Konu:Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:110
Tarih:30/06/2016


Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Hayırlı akşamlar cümleten.

Değerli arkadaşlar, yasama-yürütme-yargı kuvvetler ayrılığı, demokrasi, parlamenter sistem ve yönetim erki açısından insanlığın gelmiş olduğu ortak akılla yönetim şeklinin bir ifadesi ve tezahürü. Bugün Türkiye'de tartışılan temel problem, bu erklerin kuvvetler birliğine dönüştürülerek bir sorun yaşanmasıyla ilgili örneklerden hareketle tehlikeler dile getiriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş referansları ve köklerine baktığımızda, devletin kurucu iradesinin, özellikle Yargıtayı ilk önce Ankara'ya getirmeyerek, Ankara'da tutmayarak Sivas'ta kurumsallaştırdığını, uzun süre Sivas'ta kaldıktan sonra kademe kademe, önce Eskişehir'e, daha sonra Ankara'ya getirdiğini bir hatırlatmak istiyorum. Sebebi: Rahmetli Mustafa Kemal tarafından, siyasi kararların, devletin otoritesini temsil eden makamların yargıya ve yargı kararlarını verecek olanlara uzak olması gerekçesiyle Sivas ve aşamalı olarak Eskişehir, daha sonra Ankara yapıldığı bilgisini bugünlerde ifade etmek galiba çok manidar olur diye düşünüyorum.

Buradan hareketle, referansını manevi güçlerden ve inançtan alan ama uygulamasını seküler yaşamda hukuktan alan bir anlayış hâkim devlet aklında. Manevi anlamda baktığımızda temel kaynağımızın Kur'an-ı Kerim olduğunu görüyoruz. Orada Cenab-ı Hak Nisa Suresi 135'inci ayette "Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana babanız ve yakın akrabanız aleyhinde de olsa yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira, zengin de olsa, fakir de olsa Allah ikisine de... Nefisinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer şahitlik ederken dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır." ifadeleriyle temel referans kaynağımızda adil olmayı, adaletli olmayı vurguluyor.

Türk-İslam medeniyetinin temel eserlerinden Kutadgu Bilig'de Yusuf Has Hacib, devlet adamlarına nasihat bölümü ve temel anlayışı ifade ederken "Tanrı seni doğruluk için bu mevkiye getirdi, haydi doğru ol ve doğruluk ile yaşat. Ey kanun yapan, iyi kanun koy; kötü kanun yapan kimse, daha hayattayken ölmüş demektir. Beylik çok iyi bir şeydir fakat daha iyi olan kanundur ve onu doğru tatbik etmek ve edebilmektir. Bey ne kadar doğru olur ve iyi hareket ederse halk için o kadar mesut bir devir ve hayat başlar. İster oğlum, ister yakınım veya hısmım olsun; ister yolcu, geçici, ister misafir olsun; kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir, hüküm verirken hiçbiri benim için ayırt etmez." diyor. İşte bu kaynaklar üzerinden yol yürümenin bir sırat-ı müstakim olduğunu ifade ediyoruz.

Türk kültürünün temel kaynaklarını, İslam ahlakının temel kaynaklarını argüman geliştirmek için, siyaseten, siyaset sahnesinde, seçim meydanlarında veyahut da mitinglerde birbirimize propaganda yaparken değil, bu kaynaklardaki ahlak anlayışını önce kendi nefsimize, sonra hâkim olduğumuz alanlara sindirebilmek temel şiar olmalıdır anlayışındayız. Ama referanslar bu olsa da bireysel ahlak anlamındaki ahlak anlayışına dönüşmesi, bunun bir sosyal ahlak nizamına dönüşmesi fakat dini bu manada siyasete alet etmeden, yönetim anlayışının dünyevi olduğu gerçeğini, seküler olduğu gerçeğini de unutmadan; on dört yıllık iktidarda, tecrübeyle yaşamış olan arkadaşların, iktidarı, muhalefetiyle beraber, bu ince çizgiyle beraber bu konulara yaklaşması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu, üzerinde tartıştığımız Danıştay Kanunu'nun memleketimiz için, milletimiz için temel ahlak ilkelerine uygun, adil bir yönetim anlayışına vesile olmasını diliyoruz. Ne kadar vesile olur bilemiyoruz, onu yaşayarak göreceğiz tabii. Ama ne olur dilimiz başka, kalbimiz başka olmasın.

Saygılar sunuyorum. Hayırlı iftarlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)