Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:104
Tarih:21/06/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; grubum adına Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Üzerinde konuşacağımız mülteci sorunlarıyla ilgili bir komisyonda görevliyiz. Öncelikle, önergenin kendi içerisinde, günün anlam ve önemine uygun olarak verilmiş olmasını anlamlı buluyoruz. Anlamlı bulmanın yanı sıra, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu, Genel Kurulun genel görevlerinin dağılımı içerisinde "Mülteci hakları ya da sorunu konusunu tartışalım." üst başlığıyla İnsan Hakları Komisyonunda tartıştıktan sonra, ortak bir kararla, tüm parti gruplarının ortak bir kararıyla bu meseleyi anlamaya, kavramaya ve kamuoyunu daha çok bilgilendirmeye yönelik, adı da "Mülteci Hakları Alt Komisyonu" olarak belirlenen bir komisyon kurmuştur. Bu Komisyon vardır ve bu Komisyonun, Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerin nispetinde de temsilcileri vardır ve kanaatim o ki her komisyonun çalışmasına saygı duymakla beraber üyesi olduğum Mülteci Hakları Alt Komisyonu da gerçekten çok titiz çalışmalar yaparak Türkiye'deki, dünyadaki gelişmeleri yakın takip edip hem teorik hem pratik saha çalışmalarına devam etmektedir.

Bu kısa bilginin ötesinde, bu meselenin Türkiye'nin meselesi olmanın çok çok ötesinde insanlığın ortak bir problemi olduğu gerçeğini hatırlatmak istiyorum. Bugün itibarıyla Birleşmiş Milletler Genel Sekretaryasının yaptığı açıklamalar da bu hakikati bir kez daha ifade etmiştir. Ban Ki-moon "Kendi vicdanımla ifade ediyorum ki bu sorunla biz yeteri kadar baş edemiyoruz ve çözüm üretemiyoruz." ifadesini kullanmaktadır.

Memlekete şöyle bir baktığımızda, gündelik yaşamımız içerisinde Suriye krizinden sonra Türkiye bu konuyu çok daha yakın hissetmeye başladı. Sokaklarda dilenci olarak görülen Suriyeliler ya da günlük hayatın içerisinde özellikle birtakım şehirlerimizde, artık her şehrimizde diyebileceğimiz demografik anlamda aramızda yaşayan Suriyeli misafirlerimizin varlığıyla Türkiye bu hakikati görmeye başladı ama arka planına baktığımızda bu coğrafyanın kaderi son üç asırdır kendi ülkesinde sorun yaşayan pek çok insana kucak açmasıyla kendisini göstermiştir. Bu kucak açışlar kendi içerisinde bu topraklara ilk etapta bir yükmüş gibi gözükse de zaman içerisinde bu gelen insan kaynaklarının fırsata dönüştüğünü ve bizi harmanlayarak, kültürümüzü harmanlayarak bir insan kaynağı dinamizmine dönüştüğünü görüyoruz.

Bugün itibarıyla ülkemizde bulunan yaklaşık 3 milyon Suriyelinin benzeri durumla ilgili cümlelerini kurmak için henüz erken. Gündelik hayatta bunun mağduriyetini yaşayan kendi vatandaşlarımızın da olduğu bir ortamda bu cümleleri ön bir cümle olarak kurmak belki olumsuz ya da farklı yorumlanabilir ama sosyolojik anlamda düşündüğümüzde, bireyin ömrü değil de devletlerin ömrünü hesaba kattığımızda eğer bugün itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti devleti bir vizyonla gerekli tedbirlerini alarak gerekli stratejileriyle bu insan kaynaklarını çok iyi değerlendirebilirse bunun da gelecekte olumlu işlere dönüşeceğini hatırlatmak isterim. Yani gelen Suriyeli mültecilerin arasında çok nitelikli, vasıflı insan kaynaklarının da olduğu yönünde kamuoyuna mesajların verilmesi gerektiğini düşünüyorum. "Mülteci" denildiğinde sürekli sokaklarda, olumsuzluklara maruz bırakılmış, dezavantajlı bu mağdur insanların hikâyeleri, öyküleri gündeme geliyor ama katma değer olarak ülkemize değer katan insanların, bilim olarak değer katan insanların varlıklarını da Türkiye kamuoyuna, Türk milletine göstermenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Öte yandan, bugün itibarıyla 5 milyon kişi Suriye krizinden sonra evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunun 3 milyonu Türkiye'nin hissesine düştü. Dünyada mülteci sayısının 63,5 milyona ulaştığı açıklaması yapıldı bugün. Dünyada 2 dakikada ortalama 24 kişi evini terk etmek zorunda kalıyor. 3,2 milyon kişi gelişmiş ülkelere sığınma başvurusunda bulundu. En fazla mülteciye kaynak teşkil eden ülkeler -ülkelerindeki problemlerinden kaynaklı- Suriye, Afganistan ve Somali; toplam mültecilerin yüzde 54'ü bu üç ülkeden dünyaya dağılıyor. Suriye'de 2011 yılından beri 5 milyon kişi mülteci durumuna düştü. Mültecilere en fazla ev sahipliği yapan ülke de Türkiye'dir; Türkiye'nin mevcut şartlarının çok üstünde bile olsa bu toplumsal dayanışma ruhuyla bu sorunun Türk milletiyle beraber, büyük ailesiyle beraber altından kalkmaya çalışıyor.

Ama dikkat çekici bir şeyi de buradan ifade etmek istiyorum. Hani biz "Ensar", "Muhacir", "Müslüman kardeş", "Bizim topraklarımızın hikâyesi" diyoruz ama bunun içerisinde bir Türk mayası var, Türkistan mayası var. Bu toprakların hikâyesindeki ana omurga, kurucu irade dediğimiz, cumhuriyetin de kuruluş felsefesini temsil eden bu Türk milletinin iradesi. "Pekâlâ, niye İslam ümmetinin iradesi değil?" diyeceksiniz. Bu konuda Arabistan sınırlarını kapatmış. Katar, bugün itibarıyla bakıyoruz, 2022'deki dünya kupası için 100 milyar doların üzerinde para harcayacağını açıklıyor ama Katar'da mültecilerle ilgili herhangi bir yardım var mı, herhangi bir sığınmacı var mı? Yok. Yani, bizim galiba Hükûmet olarak birazcık ilişkimiz de var, bu Katar'a çok gidilip geliniyor, Arabistan Kralını burada misafir ediyoruz, bunlara da burası için, Allah rızası için bir şeyler yapın, aziz mübarek gün ramazanda hayrınız olur diye hatırlatmakta fayda var.

Diğer taraftan, Avrupa da kendi katı tutumunu bu konuda maalesef çifte standartlarıyla gösteriyor. Nispeten Almanya diğerlerine göre biraz daha alan açsa da bu hadiselere insanlık merkezli yaklaşmaktan çok, ötekileştirici merkezli ve bunları dışlayıcı merkezli yaklaşıldığını görmek de insanlık adına üzücü bir durum. Pekâlâ "Bu sorunların çözümü nedir?" sorusuna baktığımızda, 3 tane ülke saydık: Suriye, Afganistan, Somali; özelinde de Suriye. Bu ülkelerdeki problemlerin çözümüyle ilgili gayretler olursa bu konuda bu problemler daha çabuk çözülebilir kanaatindeyiz.

Biz, Mülteci Hakları Alt Komisyonu olarak gidip dolaştığımız kamplarda, sokaklarda gördüğümüz Suriyelilerde, özelinde gençlerde, tamamında vatan hasreti, ülkelerine dönme arzusu gözlemledik. Tüm milletvekili arkadaşlarımızın da ortak kanaatidir bu, ifade edebilirler; hepsi yurduna dönmek istiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin asli vazifesi Suriye'deki olaylara tribünden bakmak değildir; müdahil olarak buradaki siyasal gelişmelere bir katkı koyup Suriye'nin rahatlamasıyla büyük bir bölümün tekrar ülkesine dönmesini sağlamalıdır. Kendi içerisinde bulunan ve ülkesine dönme ihtimalinin olmadığı ve olamayacağını düşündükleri konusunda da sağlıklı bir devlet politikasıyla demografik şartlar hesaba katılarak ve entegrasyonunu hesaba katarak, yasal sürecini hesaba katarak bir devlet politikasını bir an önce ortaya koymalıdır.

Kamp şartlarında bu insanların en fazla yüzde 10'u yaşıyor. Kamplarda yaşayan yüzde 8-10'luk insanın bu olağanüstü hâl içerisinde daha uzun süre yaşayabilmesi mümkün değildir. Bu insanları âdeta akvaryum şartlarında tutabilmek olağanüstü koşullarda, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'deki kadar uzun süreli kamplar olmamıştır; dört yıl süreli kamplar vardır ülkemizde. Bu kamp şartları ortadan kalktığında, kamptaki bu insanları hayata nasıl entegre edeceksiniz, bununla ilgili sorunlar neler olacak, bunlar koca koca soru işaretleridir. Bu kapsamda, özellikle Suriye meselesiyle ilgili konulara dış politika olarak müdahil olunması, yakın takip edilmesi ve bir an önce ülkelerine dönmeleri konusundaki zeminin hazırlanması için bir vizyoner dış politikayı öneriyoruz, özelinde de Türkiye'de bu potansiyelin kinetiğe dönüştürülebilmesi konusunda stratejik müdahalelerin, hamlelerin yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bugünün anlam ve önemine binaen verilmiş olan bu önergenin, aslında, netice itibarıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesindeki bir komisyonda mevcut faaliyetlerini devam ettirdiğini ifade ediyor, yeniden bu önerge kapsamında bir çalışmanın gerekliliğini düşünmediğimizi de deklare edip Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)