi olabilecek, ülkemizin kalkınmasını destekleyen yatırımları yapacak, bilimsel ve teknolojik gelişmeye katkı sağlayacak, eğitim durumu, mesleki deneyimiyle AR-GE ve yenilikçilik alanlarında yetişmiş, stratejik önemi haiz herhangi bir alanda öne çıkmış nitelikli yabancı insan iş gücünün ülkemize kazandırılmasına yönelik "turkuaz kart" adı altında kolaylaştırılmış yeni bir çalışma izin sistemi getiriyoruz. Yani, hem insan sermayesini hem mali sermayeyi, teknolojiyi ülkemize kim getiriyorsa onlara bu konularda kolaylık sağlayacak mühim bir adımdır, bu adımı da atmış oluyoruz.

Ben bu kanunun ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)