Konu:Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:102
Tarih:15/06/2016


Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 383 sıra sayılı Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bu vakfın temel amacı yasa tasarısının gerekçesinde de belirtildiğinden farklı olarak, cemaat okullarıyla rekabet etmek, neoliberal politikalar temelinde şirket gibi çalışan bir eğitim kurumu kurmak ve AK PARTİ iktidarının kendi siyasal İslam algısı üzerinden ve eğitime yaptığı müdahalelerle kendi resmî ideolojisini topluma yedirme ve yayma stratejisinin bir tezahürü olacak yeni bir paralel bakanlık yapılanmasıdır.

Değerli milletvekilleri, bugün, birçok okul, bütçesi olmadığı için en temel sorunlarını bile çözememekte, kendi kaynaklarını bulmaya zorlanmaktadır. Bu durum devlet okullarında eğitimin parasız olduğu hükmünü pratikte geçersiz kılmaktadır. Devlet okullarının büyük bir kısmı kaynak yetersizliğinden dolayı sağlıklı bir eğitim öğretim hizmeti sunamamakta, bu anlamda potansiyelinin çok gerisinde kalmaktadır. Bu durumun AK PARTİ iktidarının eğitimde uzun bir süredir adım adım inşa ettiği neoliberal politikalarla ilgili olarak kamusal eğitimin niteliksizleştirilmesi, öğrenci ve velilerin özel okullara mecbur bırakılması temelinde bilinçli bir politika olarak hayata geçirildiği görülmektedir. Okullar arasında ciddi nitelik farklılıklarının oluşturulması, eğitimin tamamen sınav merkezli bir yapıya kavuşturulması da bilinçli politikaların bir parçasıdır. AKP iktidarı kamu kaynaklarını ve eğitim bütçesini nitelikli kamusal eğitime harcamak yerine, ideolojik amaçlarla kurduğu bu vakfa aktarmayı planlamaktadır. Kamu bütçesinin ideolojik ve siyasal amaçlara hizmet edecek bir kuruma aktarılması kabul edilebilir bir durum değildir.

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı, 15 farklı ülkede 65 eğitim kurumu bulunmaktadır. Eğer gerçekten eğitime dair bir şey yapmak istiyorsanız kamusal eğitim hizmeti gereği bunların sayısının artırılması, niteliğinin güçlendirilmesi için çalışmamız gerekir. Hükûmet, devlet finansmanı ve desteğine sahip özel şirket gibi faaliyet yürütmesi öngörülen vakıfla yurt dışındaki cemaat okullarıyla mücadeleyi amaçlamaktadır esas olarak. Aslında, cemaate karşı cemaat yöntemiyle bir vakıf kuruluyor.

Eğer vatandaşlarımızın eğitimini bu kadar önemsiyorsanız AİHM'in 27 Kasım 2014'te aldığı kararı niçin uygulamıyorsunuz? Sizlerin de bildiği gibi, Mayıs 2014'te Anayasa'nın 90'ıncı maddesinde yapılan düzenlemeyle Türkiye'nin uluslararası anlaşmalara uyacağı belirtilmiştir. Bu maddenin son fıkrasında "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz." denilmektedir. Tüm bunlara rağmen, neden hâlâ 2014 Eylül ayında ilk ve ortaöğretim kurumlarında Anayasa gereği zorunlu olarak okutulmakta olan din kültürü ve ahlak bilgisi dersiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin eğitim hakkıyla ilgili maddesi ihlal edildiği için, zaman geçirilmeden bu dersin zorunlu olmaktan çıkarılması kararı uygulanmamaktadır. Hükûmetin temyiz başvurusunu değerlendiren AİHM Büyük Daire davayı gündeme almayı bile gerekli görmedi. Böylece karar kesinleşmiş durumdadır. AİHM kararında zorunlu din dersleri konusunda devletin tarafsız olmadığı, yapıldığı söylenen müfredat değişikliğinin ise yeterli olmadığı belirtilmiştir. Alevi inancı ve öğretisine bağlı ailelerin okula gönderdikleri çocuklarına verilen din eğitimi ile kendi değerlerinin çatışmaya yol açabileceği, sadece Hristiyan ve Musevi öğrencilere tanınan din dersinden muaf olma hakkının bütün öğrencilere verilmesi gerektiği, Türk eğitim sisteminin, ailenin inançları konusunda Avrupa standartlarında bir hassasiyet geliştirmesinin beklendiği de ayrıca bu kararda vurgulanmıştır.

Değerli milletvekilleri, şu anda ilkokul 4'üncü sınıfta, ortaokul 5, 6, 7 ve 8'inci sınıfta haftada ikişer saat, 9, 10, 11'inci ve 12'nci sınıflarda ise haftada 1 saat zorunlu olarak din kültürü ve ahlak bilgisi dersi okutulmaktadır. Öte yandan, ortaokul ve lise ders programları seçmeli dersler içinde yer alan din, ahlak ve değerler grubunda 3 tane seçmeli ders daha var. Bunlar: Kur'an-ı Kerim, Hazreti Muhammed'in hayatı ve temel dinî bilgiler. Bunlar da 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12'nci sınıflarda haftada ikişer saat olarak programda yer almaktadır. Ortaöğretim kurumlarında bir dersin seçmeli olmasının anlamının, aslında okul idaresinin yaptığı tercihlerle öğrencilerin önüne konulan "zorunlu seçmeli dersler" anlamına geldiği düşünülürse, sekiz yıl boyunca her yıl seçilebilecek ikişer saatlik derslerle din eğitiminin zaten verildiğini söylemek mümkündür. Ama hayır, Hükûmet için bu yeterli olmuyor. Olur da bazı öğrenciler aradan sıyrılır, din dersi almamış olurlar korkusuyla "Zorunlu olsun, herkes bu dersi alsın." yaklaşımıyla hareket ediliyor. "İnançlı nesiller yetiştirmek" temel hedefinden beslenen bu yaklaşım, matematik, fizik, kimya dersleri gibi bu dersin de -insanın inanmasının- herkese zorunlu olmasını istiyor, dayatıyor. Ayrıca bununla da kalınmıyor; seçmeli görünen birçok ders üzerinden öğrencilere ve ailelerine din dersleri seçmeleri zorunlu hâle getirilmiş durumdadır.

Sayın Bakan Komisyonda yapmış olduğu konuşmada bu vakfı kurma gerekçesini açıklarken şu ifadeyi kullanmıştır: "Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim ihtiyacını gidermek, onların anavatanlarıyla olan bağlarını sağlamlaştırmak ve ülkemizin eğitim alanında sahip olduğu birikimi insanlığın hizmetine sunmak amacıyla gayesi sadece eğitim olan ve sahibi millet olan eğitim kurumlarını dünyanın her köşesine taşımak amacıyla bir vakıf kuruyoruz."

Biz de şimdi buradan Sayın Bakana, Kabine üyelerine sormak istiyoruz. Yurt içinde yani ana vatanda yaşayan halkların kültürlerini, dillerini, inançlarını görmezden gelen mevcut eğitim sistemini değiştirmeden yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza mı aidiyet duygusunu götüreceksiniz? Yurt içinde cumhuriyet tarihi boyunca birçok açıdan tekçi olan eğitim sisteminin sorunlarını halletmeden mi yurt dışında yaşayan vatandaşlara eğitim götüreceksiniz? Sadece AK PARTİ dönemlerinde yani on dört yıl içinde beş eğitim bakanı değiştiren hükûmetiniz hangi birikimi yurt dışına götürecektir? Bu soruları böylelikle çoğaltabiliriz değerli milletvekilleri. Ana dilde eğitimle ilgili seçmeli ama seçilemez ders getirmek dışında hiçbir şey yapmayan AK PARTİ hükûmetlerinin bugün eğitim adına yapabileceği hiçbir reform da yoktur.

Süremin kısıtlı olmasından kaynaklı, burada keserek bizim parti olarak benimsediğimiz eğitim anlayışımızdan da küçük kesitler vermek istiyorum. Partimiz bu toprakların kadim halklarının dillerini yok sayan ve bu dilleri eğitim yoluyla asimilasyona tabi tutan tekçi eğitim anlayışını reddeder. Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Süryanice, Hemşince, Gürcüce gibi bu toprakların tarihsel zenginliği olan bütün dillerin korunup geliştirilmesini, güvence altına alınması gerektiğini savunuyoruz. İnançları şekillendirmek üzerinden eğitime yapılan ideolojik müdahaleleri reddediyoruz. Eğitim politika ve uygulamalarında çocuğun yüksek yararını gözetmek yerine sermayenin ve iktidarların yararını gözeten ve böylelikle eşitsizliklere neden olan politika ve uygulamaları reddediyoruz. Eğitim politikalarının ve uygulamalarının tamamının çocuğun yüksek yararı ve eşitlik ilkesi temel alınarak belirlenmesini savunuyoruz. Eğitimde sınıf, cinsiyet, cinsel yönelim, renk, dil, etnisite, din, inanç gibi farkları görmezden gelen tekçi ve antidemokratik eğitim politikalarını reddediyoruz. Eğitim müfredatı, ders kitapları ve diğer materyalleri tekçi, cinsiyetçi, merkezci, militarist, milliyetçi ve şoven içerikten arındırmayı savunuyoruz. Eğitimde sermayeyi önceleyen, eğitimi ticarileştiren, piyasaya açan ve özelleştirmeye ağırlık veren neoliberal eğitim politikalarını reddediyoruz. Eğitimdeki merkezî ve bürokratik yapının yok edilmesini istiyoruz. Eğitimin merkezden yerele değil, yerelden merkeze doğru örgütlenmesini de esas alıyoruz. Öğrenciyi okula sıkıştıran, doğa ve toplumdan koparan eğitim anlayışını reddediyoruz. Sadece okul ve sınıflarla sınırlı olmayacak, toplum ve doğayla iç içe eğitim uygulamalarına ağırlık verilmesini savunuyoruz.

Bu listeyi daha çok uzatmak mümkün ama şunu ifade ederek bitirmek istiyorum: Paralelle mücadele bahanesiyle kurulmak istenen başka bir paralel vakfa muhalefet edeceğimizi de burada belirtmek istiyorum.

Ayrıca, Sayın Bakana da bir şey ifade etmek istiyorum: En çok Alevi'nin yaşadığı bir il olan Sivas'tan bir milletvekili olarak ve aynı zamanda Millî Eğitim Bakanı olarak Alevilere zorunlu din derslerini kaldırmak sanıyorum Sayın Bakana kalmış olacak. Bu da aslında Sayın Bakan için son derece önemlidir. Uluslararası mahkemenin verdiği bir kararı yerine getirmek ve Alevi inancı ve öğretisine dayatılan bu zorunlu din dersinin, tabii, sadece, Alevi inancı ve öğretisine değil, diğer inançlara da dayatılan bu dersin kaldırılmasının yararlı olacağını düşünüyorum.

Hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)