Konu:MHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:111
Tarih:12/07/2016


MHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; parti grubumuz adına Suriyelilere vatandaşlık verilmesiyle ilgili problemin daha kapsamlı bir şekilde tartışılması gerektiğini düşündüğümüz için vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii, konuşmamı önemseyerek hazırladığım için, Genel Kurula olan saygım gereği önemseyerek de konuşmak istiyorum. Buna uygun bir zemin oluşursa ben de çok mutlu olacağım sayın milletvekilleri.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, Genel Kurulu uyarır mısınız.

RUHİ ERSOY (Devamla) - İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun altında mülteci hakları alt komisyonu var. Ben de partim adına o Komisyonun bir üyesiyim. Türkiye'deki kampların, Suriyelilerin temel problemleriyle ilgili elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bu kapsamda Suriyelilerin sorunlarının araştırılmasıyla alakalı değişik siyasi partilerin verdiği araştırma önergelerinin de aleyhinde konuşmalar yaptım bu kürsüde. Ama bugün itibarıyla geldiğimiz nokta, bizim durduğumuz yeri bir kez daha hatırlatmayı gerekli gördüğü için bu önergeyi verdik.

Sayın Cumhurbaşkanının 2 Temmuzda Kilis'te yaptıkları konuşma...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, çok uğultu var Genel Kurulda, lütfen kendi aranızda konuşmayınız.

RUHİ ERSOY (Devamla) - ...ve Suriyelilere vatandaşlık verilmesiyle alakalı ifade konuya çok farklı bir boyut kazandırdı. Bu mesele ensar- muhacir muhabbetiyle gelen misafirlere ev sahipliği yapma, onları kucaklama, onlarla hemdert olma meselesini aşarak artık bir adım sonra ekmeği çok gönlü paylaşma, tapu senedine ortak olma ve demografik anlamda Türkiye'nin, Türk milletinin ve Türk devletinin geleceğiyle ilgili problemlerin daha ciddi boyutlarda tartışılması gerektiğini gösterdi. Bunun şakasının olmadığını ve ciddiyetini hatırlatmak için bugün Milliyetçi Hareket Partisi olarak burada bu sözü almış bulunuyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının nasıl alınacağı 5901 sayılı Vatandaşlık Kanunu içerisinde rahatlıkla ifade ediliyor ve bunu da Profesör Doktor Vahit Doğan kitaplaştırdı. Vatandaşlık hukukuna göre bakıp incelediğimizde, Sayın Cumhurbaşkanının akşamdan sabaha 3 milyon Suriyeliyi vatandaş yapamayacağını biliyoruz, böyle bir şey yok. Ama buradaki, Sayın Cumhurbaşkanının yapmış olduğu açıklama ve Hükûmetin yetkililerinin de bunu âdeta canhıraş bir şekilde destekliyor olması Türkiye'de bir kafa karışıklığına sebebiyet verdi. Düne kadar hoşgörüyle, sevgiyle Suriyelilere yardımcı olmaya çalışan vatandaşlarımız, bunlar bir gün yurtlarına geri dönecek, Suriye'deki problemler bitecek düşüncesindeyken "3 milyon insan -kendi sokağında gördüğü demografik yapıyla- bu ülkenin vatandaşı olursa ben ne yapacağım?" sorularını sormaya başladı. Bu, ciddi anlamda Hükûmetin kendi eliyle hatta Sayın Cumhurbaşkanının katkılarıyla bir Suriye karşıtlığına dönüşen, Suriyeli karşıtlığına dönüşen bir hâl alabilme riskine sahiptir, bunu bir hatırlatmak istiyoruz. Buradaki süreci, eğer, siyaseti gündem belirlemek olarak görür ve "Benim söylediğim fikirler tartışılsın, gündem değişsin." düşüncesiyle söylenmiş olsa bile -ki bunu bazen Sayın Cumhurbaşkanı yapar- bu çok tehlikeli bir şeydir; bu, gündem değiştirmek için yapılacak bir iş değildir. Öte taraftan, bu, aynı zamanda gündem dışı bu konularla ilgili zemini olmayan, geçerliliği olmayan bir durumdur.

Şimdi, biz, aramızda bulunanlara -az önce sayın bakan da ifade etti- misafir mi diyoruz, mülteci mi diyoruz, sığınmacı mı diyoruz, göçmen mi diyoruz? Bir kere buradaki kavramlara çok iyi bakmamız lazım, mülteci ile göçmen kavramları birbirinden farklıdır. Bu insanlar daha mülteci haklarını ellerine almış değillerdir; mültecinin bile daha alt kategorisinde, geçici sığınma statüsünde bulunan misafirlerdir, mülteci bile değillerdir. Uluslararası hukukta ve bizim 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'ndaki aşama, değişik vesilelerle çok ciddi kontrolden geçirilerek yapılacak uygulamalardan sonra ancak mümkündür.

Burada, nitelikli ve vasıflı birtakım Suriyelilerin ülkemizde kalmasıyla alakalı uygulamalar var; evet, doğru, ama mevcut yasalar buna uygun; vatandaş yapmaya gerek olmadan bu vasıflı insanları muhafaza edebiliyoruz, kalabiliyorlar. Bunları da toparladığımızda sayıları çok sınırlı. Bu sınırlı sayıda, vatandaşlık haklarını vererek Türkiye'de katma değer üretecek insanları tutabilmek adına Türkiye'deki bu kaos ortamını oluşturabilecek zemini oluşturmaya hakkımız yok.

Biliyorum, Komisyona da geldi, turkuaz kart uygulamasıyla Amerika'nın green kartı gibi, birtakım uzun süreli çalışma haklarının verilmesi vesaire gibi konular bir entegrasyon gerektirebilir, ama biz, öncelikli olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak diyoruz ki Suriye'nin geleceği konusunda dış politikada aktif olun ve Suriye'nin geleceğini kurguladıktan sonra...

Burada, biz, Komisyon olarak gezdiğimiz kamplarda şunu gördük: Bu insanlar bir an önce memleketlerine dönmek istiyorlar. Bu insanların memleketlerine dönecekleri bir zemini oluşturmak için, Suriye'nin geleceği konusunda önemli dış politik hamlelerimiz gerekmekte. Bunu yapmadan, "3 milyona yakın insanı Türkiye'ye vatandaş yapacağız." gibi söylemler çok riskli, tehlikeli ve gelecek açısından da büyük problemler barındırmaktadır.

Bakın, bu konuda bilim insanları neler söylüyor? Özellikle bizim komisyonlarda da dinlediğimiz, Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezinin Başkanı Doçent Doktor Murat Erdoğan Bey bu açıklamadan sonra analizleri vermiş. Suriyelilere baktığımızda, buradaki durumun hemen akşamdan sabaha mümkün olmadığını... Verilerle beraber Türkiye'de hoca şöyle diyor: "Yüzde 45'in üzerinde okuryazar olmayan bir kitleden söz ediyorsunuz. 'Benim işim, mesleğim var.' diyenlerin oranı ise sadece 3,9. Türkiye'de yüzde 10'un üzerinde işsizlik var, insanların mesleği yok. 3,2 milyon insan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı iş bulabilmek için başvuru sırasında iş bekliyor. Bu kadar vasıfsız insanın alayını birden siz 'Vatandaşlık bünyesi içerisinde alacağız.' diye tartışmaya kalkarsanız bir emekçi, bir zanaatkâr, bir esnaf kendisiyle aynı haklara sahip olma noktasını gördüğünde bu, Suriye karşıtlığı, geçici statülü misafirlerimizle evimizin tapu senedinin ortaklığı gibi algılanır ve Türkiye'de ciddi anlamda sosyal sorunlara sebebiyet verebilir. Kabul ediyorum, bir Beyşehir'deki veya bir başka memleketteki bazı bölgesel olaylar genele yansımamalıdır. Biz bunları görerek bir Suriyeli karşıtlığına kesinlikle müsaade edilmesi taraftarı değiliz ama bu öz güven bir adım sonra, beraberinde çok daha farklı problemler yumağını bize getirecektir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin hülasa öncelikleri arasında yapacağı iş: 1'inci derecede, Suriye'nin geleceğinin kurgulanması var.

2'nci mesele: Bu konuda "Efendim, biz Almanya'ya gidiyoruz, Alman vatandaşı oluyoruz; Amerika'ya gidiyoruz, Amerikan vatandaşı oluyoruz; onlar da gelmiş, çok mu?" Arkadaşlar, "göçmen" statüsüyle daha iyi bir yaşam için, karşılığında davetiyeyle Almanya'ya gitmiş olan gurbetçi ile savaştan kaçıp canını kurtarmak için malını mülkünü orada bırakan insanların statülerini aynı görüp aynı mantıkla hareket edemezsiniz; bu, en ufak ifadeyle, bir anakronizmdir, tarihî hadiseleri yer değiştirmektir. Siz, Yesevi ocağının Alperenlerinin coğrafyayı vatanlaştırmak için Anadolu'ya gelişleri ile bugünkü Suriyelilerin gelişlerini de birbirine karıştıramazsınız; bunlar çok farklı kavramlardır, bu hatayı yapmayalım. Bu topraklardaki hoşgörüyü hoşgörüsüzlüğe dönüştürebilecek bu tür siyasal hatalar, bu tür söylemler ciddi anlamda problemler yumağını meydana getirir. Unutmayalım ki, Osmanlı Devleti'nin son döneminde Anadolu'ya yapılan göçler ile Suriyeli mülteciler birbiriyle özdeş değil ve mukayese edilemez. İmparatorluk dağılırken gelenler tabiiyet değiştirmediler, vatandaşı oldukları devlette sadece yer değiştirdiler, zihinlerinde ayrı bir aidiyetleri yoktu. Geride mensubiyet hissettikleri etnik kimlikleriyle özdeş devlet yapıları bulunmayan muhacirlerin hepsi, Türkçe ve Müslümanlık etrafında, bu coğrafyada Müslüman Türk oldu. Etnik kimlikleriyle bağlantılı yeni devletlerin kuruluşuna sonradan şahit olanlar da bildikleri düzeni meçhul geleceğe tercih ettiler.

Mültecilerle ilgili çok ciddi bir mesele de devletin kafasının vatandaşlık için ne talep etmesi gerektiği hususunda karışık olmasıdır. Bakın, burada bir devlet politikası gerekiyor arkadaşlar. Şimdi, bu devlet politikası Hatay'ı devlet aklıyla 1939'da Türkiye'ye ilhak etti ama bugün Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis hattına baktığımızda yaşayan Suriyeli sayısı bölge nüfusunun yüzde 25'i. Bölgede yüzde 25 bir demografik tehdit mi yoksa misafir mi var? Hatay'ın geleceği konusunda vatandaşlık hukuku söz konusu olursa biz gelecekte nasıl bir riski almış oluyoruz? Kilis ve Gaziantep'teki bu demografik değişimleri entegre edebilecek bir hâlimiz var mı yoksa bir devlet aklıyla kalacaklarsa da bunlara stratejik bir eylem planı düşünebiliyor muyuz? Lütfen bu konuda Hükûmet, yetkililer kafasını netleştirsinler.

Milletin adını telaffuz edemez hâle gelen Hükûmet, samimiyetle aidiyet değiştirmek isteyenlere bir yol haritası çizebilir mi sizce? Hangi aidiyetler üzerinden vatandaşlık hukukunu tanımlayacaksınız? Siz Türk milleti olamazsanız, vatandaşlık dağıtılanlara da hep "Suriyeli", "Iraklı" ve benzeri ifadeler kullanırsınız, isteseler de kalacakları kimlikleri bulamazlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RUHİ ERSOY (Devamla) - Dolayısıyla, bu süreci olduğundan fazla önemsiyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatandaşlık hukuku çerçevesinde Suriyelilere vatandaşlık verilmesi gündemiyle bir komisyonun kurulması, bu konuda çalışma yapan akademisyenler başta olmak üzere siyasi partilerin yetkilileriyle devlete, Hükûmete, siyasi iradeye sağlıklı veriler üretmeyi istiyoruz, talep ediyoruz. Bu konudaki, kapsamdaki önergemize de yüce Meclisimizden destekler bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)