Konu:Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hukukuna Göre Kurulmuş Olan Üniversitelerin Karşılıklı Tanınmasına Dair Milletlerarası Anlaşmaya Ek Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:115
Tarih:19/07/2016


Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hukukuna Göre Kurulmuş Olan Üniversitelerin Karşılıklı Tanınmasına Dair Milletlerarası Anlaşmaya Ek Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, zor günler geçiriyoruz, birlik olmamız lazım.

Daha önce de bazı konuşmalarımda... Aylarca geriye gittim, bugün birkaç tanesini dinledim, aşağı yukarı hep aynı konuşmaları yapmışım. Bugün Balkanlarla ilgili bir şey hazırlamıştım, biraz bilgi verecektim ama tabii, konu çok farklı, günümüze bağlayacağım.

Balkanlar "dağlık yer" anlamına gelir. Balkanlar Karadeniz ve Adriyatik Denizi arasındaki dağlık, engebeli sahaları oluşturur yani o bölgenin içerisinde. Bölgenin yüz ölçümü 550 bin kilometrekare, nüfusu 55 milyon civarındadır. Başlıca devletleri Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Karadağ ve Bosna-Hersek'tir. Türkiye Balkan Yarımadası'nda bir miktar toprağı olduğundan, Romanya, Hırvatistan, Slovenya, Macaristan ve Moldova ise tarihi bağlarından ötürü Balkan ülkesi sayılır.

Ama Balkanlara kötü ün veren, savaşlar ve katliamlardır, soykırımlardır. Tarih boyunca Avrupa'nın hiçbir bölgesi Balkan Yarımadası kadar saldırı, istila ve işgale uğramamıştır. Bölge Persler, Makedonyalılar, Arnavutlar, Romalılar, Bizanslılar, Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Sırplar, Türkler, Avusturyalılar ve daha birçok ulus tarafından uzun yıllar boyunca yönetildi. Balkanların yerli halkı olan topluluklar, kısa süreli dönemler hariç, tarih boyunca hep başka milletlerin idaresi altında yaşadılar.

Nitekim 14'üncü yüzyıl ortalarında Türklerin Rumeli'ye geçişi Balkanların tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Osmanlılar Balkan Yarımadası'na ayak bastıklarında bölgede kendilerine karşı koyabilecek ne güçlü bir siyasi birlik ne de güçlü bir devlet bulunmaktaydı. O dönem Balkanların en güçlü devleti olan Sırp Krallığı bile Osmanlıların askeri gücüne dayanamayarak 15'inci yüzyıl ortalarında çöktü.

Osmanlıların Trakya'ya ayak bastıktan sonra bölgede yavaş yavaş ilerlemeye başlaması, aralarında çeşitli dinî, siyasi, askeri ve benzeri sorunlar olan Balkan halklarının bütün bu sorunlarını bir kenara bırakıp yaklaşan Türk tehlikesine karşı birleşerek Haçlı Seferleri başlatmalarına neden olmuştur. Bu seferlere, Balkan devletleri dışında zaman zaman, bölgenin hamiliğini üstlenen Macar Krallığı doğrudan, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, İskoçya gibi Avrupa'nın çeşitli ülkeleri de bir miktar asker göndererek dolaylı yönden iştirak ettiler Türklere karşı. Haçlı orduları ve Osmanlılar arasında 14'üncü yüzyılın ortalarında Birinci Kosova Savaşı'yla başlayan bir hilal-haç savaşı, İkinci Kosova Savaşı'yla 15'inci yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir.

Bu anlatmış olduğum hilal ve haç arasındaki mücadelenin 14'üncü yüzyılda başlayarak yüzyıllarca devam ettikten sonra 11 Temmuz 1995 tarihinde, Srebrenitsa soykırımının yıl dönümünde Sırp ordularının Komutanı Ratko Miladiç'in "Müslüman Türklerden tarihin intikamını alıyoruz." sözleriyle Müslüman Türklere karşı kinini ve öfkesini göstermiştir.

Şimdi, bunu anlattım ki ufak bir hikâye anlatarak günümüze bağlayacağım. Daha önce de bundan bahsetmiştim size, Osmanlı-Rus savaşında, Bulgaristan'da bir şehir Rusların eline geçmek üzere. Osmanlı paşası da şehre gidiyor ve insanlara diyor ki: "Ruslar geliyor. Toplarımızı tepelere çıkarmamız lazım. Lütfen, katırlarınızı bize verin, yardım edin." Söylediği insanlar da Osmanlı'nın tabiiyetinde yaşayan Müslüman Türkler. Tabii, evin birine giriyor komutan, diyor ki: "Katırını ver.", "Benim katırımın ayağı sakat." diyor; öbürüne giriyor, "Benim katırım hasta." diyor; öbürüne gidiyor, "Benim katırım yok ki." diyor. Paşa bakıyor ki kimse katırını vermiyor, parayla satın alıyor, ancak 9 tane katır satın alabiliyor ve topları yukarıya çıkarmaya çalışıyor, 9 tane katırla ne kadar çıkarabiliyorsa. Rus ordusu geliyor, şehri zapt ediyor. Şehir meydanında bütün katırları topladığında 1.700 tane katır çıkıyor ahırlardan. Bütün herkesin evine el koyuyorlar, bütün herkesin karısına, kızına tecavüz ediyorlar ve böyle sonuçlanıyor bu hikâye.

İşte, bugün, arkadaşlar, bizim, katırları verme günümüz. Bugün, bu Mecliste, hiçbir parti ismi gözetmeksizin, hiçbir şeye bakmadan bizim birlik olmamız gerekiyor.

İşte, bu 15 Temmuzda yaşanan bu kalkışma girişimi akşamı olaylar başlar başlamaz Milliyetçi Hareket Partisinin lideri Sayın Devlet Bahçeli, Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Merkezine gelerek, bütün ışıkları da açtırarak, üstelik de Ankara'da çok önemli binaların ışıklarının söndüğü anda bütün ışıkları açtırarak, büyük bir riske girerek MHP Genel Merkezine gelmiştir ve arkasından bütün kurmaylarıyla, bizlerle beraber olayları izlemiştir. Arkasından, Ankara'da bulunan milletvekillerimiz Meclise gelmiştir ve ilk açıklamayı da Sayın Genel Başkan yapmıştır, Sayın Başbakanı arayarak "Böyle bir şey kabul edilemez, böyle bir şeye izin verilemez. Biz buradayız, milletimizin ve Hükûmetimizin arkasındayız." demiştir. Bu tarihî bir olaydır.

Bugün Sayın Başbakan Binali Bey ile Sayın Genel Başkanımızın görüşmesinden sonra, Binali Bey kendisine "Mesele memleketse gerisi teferruattır sözü bugün Sayın Bahçeli ve MHP'nin tavrıyla örnek bulmuştur." diyerek Sayın Genel Başkana teşekkür etmiştir. Biz de Sayın Başbakanımıza bu teşekküründen dolayı teşekkür ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Milliyetçi Hareket Partisinin bu duruşu ilkeli bir duruştur, konjonktürel bir duruş değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Milliyetçi Hareket Partisi, memleket meselesi ne zaman olduysa bu duruşun aynısını göstermiştir.

Ama, herkesten rica ediyorum, bu olay hiçbir partiye mal edilmesin. Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı ilk önce çıkmıştır, Başbakanı aramıştır ve bütün televizyon kanallarına bu haberi göndermiştir. Anlatılmayacak birçok olay olmuştur ama Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı ve Milliyetçi Hareket Partisi dimdik durmuştur ve bu kalkışma en azından şimdilik önlendiyse, bu tehlike atlatıldıysa büyük payı vardır. Ama, bizim hiçbir zaman "Şu anda bu olaylardan biz nasıl bir rant devşiririz, nasıl oyu bize doğru yönlendiririz?" veyahut da "Nasıl Milliyetçi Hareket Partisinin oylarını yükseltiriz?" gibi bir düşüncemiz yok. Hiç kimseden de böyle bir şey beklenmiyor, kimseden de olmasın.

Ama, çok dikkat etmemiz gereken bir şey var şu anda -artık cümleleri de çok dikkatli seçiyorum- 358 generalin 115'ine görevden el çektirildiği, tutuklandığı bir ortamda çok vahim bir durum var ortada. Eğer bu böyle ise bu çok vahim, böyle değilse bu daha da vahim. Şu anda güneydoğuda ve doğuda görev yapan üst düzey rütbeli komutan arkadaşlarımdan birkaç tanesiyle konuştum telefonda. O bölgedeki komutanların da ciddi bir bölümü alındı. Asker kışlaya çekildi, meydanın kime kaldığını hepimiz biliyoruz. Lütfen, rica ediyorum, çok dikkatli olalım. Başka bir tarafa yönlenirken başka bir şeyleri kaçırmayalım. Aylardır güneydoğuda ve doğuda büyük bir askerî üstünlüğümüz var terör örgütüne karşı, belini kırma noktasına geldik belki ama bu olaya kimse rehavete kapılmasın, tek bir tarafa da yönlendirmesin bizi. Şu anda acaba onlar ne yapıyorlar? Hükûmet yetkililerine sesleniyorum buradan bir kez daha. Halk sokaklara çıkmıştır, demokrasiye sahip çıkmıştır. Burada iki noktaya çok dikkat etmemiz lazım: Provokasyona çok açık bir ortam, lütfen bunun bir yolunu bulun. İki, doğuda ve güneydoğuda Türk bayraklarıyla sokağa çıkan insanlara da biraz dikkat edelim. Hepsi için söylemiyorum, belli bir bölümü... Acaba birileri prova yapmayı deneyebilir mi? Milliyetçi Hareket Partisi olarak uyarılarımızı lütfen dikkate alın.

Şu zaman eleştiri zamanı değildir, şu zaman katırlarımızı verme zamanıdır. Eksiklerimiz olabilir, fazlalıklarımız olabilir. Lütfen, kimse kimseyi de eleştirmesin, eleştiri hakkımız saklı kalsın. Çok büyük bir badireden geçiyoruz, tehlike henüz geçmedi. Avrupa'nın büyük televizyon kanalları ve büyük gazeteleri çok ağır şeyler yazıyorlar; kayıp gemilerden bahsediyorlar, başka bir şeylerden bahsediyorlar. Lütfen, çok dikkatli olalım, birlikte olalım, bir olalım ama bu işi de lütfen başka taraflara çekmeyelim.

Beni dinlediğiniz için de çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)