Konu:Hdp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:110
Tarih:30/06/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım.

2 Temmuz 1993 Sivas katliamının yıl dönümüne yaklaşırken insanlık tarihine bir utanç olarak geçen bu katliamda kaybettiğimiz canlarımızı buradan bir kez daha anıyorum.

Sivas katliamı, hakların, inançların, kültürlerin beşiği sayılan Anadolu ve Mezopotamya topraklarında dinmeyen acıların sadece birisidir. Aradan geçen yirmi üç yıla rağmen Alevi toplumunun acısı dinmedi, yüreklere düşen ateş sönmedi. Peki, neden? Yirmi üç yıl pek çok acıyı dindirebilir ama Alevi toplumunun acısı ilk günkü kadar hâlâ derin ve yakıcıdır.

Değerli milletvekilleri, biliyoruz ki bu katliamla yüzleşilmedikçe, adalet yerini bulmadıkça aradan değil yirmi üç yıl, yüz yıllar da geçse bu yaralar kapanmayacak durumdadır. 2 Temmuz 1993 nasıl gerçekleşti ve bu katliama zemin hazırlayanlar, politikalar neler? İnançsal ve etnik farklılıkların hoş görüldüğü, halkların kardeşçe bir arada yaşadığı kültürel bir mozaik olan Anadolu toprakları, egemenlerin tekçi ve asimilasyoncu politikalarıyla nasıl da halkların mezarlığına dönüştü? Bu katliamın aydınlatılması için yetkililer üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirdiler mi? Bu soruların cevabını ne yazık ki biliyoruz, hiçbir yetkili üzerine düşen görevi tam anlamıyla yerine getiremedi ya da getirmek istemedi.

Öncelikle 2 Temmuz 1993 tarihinde olanları kısaca hatırlatarak başlamak istiyorum. Pir Sultan Abdal Derneği tarafından ilk 1989 tarihinde düzenlenen "Pir Sultan Abdal'ı Anma Etkinlikleri"nin 4'üncüsü aydınların, sanatçıların, yazarların, şairlerin, gazetecilerin, Alevi inanç temsilcilerinin, demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla 1 ile 4 Temmuz arasında planlanmıştı. Bir yandan Sivas'ta Pir Sultan Abdal etkinliklerinin hazırlıkları devam ederken diğer yandan kentin yerel basını yoluyla Alevilerin yapacağı etkinlik İslamiyet düşmanlığı olarak servis edilmekteydi. Sivas sokaklarında "Uyuma, gerekli cevabı ver." çağrıları yapılmakta ve katliamcılar tarafından hazırlanmış cihat çağrılı bildiriler dağıtılmaktaydı. Camilerde bu konuda duyurular yapılarak adım adım katliam planı organize edilmekteydi. Sivas'a şehir dışından hiç olmadığı kadar insan organize edilerek getirilmişti.

2 Temmuz günü cuma namazının ardından katliamı sistematik olarak organize eden bu karanlık zihniyet, binlerce kişiyle "Sivas size mezar olacak.", "Şeriat gelecek, zulüm bitecek." ve bunun gibi sloganlar atarak ilk önce Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından yaptırılan Halk Ozanları Heykeli'ne saldırı yapıldı. Ortalığı yıkarak hareket eden bu gruba müdahale eden herhangi bir kolluk teşkilatı ve gücü bulunmamaktaydı maalesef. Daha sonra etkinliklerin yapıldığı kongre merkezine doğru harekete geçen bu grup saldırılarına burada da devam etti. Giderek artan saldırganlar kongre merkezinden ayrılarak aralarında aydınların, sanatçıların, yazarların kaldığı Madımak Oteli'ne doğru yürüyüşe geçti.

Valinin katliam sonrası İçişleri Bakanına gönderdiği rapora göre saldırganların sayısı her saat artmıştı. Yine aynı rapora göre akşam saat 18.00'de Madımak Oteli'nin önünde o ana kadar hiçbir aşamada dağıtılmamış 15 bin kişi vardı. Otel önündeki araçlar ve sürüklenen heykel ateşe verilmiş, otelin camları kırılmıştı. Bu sırada Madımak Oteli'nde Hükûmet yetkilileri arandı. Kendilerine verilen yanıtta "Merak etmeyin, gerekli tedbirler alındı." dendi. Madımak Oteli'nin önünde çekim yapan İhlas Haber Ajansının görüntülerinde otelin etrafını kuşatanların sloganları yanında sözleri de duyulmuştu. Biri otelin birinci katına çıkan saldırgana "Lan, yakın buraları!" diyerek seslenirken, bir diğeri ise ilk alevin görünmesiyle "Cehennem ateşi işte!" diye seslenmişti. Toplamda geçen sekiz saate rağmen tüm insanlığın gözleri önünde 33 can alevler içerisinde maalesef diri diri yakıldı.

Değerli milletvekilleri, katliam sonrasında devlet yetkililerinin akıllara ziyan açıklamaları da Alevi toplumunun hafızalarından silinmemiştir, silinemeyecektir. Birkaç örnekle hafızalarımızı tazelemek istiyorum. Katliamdan hemen sonra dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel "Güvenlik güçleri ile halkı karşı karşıya getirmeyin. Yaşananlar münferittir. Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi." diye açıklama yapmıştır. 33 insanın diri diri yakılması karşısında yapılan açıklamaya bakar mısınız. Yine, katliam sırasında iktidarda olan DYP-SHP koalisyonunun Başbakanı Tansu Çiller "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir." ifadelerini kullanmıştır. Dönemin İçişleri Bakanı Doğru Yol Partili Mehmet Gazioğlu ise "Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir." söylemleri hafızalardan silinmeyecek bir durum olarak ortaya çıkmıştır. Yine, dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan Sivas katliamı sanıklarını cezaevinde ziyaret etmiştir.

Değerli milletvekilleri, peki organize bir biçimde karanlık güçleri de arkasına alan bu katliamın davasında neler oldu, biraz da bundan bahsetmek isterim. Polis kayıtlarına göre 15 bin kişinin katıldığı olaylarda sadece 128 sanık yakalandı. Bu sanıklar da maalesef hep korundu. Ankara 1 No.lu DGM ilk kararında 26 sanığa adam öldürme suçunu işledikleri savıyla TCK'nın 456'ncı maddesi gereğince ceza vermiş, daha sonra da bu cezaları TCK'nın 65/3 maddeleriyle on beş yıla kadar indirmiştir. 37 sanık hakkında beraat kararı verilmiş, 60 sanık ise Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na aykırı davrandıkları savıyla cezalandırılmıştır.

Henüz Türk Ceza Kanunu değişmeden 19/11/2004 tarihinde TCK'nın 146/3 maddesinden hükümlü olan sanıklar, bu maddenin yeni yasa karşılığı olmadığı gerekçesiyle tahliye edilmiştir. Savcılık, daha sonra yanlış yaptığını söyleyerek tahliyelerin geri alınmasını mahkemeden talep etmiştir ama sanıklar çoktan kaçmışlardı bile. Haklarında ağır cezalar alan sanıkların yakalanması için en ufak bir çaba harcanmadı. Tesadüfen yakalanan İhsan Erçakmak, duruşmada 1997 yılında askere gittiğini, 1999 yılında Altınyayla Belediyesinde nikâh yaptığını ve çocuğunu nüfusa kayıt ettirdiğini, ayrıca sigortalı işte çalıştığını belirtmiştir. Bu söz konusu şahıs aranıyordu tüm Türkiye genelinde. Katliamın en önemli sanıklarından Cafer Erçakmak'ın Fransa'da ikamet ettiği mahkemeye resmî belgelerle sunulmasına rağmen Fransa'dan getirilemedi. İki yıl sonra bu sanığın öldüğü ve Sivas mezarlığına gömüldüğü belirlendi. Ölü olarak mı geldi yoksa Sivas'ta mı öldü bilinmiyor, hâlâ bir bilgi maalesef ulaştırılamadı tarafımıza. Bu davayla ilgili olarak 15 kişi aranmakta, birçoğunun hangi ülkelerde ikamet ettiği tarafımızdan belirlenmesine rağmen maalesef yetkili makamlar tarafından bir türlü talep edilmedi.

Sonunda hukuksuzluklarla dolu dava zaman aşımına uğramış, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından "Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun." ifadeleriyle karşılanarak başta katledilenlerin yakınları, Alevi yurttaşlar ve tüm demokratik kamuoyu tarafından bu durum tepkiyle karşılanmıştır.

Zaman aşımı kararından sonra Madımak'ta katledilenlerin aileleri, Ağustos 2014'te Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptı. Anayasa Mahkemesinin davanın tekrar görüşüleceğini duyurmasından sonra avukatların yaptığı araştırma sonucu Madımak katliamı davasında kimi sanıkların -ki bu sanıklar da ölüm cezasına çarptırılan sanıklar- avukatlığını yapmış olan Celal Mümtaz Akıncı Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanıyor. Bakın, değerli milletvekilleri, bu ülkede başka hukukçu kalmadı mı ki Sivas katliamı davası sanığının avukatlığını yapan bir hukukçu Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanmış oluyor Meclis vasıtasıyla? Bu kabul edilecek bir durum değil ve vicdanları da son derece yaralayan bir durumdur. Anayasa Mahkemesinde üye sıfatı taşıyan bu yargıcın Sivas katliamı davasında karar verici bir noktada olması Aleviler için ciddi bir problemdir. Karar veren yargıçlar arasında eski bir sanık avukatın olması hukuka ve adalet anlayışına gölge düşürmektedir. Aleviler olarak bu kararı üzüntü ve kaygıyla karşıladığımızı belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, aradan yirmi üç yıl geçmesine rağmen bahsettiğim nedenler dâhil olmak üzere hâlâ gerçek adalet sağlanamadı. Katliam sanıkları avukatların birçoğu bugün devlet makamlarında yetkili konumdalar. Alevi inancına mensup insanlarımızdan özür dilenmedi. Bu katliamlarla yüzleşilmedikçe aradan yüzyıllar geçse de açılmış olan yaralar kapanmayacaktır.

Sivas katliamı davası özelinde yetkililerin de yer aldığı ve bu katliama ortak olduğu, insanlığa karşı suç olarak tüm dünyada kabul gören bu tür katliamların tüm boyutlarıyla aydınlatılması amacıyla Meclisin bir an önce harekete geçmesi artık tarihsel bir sorumluluk olarak ortada durmaktadır. Sivas davası zaman aşımına uğrayamaz çünkü Sivas'ın insanlık suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)