Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:113
Tarih:14/07/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) - Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, öncelikle bir konuya açıklık getirelim. Yaşanan süreç, PKK terör örgütünün şehirler üzerinde terör estirerek ayaklanma başlatma girişimiydi. Terör örgütü "Buralarda ortaya çıkan seçim sonucu bizim lehimize ve silahlı unsurlarımızı devreye koyarsak halk bizim yanımızda durur ve ayaklanmayı başlatırız." diye düşündü. Hesaplayamadıkları, terörle mücadele kararlılığı ve halkın tutumuydu. Halk, PKK terör örgütü ve türevlerinin oyununu bozdu, örgütle, türevleriyle arasına mesafe koydu, "Bizim sorunlarımız var, bunların çözülmesini istiyoruz ama teröre ve şiddete karşıyız." dedi, bir adım daha ileri giderek "Sorunlarımızın sivil siyaset yoluyla çözülmesini istiyoruz." dedi. "Biz her türlü kirli ilişkinin içinde olan, sokak ve şiddetin dışında hiçbir şey bilmeyen, halktan kopuk sol ve sosyalist anlayışa esir olmayacağız." dedi. Halkın bu tutumu ve kararı takdir edilecek bir tutum ve karardır. Bu nedenle terörle kuşatılmak istenen şehirlerde yaşayan halkımıza ne kadar teşekkür edilse azdır. Çünkü Kürtlerin bu tutumu sonunda terör örgütü ve türevleri kazmış oldukları kuyulara düştüler.

Değerli arkadaşlar, PKK terör örgütü bu kalkışma planını yaparken ülkedeki, ülke dışındaki kimi unsurlara da bel bağlamış. Örgüt elebaşıları "Bize bunların nisan ayında devrileceğini söylediler." diye açıklamalar yaptılar. Hepiniz hatırlarsınız, kaç kez "Şu tarihi bekleyin.", "Bu tarihte gidiyorlar.", "Şu tarihte yıkılıyorlar." diye açıklamalar yapıldı. Yani küresel odakların emrinde olan örgüt, şehirleri yakarken de bu unsurlardan talimat almış. Örgüte egemen olan ve kanla beslenen bu anlayışın, bu aklı kimden aldığı er geç ortaya çıkacak.

ZİYA PİR (Diyarbakır) - "Eset gidecek." derken siz kimden akıl almıştınız?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Beyefendi, bekleyin isterseniz, oldu mu, bekleyin siz.

BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım Sayın Pir, lütfen.

Sayın Boynukara, Genel Kurula hitap edin.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Süreci daha iyi anlamak için sizinle birkaç fotoğraf paylaşmak istiyorum. Şu fotoğrafa iyi bakın. "Üniversite gençliği YPS'ye katıldı." Aynı fotoğraf. Bunu örgüte yakın bir organ servis ediyor. Şu fotoğrafa iyi bakın. Bunlar çocuk, bunlar çocuk.

ZİYA PİR (Diyarbakır) - Ya, biliyoruz.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Çocuk, YPS... Kim bunları yüreklendirdi? Kim bunları örgütledi? Kim bunları ortaya çıkardı? Bu çocuklar kimin çocukları? Bunların içinde herhangi birimizin çocukları var mı? Yok. İşte karşımızda bu denli kirli, kanlı bir terör örgütü var? Siz adına ne derseniz deyin. Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramlara inanan hiç kimse bunlara "evet" diyemez. Mesele şu: PKK terör örgütü çocukların da eline silah tutuşturdu, şehirde terör estirdi ve ayaklanma planladı, kimileri de bunun PR'ını üstlendi. Bu nedenle dökülen her damla kandan sorumlu olanlar var. Bunlar er veya geç hesaplarını verecekler.

PKK silahı sadece güvenlik güçlerine karşı kullanmıyor, daha çok Kürtler üzerinde kontrol sağlamak için kullanıyor. "Zorun rolü" kavramını bilir misiniz? "Her evden 3 kişi istiyorum; 1'i mezara, 1'i cezaevine, 1'i dağa." diyen anlayışı biliyor musunuz? Bunlar kanlı terör örgütünün temel tezleridir. Bu sözlerin hedefiyse Kürtlerdir. Kısacası, Kürtlerin ve Türklerin ölümleri üzerinden küresel güçlere hizmet eden bir terör örgütü var karşımızda.

PKK terör örgütünün şehirlerde uygulamak istediği terör faaliyetleri yeni keşfedilmiş yöntemler değil. Bunlar Stalin, Mao ve IRA tarafından denendi, uygulandı. Örgüt elemanlarından birisi de bu uygulamaları bir araya getirip kitaplaştırdı; "Kıra Dayalı Şehir Gerillacılığı" kitabı. Merak edenler açıp okuyabilir. Hendek kazma, girilmez bölgeler oluşturma, evler arası geçiş, her evden bir anahtar alma, evleri tuzaklama, ev halkını rehin alma. Bunları detaylandırmak mümkün.

Değerli arkadaşlar, demokrasiden ve insan haklarından taviz vermek düşünülemez. Terörle mücadele kararlılığı ne kadar önemliyse sivillerin zarar görmemesi de o kadar önemli. Hükûmetimiz buna azami derecede dikkat ediyor. Bazıları travma çengeline asılmış durumda. PKK türevleri bunu sık sık gösteriyor. Kendi varlıklarının esiri olmuşlar. Küresel güçlerle iş tutmayı çözüm sanıyorlar, tarihten ve geçmişten ders almayı bilmiyorlar. Küresel güçlerin bu bölgede kaç örgütü kullanıp çöpe attığını hatırlamıyorlar. Evet, kurtarıcılardan kurtarma zamanı gelmiştir.

Bakın, PKK ve türevleri yeni bir putperest ideolojiye dönüşmüş durumda, kelimelere tapıyorlar. Örgüt birkaç kavramı servis ediyor ve kullanıyor; bakıyorsunuz, herkes aynı kelimeleri, cümleleri ve dili kullanıyor. Ürettiği asıl kavram ise "nefret." "Nefret" kavramı üzerinden çocuklardan katil üretiyor, bunun için ise yalan söylüyor. Ödünç acıları kullanıyor. Bu tutmadı, tutmaz. Bu oyunu kuranlar, parçası olanlar er veya geç yargılanacak. Bundan sonra terör örgütü ve türevleri Kürtleri malzeme olarak kullanamayacak, o defter kapanıyor.

Uluslararası kimi kurumlara atıflarda bulunuldu. Uluslararası kurumların nasıl karar aldığını, nasıl raporlar hazırladığını iyi bilen birisiyim. Onun için, atıfta bulunduğunuz metinlerin hazırlanma süreçlerini izlemenizi öneririm.

Bakın, çok sık kullanılıyor, çözüm süreci ve benzeri kavramlar. Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu meselenin silahın dışında bir yöntemle çözülmesinin mümkün olup olmadığını 9 ayrı kez denemiş, farklı partilerin iktidarda olduğu dönemlerde bunlar hayata geçirilmiş. Bunlar yanlış şeyler değil; "Başka bir yol mümkün mü?" diye aramak, arayışa girmek, insanların hayatını kurtarmak yanlış değil. Bunlar yapılmış; bugün de yapılmış; yarın da ihtiyaç olursa yapılabilir. Bunları bir problem olarak ortaya koymamak lazım, birbirimizin gözüne sokmamamız lazım; bize yakışan bu değil. Madem kan akıyor, madem insanlar ölüyor, madem bir sorun var, bunun farklı yöntemlerinin mümkün olup olmadığını konuşabileceğimiz alanlardan biri bu. Ama, ortaya çıkıp birbirimize parmak sallarsak, birbirimize ağza alınmayacak sözlerle konuşursak yapabileceğimiz hiçbir şey olmaz. Ne konuşuyorsak açık ve şeffaf olarak konuşmamız lazım.

Levent Bey'le biz Kolombiya'ya gittik. Kolombiya'da Devlet Başkanı süreci detaylıca anlattı bize. İrlanda uygulamasını biz defalarca dinledik. Güney Afrika'yı biliyoruz, Sri Lanka'yı biliyoruz. Türkiye'de çok sık kullanılan bir kavram var: "Bu konu Mecliste konuşulsun." deniliyor.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Tamam, işte, o yöntemler olsun diyoruz biz de. Kolombiya'da barış oldu, barış.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Hiçbirinde müzakere yok, silah bırakmadan hiçbirinde müzakere yok. Allah'tan korkun ya!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - "Bu konu Mecliste konuşulsun." deniliyor.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Saydığın resimlerin nedeni o süreçtir.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Bakın, bakın...

KAMİL AYDIN (Erzurum) - O sabileri dağa götürürken niye müdahale etmediniz? Neredeydiniz siz?

BAŞKAN - Sayın Aydın... Sayın Aydın, lütfen...

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Beyefendi, isterseniz konuşalım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Kolombiya'ya barış geldi, barış geldi.

BAŞKAN - Sayın Boynukara, siz devam edin.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - İzniniz varsa devam edebilir miyim Kamil Bey?

Bakın, bu süreçlerin hiçbirinde konu Meclislerde konuşularak çözülmemiştir; siyasal iktidarlar karar almıştır ve bunu gizli olarak yürütmüştür. Kolombiya'da bize sır görüşmelerden bahsedildi, sır; gizli değil, sır -Levent Bey burada, Mithat Bey gelir- sır görüşme. İktidarda olan parti karar veriyor ve bir adım atıyor. Bunlar ortalıkta konuşulmuyor. Bir noktaya, çözüme, anlaşmaya varıldığı zaman meclis gündemine getiriliyor.

Onun için, çözüm isteniyorsa örgütün silahları bırakıp ülke sınırları dışına çıkması lazım, küresel güçlerden aldığı talimatları terk etmesi lazım ve bu ülkeye, bu millete düşman olmaktan uzaklaşması lazım; nereye gidiyorsa gitsin. Çözüm odur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)