Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:109
Tarih:29/06/2016


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Arkadaşlar, henüz daha 41 kişinin ölümünün üzerinden yirmi dört saat geçmedi ve ölümler üzerinden...

NİHAT YEŞİL (Ankara) - Siyaset yapıyorlar...

RUHİ ERSOY (Devamla) - ...yapılan genel siyaset memleketi bu hâle getirdi.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Mehmet Metiner gibi adamlar yüzünden.

RUHİ ERSOY (Devamla) - Bu insanların akıbetini öğrenmeden bunun sonucu kime yarar konusunda bir tartışmanın bu yüce Meclise yakışmadığını düşünüyoruz.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Daha çok konuşacaksınız.

BAŞKAN - Kürsüdeki hatibe saygılı olalım lütfen sayın milletvekilleri.

RUHİ ERSOY (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi olarak burada sağlıklı bir zeminin, olgun bir müzakerenin, tartışmanın yapılmasıyla meselelerin üzerine daha ciddi gidilmesinin gerektiği kanaatindeyiz.

İnancımız o ki Cenab-ı Allah Maide suresi 32'nci ayette "Kim bir insanı bir can karşılığı veya yer yüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini hayatını kurtararak yaşatırsa sanki bütün insanlığı yaşatmış gibidir." der. Biz bu inançtan, bu ülküden beslenen bir medeniyetin çocuklarıyız. Dolayısıyla, cana kastedenin referans kaynakları din olamaz, cana kastedenin referans kaynakları insanlığın ortak mirası asla olamaz. O sebeple, üzerinde tartışılan bu cinayeti kimlerin işlediğiyle ilgili örgütlerin kaynaklarının hele dinle, Müslümanlıkla yan yana gelmesini şiddetle kınıyoruz.

Öte yandan, gönül köprüleri yıkılmış bir ülkede Boğaz'a 100 köprü kursak da, bütün göletlerin üzerini inşaatlarla doldursak da hiçbir fayda getirmez arkadaşlar, öncelikle gönül köprülerini inşa etmek lazım. Ölümler sıradanlaşıyorsa, toplum ölümleri sıradan görmeye başlıyorsa ve bayağılaşıyorsa, bu bayağılaşmanın iklimi bu milletin ortalaması olarak bizlere kadar, Parlamentoya kadar yansıyorsa ülkemizde ciddi bir toplumsal çürüme başlamış demektir. Bunun kaygısını çekmek, buna göre tedbirler almak zorundayız.

Üzerinde grubum adına söz aldığım, terörle olan mücadelelerin kapsamlı bir şekilde araştırılmasıyla ilgili biz de bugün bir önerge verdik. Buradaki kastımız şudur: Evet, siyaset müessesesi, devlet kurumunu yöneten iktidarlar problemlerini çözmeye muktedir olmalıdırlar fakat son zamanlarda iktidarda taze fikirlere duyulan ihtiyaç var. Uzun soluklu iktidarın ve iktidarın içerisinde de devlet meselelerini çözmenin ötesinde, siyaseten içerisine düştükleri durumdan çıkmak, kurtulmak adına pozisyon değiştirmelerinin sıklıkla yaşandığı bir dönemde yeni fikirlere, yeni düşüncelere ihtiyaç var. Yeni fikirler ve düşünceleri üretecek olan müessese Parlamentodaki komisyonlardır, Meclisteki konuşmalardır ve oluşturulacak olan komisyonlardır. Biz de bu komisyonun kurulmasını bu gerekçeden, bu sebepten dolayı istiyoruz.

Evet, Türkiye'de DEAŞ, IŞİD, PKK, DHKP-C, adını bile sayarak Meclisi kirletmek istemediğimiz bilumum terör örgütlerinin büyük bir operasyonu var, bunu kabul ediyoruz. Ama "Bunu dış güçler yaptı. Tarihin arkasından bu tarafa Haçlı orduları yeni bir sürüm olarak üzerimize geliyor, ondan böyle oluyor." diyerek bu işin içerisinden çıkamayız. Siyasi iradenin ve siyaset müessesesinde -iktidarından muhalefetine kadar, sivil toplumuna kadar- kafa yoran insanların bu konuda sorumlulukları var. "Ben muhalefetim, benim bir sorumluluğum yok." diyemem. Dolayısıyla, muhalefet olarak biz önerilerimizi ifade etmek istiyoruz.

Örneğin "İstanbul'da en son yaşanan bu acı olayda istihbarat eksiği var mı?" diye soruyoruz, istihbarat eksiğinin olmadığı, on beş yirmi gün öncesi, böyle bir eylemin orada yapılacağına dair bilginin varlığı haberini alıyoruz. Pekâlâ "Bu bilgi olduğu hâlde eylemi önleyebilmek için daha tedbirli olunamaz mıydı?" sorusunu sormak hakkımızdır diye düşünüyoruz.

Buradan bir adım sonra ileriye geçiyoruz ve diyoruz ki: Türkiye'ye 35 civarında teröristin yabancı uyruklu olarak girdiği ama çıkamadığı veya çıkarılmadığı ya da çıkmadığına dair bilgiler var, bu bilgi doğru mu? Bu girenler nereden girdiler? Bu uyruklar hangi uyruklar ve bu eylemi yapanların bunlarla ilgisi var mı? Bu sorulara cevap arıyoruz. Bu sorularla sınırlı kalmadan, beraberinde şu soruyu da Milliyetçi Hareket Partisi olarak soruyor ve Hükûmeti uyarıyoruz: Eğer bu eylemi DEAŞ, IŞİD yaptı ve kamuoyu IŞİD'i PKK'ya eş değer görsün "6 milyon sempatizan, 5 milyon şu" tartışmaları bir yana "Önceliğiniz IŞİD'le mücadele olsun, PKK'yla mücadele ya da PYD'yle mücadele olmasın." gibi bir alana çekiliyorsanız siyasi irade olarak, Hükûmet olarak sakın böyle bir hataya düşmeyin diyoruz. "Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörde öncelik sıralaması IŞİD'tir, PKK'dır." diye bir tasnif olmaz. Önceliklerimiz vardır, önceliklerimizde terörle mücadelenin hepsine aynı kararlılıkla mücadele önceliğimiz vardır.

Uluslararası güçlerin, PYD'nin Suriye'deki yapılanmasına karşı Türkiye'yi içeriden sıkıştırarak bir adım sonra "PYD'yle birlikte hareket edin ve Irak'ın Suriye'nin kuzey yapılanmasına sessiz kalın, biz de sizi içeride rahatlatalım, PKK'yı içeride kısık ateşe alalım, içeride aldığımız kısık ateşle beraber siz de PYD'yle tokalaşın, öncelikle PYD'yi de yanınıza alarak IŞİD'le mücadele verin." gibi bir durumla karşı karşıya Türkiye. Buna karşı Türkiye'yi masaya çekmek ve ikna etmek için bu tür olayları da yaptırıyor olabilirler diyoruz. Sakın ha sakın böyle bir hataya düşmeyin.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu iradesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin dışındaki Türkmen politikasında gerek Kerkük'le ilgili, Musul'la ilgili gerek Türkmen Dağı'ndan Çobanbey'ine kadarki Bayır Bucak'la ilgili bir kurucu akılla orayı muhafaza etti. O mübadeleyi, Bulgaristan'dan arkadaşlarımız, Yunanistan'dan arkadaşlarımız Lozan'la mübadele anlayışını yaparken buradaki Türkmen unsurunu muhafaza etmesinin sebebi aynı zamanda bir millî güvenlik konseptiydi. Suriye meselesinde, iktidar, Türkmen meselesini bu şekliyle okuyamadı. Biz mücadelede etnik kimliklere göre o bölgeye katkı verelim demiyoruz. Ezidi'ye de Kürt'e de bu manada katkı, sığınma noktasında yardımcı olalım diyoruz ama Türkmen politikası millî bir konsept olduğu için bu görülmeliydi diyoruz. Görülmediği için bugün Çobanbey IŞİD kontrolü altına girebildi diyoruz. İşte, siz Suriye'de Türkmen'e kör kalırsanız birileri sizi İstanbul'da ve Ankara'da kör edebilecek eylemleri yapabilir. Bu tehlikeleri yerinde ve vaktinde görerek tedbirlerimizi almakla mükellefiz.

Bütün bunları değerlendirirken Rusya'yla olan ilişkilerin yeniden normalleşme emareleri ekonomik gelir açısından, turizm açısından iyiymiş gibi gözükebilir ama daha düne kadar, 18/10/2015 tarihinde Rusya'nın Ankara Büyükelçisinin "PKK terör örgütü değildir." açıklamaları hâlâ önümüzde duruyor ve Rusya'nın uluslararası terör örgütleri listesi konusunda PKK'yı, PYD'yi nerede gördüğü tartışmalı. Bu konudaki kararlılığımızı ciddi anlamda... Birileri bizi test etmesin diyerek savunma yapamayız.

Evet, son zamanlarda terör insanlığın ortak sorunu, tıpkı 65 milyon mültecinin dünyadaki varlığı gibi. Bu ortak sorunu görebilmeliyiz. Doğru, kabul ediyoruz, ortak sorun ama bu ortak sorunun çözümü için neden ortak adımlar atamıyoruz?

Yani Fransa'ya benim, dönemin Başbakanı oradaki patlamaları kınamak için, Avrupa Birliği liderleriyle beraber kendini göstermek için gitti. Ama 41 insanın öldüğü, uluslararası bir havalimanının terminalinin bombalandığı bir ortamda Avrupa'dan bir tık yok. Avrupa basınına baktım, Merkel "Şaşkınlık içerisindeyim." diyor, bir başka Alman siyasetçi "Türkiye'de bu işle ilgili sorumluluk üstlenen kimse yok." diyor. Ama birileri "Türkiye'ye gidelim de İstanbul'da, Atatürk Havalimanında bir yürüyüş yapalım. Terörü bu manada kınayalım, lanetleyelim." diye bir hareket de yapmıyor. Neden acaba? Uluslararası anlamda Türkiye'nin yalnızlaşmasının sonucu mu bu? Bunu da ayrı bir problem alanı olarak düşünmek lazım.

Bir başka konu: Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi, 22 Mart 2016 günü grup konuşmasında 8 maddelik terörle mücadeleyle ilgili yeni bir konsept tavsiyesinde bulundu. Ben, buradan iktidar partisinin yetkililerini ve bununla ilgili güvenlik politikalarını takip eden arkadaşları 22 Mart 2016 günü Sayın Bahçeli neler önerdi, bunları yeniden bir okumaya davet ediyorum.

Sürem burada tamamlandığı için burada okuyamadığım için özür diliyorum fakat gönül köprülerini yıkarak biz memlekette hayırlı işler yapamayız. Siyasetin doğasında elbette muhalefet vardır, eleştiri vardır, yer yer hakarete varan cümleler vardır ama nihayetinde birlikte Türkiye olduğumuzu, büyük Türk milleti ailesinin mensubu olduğumuzu, geleceğe birlikte yürümek zorunda olduğumuzu unutmadan hareket etmek durumundayız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)