Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:102
Tarih:15/06/2016


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ALİ ÖZCAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Depremle ilgili verdiğimiz araştırma önergesi için söz almış bulunuyorum.

Deprem konusu, gelişmiş ülkelerde iki açıdan ele alınır, deprem öncesi ve deprem sonrası. Ülkemizde bu konuda ciddi eksiklikler vardır. Siyasi iktidar, bu konuyu görmezden gelmeye devam etmektedir. Ülkemizde kentsel dönüşüm planları, deprem riski gözetilerek ele alınmak yerine rant odaklı yapılmaktadır. Kentsel dönüşüm, depremde çok hasar görecek yerlere değil, rantı yüksek ve lüks yerlere uygulanmaktadır.

Maden Tetkik ve Arama, depremin jeolojik, jeomorfolojik ve sismolojik bilgilerini içeren diri fay hatlarının verilerini güncellemiş durumdadır. Avrasya Tüneli ve Osman Gazi Köprüsü gibi büyük projelerde de bu diri fay bilgilerinin dikkate alınması gerekiyordu. Deprem tehlikesine dikkat çeken uzmanlara da kulak vermek gerekir.

Elâzığ ilimizin deprem riskinin araştırılması ve gerekli tedbirlerin tespit edilmesi için araştırma önergesi verdik. Bu, son derece güncel ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Uzmanlara göre, Elâzığ'da 7 büyüklüğünde bir deprem olasılığı vardır. Elâzığ, böylesi büyük bir depreme de hazır değildir. Türkiye'nin en büyük fay zonlarından olan Doğu Anadolu fayı, Elâzığ şehir merkezine çok yakın geçmektedir. 1999'dan önce yapılan yapıların pek çoğu da yönetmeliklere uygun değildir. Elâzığ'ın depreme hazırlıklı hâle getirilmesi elzemdir. Kentsel dönüşüm planları, deprem riski gözetilerek yeniden ele alınmalı ve planlamaya Elâzığ'ın köyleri de dâhil edilmelidir.

Rant değil, insan odaklı çalışmalarla vatandaşlarımızın barınması ve yaşamı güvenceye alınmalıdır. Unutmayalım, deprem öldürmez, binalar öldürür; binaları da insanlar yapar, binaların yapımını insanlar denetler ve onaylar. Buralarda denetim mekanizması çok önemlidir.

Elâzığ, Türkiye'de depremde büyük zarar göreceği tahmin edilen 3 ilden biridir. Büyük yıkım beklenen illerin 1'incisi İstanbul, 2'ncisi Elâzığ, 3'üncüsü Malatya veya Maraş. Niçin "veya" diyoruz? Çünkü bu konuda çalışmalar nedense gizli tutuluyor, başka konularda olduğu gibi.

Yaşanacak deprem sonrası acil yardım faaliyetleri konusu da bir o kadar önemlidir. Bu konuda özellikle yapılaşmanın ve nüfusun yoğun olduğu kentlerde deprem toplanma alanları konusu önem kazanmaktadır. Bugün sabah Marmara'da 3,2 şiddetinde deprem oldu. Hükûmetin deprem konusuna insan odaklı bakmak yerine rant odaklı baktığını en çarpıcı şekilde gösteren konu, deprem toplanma alanlarıdır.

1999 depremleri göstermiştir ki Marmara Bölgesi, çok ciddi bir risk altındadır. 2029 tarihine kadar İstanbul'da 7,2 şiddetinde çok ciddi bir deprem beklenmektedir. Deprem, yapı stokunun yüzde 60'ının depreme dayanıksız olduğu İstanbul'da büyük can ve mal kaybına neden olacaktır. İstanbul'da 1 milyon 600 bin bina vardır. Varsayalım ki bunlardan yüzde 99'una hiçbir şey olmayacak ve bu binalarda insan kaybı olmayacak, olan, sadece yüzde 1'lik kesime olacak. İlk başta bu son derece sevindirici gibi görünse de yüzde 1'lik bina sayısı 16 bindir. Bu da, her binada 4 daire olsa, 250 bin insan demektir. Dolayısıyla böylesi bir depremde İstanbul'daki binaların sadece yüzde 1'i bile yıkılsa, çok ciddi bir faciadır.

17 Ağustos 1999'dan hemen sonra başlatılan çalışmalarla 1999-2003 yılları arasında İstanbul'da 500'e yakın deprem toplanma alanı belirlendiği biliniyor. İl Afet Merkez Kurulu tarafından belirlenen deprem toplanma alanlarının yaklaşık yüzde 75'inin imara açılarak yapılaştığı iddia ediliyor. Biz bu iddiayı Davutoğlu'na, Çevre Bakanına sorduk. Çevre Bakanı "İmar olaylarının bizimle ilgisi yok." manasında bir yazı verdi, yani Bakanın kendi Bakanlığının yetki ve sorumluluklarından haberi yok. Aslında bütün bu soruların Tayyip Erdoğan'a sorulması gerekir, zira kendisi 1994 yılından beri İstanbul'u yönetiyor. Depremden bu yana on yedi yıl geçti. İstanbul depreme hazır hâle geldi mi? Uzman kişilerin ifadelerine göre, İstanbul 1999'da, bugüne nazaran, depreme daha hazırdı. Bu acı gerçek karşısında sorumluların vicdanları sızlamıyor mu?

Biz Hükûmete ve Belediye Başkanına İstanbul'un hakkı olan resmî deprem toplanma alanlarını soruyoruz, onlar ise cevap vermiyorlar, vatandaşa açık olması gereken bilgileri ve kayıtları gizliyorlar. Devlet işi ciddiyet ister. Burada gizli kapaklı işler var, ciddiyetsizlik var. İstanbullu vatandaşlarımıza da buradan söylüyoruz: Bilgilerin nasıl gizlendiğini isteyene detaylı bir şekilde anlatırım. Tabii ki bir kısmını biliyoruz. 1999 depreminden sonra yapılan çalışmalarla belirlenen birçok deprem toplanma alanının nasıl peşkeş çekildiğini, üzerine hangi AVM'lerin, hangi kulelerin nasıl dikildiklerini biliyoruz. Ve bu toplanma alanlarının içerisinde Taksim Gezi Parkı da vardı. Sadece Gezi Parkı'na gençlerin demokratik direnişi sayesinde dokunamadınız, asla dokunamayacaksınız.

20 kat ve üstü yapıların yönetmeliği dahi yokken ne cesaretle çok katlı yapılara parsel bazında imar veriyorsunuz, bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

İstanbul gibi bir şehri bu kadar plansız, hesapsız yönetmenin faturası çok ağır olur. İstanbul'u depreme hazırlama adına yapılan izleme ve araştırma çalışmaları, devede kulak niteliğindedir. İstanbul'da sismik riskin azaltılması ve acil durum hazırlık projesi kapsamında devlet daireleri, okullar, hastaneler, yollar, köprüler ve viyadükler kısmen sağlamlaştırılmıştır, oysa vatandaşın yaşam alanları hâlâ ciddi risk altındadır. Depreme hazırlama diye ortaya atılan kentsel dönüşüm çalışmaları, deprem odaklı olmaktan çıkmış, bilimsel verilere dayalı olmayan rantsal dönüşüm projelerine dönüşmüştür.

Kentsel dönüşümün hangi ilçede öncelikli yapılacağına kimler karar vermektedir? Bir kenti depreme planlı ve programlı bir şekilde hazırlamak, sivil toplum örgütlerinin, halkın ve üniversitelerin katılımıyla mümkündür. Yapı stoku, kentin sadece bir bileşenidir. Şehrin diğer bileşenleri olan altyapı, çevre, halk, ekonomi ve yönetim olarak hazır olmamız gerekir bunlara. Olası İstanbul depreminde bu altyapılar nasıl tepki verecektir?

Deprem, aynı zamanda en büyük çevre felaketidir. Moloz ve atıklar ile sanayi tesislerinden ortaya saçılması muhtemel parlayıcı, patlayıcı ve toksik maddeler çok büyük çevre faciasına neden olabileceklerdir. Bunların etkenleri havaya, suya ve toprağa karışırken en sonunda besin zinciri vasıtasıyla gene insanlarımıza ulaşır. Halkımızı depreme karşı hazırlamamız ve riski azaltmamız gerekir.

Marmara Bölgesi'nde beklenen deprem gerçekleşirse buranın, dolayısıyla da Türkiye'nin ekonomisinin ne hâle geleceğini hesaplayan var mı? Bütün yatırımları ve dev projeleri, depremde en riskli bölge olarak buralara yığıyorsunuz ama önlemini almıyorsunuz. İş dünyasının olası bir depremde olabilecek iş kaybının, ekonomik kaybının hesaplanıp önlemler alınması gerekir.

Elâzığ, depremde yıkımın en büyük olacağı öngörülen iller arasındadır. Bu nedenle Elâzığ'ın değerli milletvekili hemşehrilerimin de desteğini alarak araştırma önergemizin kabul edileceğini umuyor, saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)