Konu:Türkiye Cumhuriyeti İle Belçika Krallığı Arasında 2 Haziran 1987 Tarihinde Ankarada İmzalanan Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:99
Tarih:08/06/2016


Türkiye Cumhuriyeti ile Belçika Krallığı Arasında 2 Haziran 1987 Tarihinde Ankarada İmzalanan Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Değiştiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben de dün İstanbul'da, bugün Midyat'ta yapılan saldırıları şiddetle kınıyor ve lanetliyorum.

Ayrıca, değerli arkadaşlar, son günlerde şehit cenazelerinde şov yapılmasını ve buradan bir siyasi kazanç elde edilmesini de lanetlediğimi belirtmek istiyorum.

Dün, bir meczup anlayış Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun önüne bir kurşun bıraktı. Değerli arkadaşlar, çelenkler parçalanıyor. Şehit cenazesine gelen, o acıyı yüreğinde hisseden bir insana, hangi psikoloji içindeki insan bu şekilde saldırabilir?

Maalesef, şunu açıkça belirtmek istiyorum değerli arkadaşlar: Geçtiğimiz hafta MYK'da konuştuk -burada AKP Grubuna da hodri meydan diyorum- Genel Başkanımız grup başkan vekillerine bir talimat verdi "Benim imzalamış olduğum bir kanun teklifi var gazi ve şehitlerle ilgili; gidin, diğer gruplarla konuşun, onların bu yaşadığı mağduriyeti giderin." dedi.

İddiayla söyleyebilirim ki -burada bütün gruplar var, MHP var, HDP var, AKP var, geçmiş dönemde genel başkanlık yapanlar var- şimdiye kadar, en çok şehit cenazesine giden, o insanların acısını yüreğinde hisseden bir tek kişi varsa, "En önde kim?" derseniz, hiç kuşkusuz, tartışmadan, "Kemal Kılıçdaroğlu" diyebiliriz. Bunu, vicdan sahibi AKP'li milletvekilleri de herhâlde kabul eder ancak Genel Başkanımızı -aylardan beri bir kampanya yaparak- Cumhuriyet Halk Partisini terör örgütleriyle birlikte, aynı yerde anmaya çalışıyorlar. Çeşitli televizyon kanalları, devletin imkânlarıyla, halkın imkânlarıyla, bizim imkânlarımızla beslenmiş, büyütülmüş haram medyası, tutma kalemler, kendi kimliklerini kiraya verenler, görevleri ve kurulma sebepleri sadece CHP'yi suçlamak, karalamak olan bazı TV kanalları, gece gündüz CHP'ye küfrediyor, CHP'yi karalıyor.

Dün akşam, hepimizin elektrik parasından kesilerek ödenen bir kanalda bir jöleliyi izledim, jöleliyi. Değerli arkadaşlar, Cem Yılmaz'ı izlemenize gerek yok, komedi filmlerine gitmenize gerek yok; eğer izlemek istiyorsanız, dün akşam jöleliyi TRT'de izleyin, hem gülersiniz hem eğlenirsiniz, para da vermezsiniz çünkü onun parasını veren, onu kiralayan, onu satın alan başka güçler var.

Yine, değerli arkadaşlar, dün akşam Mustafa Kemal Atatürk'e; bu ülkenin kurucusu, bu Meclisin kurucusu, buradaki AKP'li, CHP'li, MHP'li, HDP'li milletvekillerinin burada oturma sebebi olan Mustafa Kemal Atatürk'e birileri "kelle" dedi; onları da burada kınadığımı belirtmek istiyorum, onları da burada lanetlediğimi belirtmek istiyorum.

Yine, değerli arkadaşlar, birçok televizyon kanalı, birçok demeyeyim maalesef çoğu, sürekli CHP'yi suçluyor, Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişine küfrediyor, kurucusuna küfrediyor ve sadece para almış oldukları insanlarla ilgili olumlu şeyler söylüyorlar. Maalesef, bu, bunlarla sınırlı kalmış olsaydı bir şey demeyecektik çünkü onların birçoğunun nasıl çalıştıklarını, nereden beslendiklerini biliyoruz. Ama son günlerde, maalesef, üzülerek söylemek isterim ki bazı AKP örgütleri, Osmanlı Ocakları ve bugün üzülerek söylemek isterim ki büyükşehir belediye başkanları kampanya yaparak vicdansızca Cumhuriyet Halk Partisini suçluyorlar. Onlar da eminler, onlar da biliyorlar CHP'nin her türlü teröre karşı olduğunu, onlar da biliyorlar CHP'nin her türlü terörü koşulsuz reddettiğini. Bizim için sağdan, soldan, eğer şiddet kullanıyorsa terördür ve kınanması gereken bir şeydir.

Yine, değerli milletvekilleri, bazı ahlak yoksunları, bazı şeref yoksunları belediyenin parasıyla billboardlara Genel Başkanımızı suçlayan afişler asıyorlar. Ne demiş Genel Başkanımız dün akşam bir televizyon kanalında; değerli arkadaşlar, aynen okuyorum: "CHP olarak herkesin sorunlarını görüyor ve ilgileniyoruz ama medyada yer almıyor. Biz bir olayı istismar ederek medyanın gündemine gelmeyiz. Bizim bir tavrımız var; ahlakı, erdemi bilen insanlarız; onlar gibi olamayız, kimin sorunu varsa onunla ilgileniyoruz. Bir kadına da saygı duyarız, çöpten kâğıt toplayan kadına da saygı duyarız. Kimin sorunu varsa ilgileniriz, ayrım yapmayız. Biz hapiste yatan PKK'lıya da gittik, DHKP-C'liye de gittik, kendini İslami kesimden tanımlayanlara da gittik, kader mahkûmlarına da gittik, hiçbir ayrım yapmadık." diyor. Şimdi, buradan bu cümleyi alıyor, Ankara halkının parasını çalan zihniyet akşama kadar -bir de afiş yapmış billboarda- ahlaksızca ve hayâsızca bizi, Genel Başkanımızı bir terör örgütüyle, bir örgütle beraber göstermeye çalışıyor, diyor ki, cezaevine ziyarete gitmişiz.

Değerli arkadaşlar, bunları ziyarete gittik mi? Evet, gittik. Başında benim bulunduğum komisyon, ayırmadan, nerede bize ulaşan varsa onları ziyaret etmeye çalıştık; kim ulaşmışsa, kim mektup yazmışsa, kim "Mağdurum." demişse onların yanında yer aldık.

Değerli arkadaşlar, tarih yazıyor, Pozantı Cezaevinde tecavüze uğrayan çocukların çığlığını -sizler de şahitsiniz- ilk Cumhuriyet Halk Partisi Grubu duydu; Cumhuriyet Halk Partisi gitti, bizler gittik. Urfa Cezaevinde yatan, yoğunluktan isyan eden fakir fukara, yoksul insanların çığlığını, sesini biz duyduk, biz gittik. Bakın, eğer bu grup olmasaydı, bu suçladığınız grup olmasaydı, milletvekilleri olmasaydı, cezaevlerinde çocukların nasıl tecavüze uğradığını bilemezdiniz, nasıl tacize uğradığını bilemezdiniz. Hepimizin çoluğu var, çocuğu var, onları hissederek gittik ve "Hangi suçtan girdin, ne suçun var?" diye asla ve kata sormadık.

Yine, Urfa Cezaevinde bir kadının, ölü çocuğunu teslim almış bir kadının haykırışını bu kürsüden söyledim. Ne dedi bir kadın: "Ben temizlik yaparak, pencere silerek, sağa sola işe, gündeliğe giderek çocuğumu büyüttüm. Devlete 1.80'lik bir evlat verdim, onlar bir poşetin içinde bir kömür parçası verdiler." dedi. Bunlar suçsa, bunlara gittik. Urfa Cezaevindeki insanların dramını ilk kez biz gündeme getirdik değerli arkadaşlar. Yine, bakın, Antalya Cezaevinde üst üste yatan, nefes almakta zorlanan, nöbetleşe nefes alan, tuvaletin önünde yatan insanlara da giden milletvekilleri CHP milletvekilleridir.

Hiç duydunuz mu bilmem, bir mahkûm haykırıyor, diyor ki: "Geceleri uyuyamıyoruz." "Niye uyuyamıyorsunuz?" dedim, bir kadın mahkûm "Geceleri kulağımızı fare kemirir diye uyuyamıyoruz." dedi. Karataş Kadın Cezaevinde kulağı fareler tarafından kemirilen, böcekler tarafından ısırılan mahkûmları ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi Grubu gündeme getirdi, bunu her ortamda söyledi.

Yine, Kandıra Cezaevindeki, çocuğunu yedi yıldan beri görmeyen annenin dramını bu Meclis kürsüsünde biz gündeme getirdik değerli arkadaşlar.

Bakın sevgili milletvekilleri, hiç ayırmadık, hiç ayırmadan herkesin derdine çare olmaya çalıştık. Muş'ta kurumdan nefes alamayan mahkûmları, Edirne'de tecride uğrayan mahkûmları, açık cezaevlerindeki sorunları bizler gündeme getiriyoruz. Açık cezaevleri demişken, insanlar hâlâ bu çağda tuvaletin önünde, kütüphanede yatmaya devam ediyorlar ve birçok açık cezaevlerinde, maalesef, hâlâ üst üste yatan insanlar var.

Değerli milletvekilleri, soruyorlar "Kimlere gittiniz?" diye. Hiç ayırmadan ama hiç ayırmadan herkese gittik. Bir Hizbullah mahkûmuna gittik, Hizbullah'tan ağırlaştırılmış müebbet bir mahkûma gittik: Hepatit hastası, karaciğer hastası, ona verilmemesi gereken patatesin verildiğini öğrendik, cezaevine müdahale ettik.

Bakın, bu raporu ilk kez yazan burada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, Hasta Mahpuslar Raporu. Burada "Hizbullah'a gittiniz mi?" diyorlar, gittik. Onun sorunun çözdük mü? Çözdük.

Başka bir şey daha söyleyeceğim eğer suçlayacaksanız: İBDA-C'nin lideri olduğu iddia edilen Salih Mirzabeyoğlu'nun -şimdi barışıksınız ama o zaman korkuyordunuz- uğramış olduğu dramı ilk kez bu kürsüde CHP'li milletvekilleri gündeme getirdi.

Şimdi ortaksınız, nikâhında beraber nikâh şahitliği yapıyorsunuz, o Cübbeli Ahmet Hoca, Cübbeli Ahmet Hoca. Cübbeli Ahmet Hoca'ya ilk giden, onun sorunlarını gündeme getiren yine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu oldu. Biz ne şu anda Cübbeli Hoca'nın ne İBDA-C'nin ne Hizbullah'ın görüşlerini savunmuyoruz değerli arkadaşlar.

Yine bir şey daha söyleyeyim: Sizlerin korktuğunuz, sizlerin yanına gidemediğiniz 28 Şubat davasında yargılanan insanları Türkiye'nin her yanında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ziyaret etti ve onların sorunlarını Meclis gündemine getirdi.

Bakın, dün sizin "Darbeci." dediğiniz, bugün önünüzü iliklediğiniz İlker Başbuğ'a da gittik, karaciğer kanseri başlangıcı olan Fatih Hilmioğlu'na da gittik, Mustafa Balbay'a da gittik, Tuncay Özkan'a da gittik. Bugün sizin kanalların çok sıkça yer verdiği Hanefi Avcı'nın cezaevinde ziyaretine giden ilk milletvekilleri bizler olduk ve televizyon televizyon gezdik, Hanefi Avcı'nın nasıl bir haksızlığa uğradığını anlattık.

Değerli arkadaşlar, bakın, eğer bir cezaevindeki mahkûmu ziyaret etmek onun görüşünü kabul etmekse AKP içerisinde de böyle insanlar var. Bakın, orada bir arkadaş dinliyor beni, Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı. O da PKK'lıları ziyarete gitti, o da DHKP-C'lileri ziyarete gitti, o da birçok insanı ziyarete gitti. Şimdi, o da mı PKK'lı? Veya -kulakları çınlasın, Konya Milletvekili Sayın Ayşe Türkmenoğlu- Ayşe Türkmenoğlu DHKP-C'li mi? Birlikte birçok DHKP-C'li mahkûma gittik. Veya eski Ağrı Milletvekili Profesör Doktor Sayın Yıldız PKK'lı mı? O da birçok hemşehrisiyle kucaklaştı. Şimdi bu mantığa göre "İnsan öldürene giden katil." demek lazım. Burada alt komisyon üyesi arkadaşlarımız var. Veya geçtiğimiz dönem -yine onun da kulakları çınlasın, Eski Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru- Reşat Doğru'yla beraber PKK'ya da gittik, DHKP-C'ye de gittik, MLKP'ye de gittik, İBDA-C'ye de gittik, IŞİD'e de gittik; gitmediğimiz şey kalmadı arkadaşlar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Cezaevinde, cezaevinde...

VELİ AĞBABA (Devamla) - Evet, cezaevinde.

Bakın, geçtiğimiz günlerde cezaevine, Diyarbakır'da bomba attığı iddia edilen Orhan Gönder'e de gittik. Sizler silah veriyorsunuz o IŞİD militanlarına. Niğde'deki katiller için izin istedik, Adalet Bakanlığı izin vermedi. Bu suçlamaya göre değerli arkadaşlar, içinizde birçok PKK'lı, birçok DHKP-C'li, birçok MLKP'li var.

Yine, MHP Grubundan Sayın Atila Kaya'yla geçtiğimiz haftalarda Tekirdağ Cezaevine gittik, çok ilginç diyaloglar yaşandı. Bunlar doğru şeyler değerli arkadaşlar; yanlış olan, değerli milletvekilleri, bunların bu kadar hayâsızca kullanılması.

Bizim siyasi görüşümüz belli. Bizim Türkiye'yi yönetme iddiamız var, her yerde söylüyoruz. Ne diyoruz biz? Biz diyoruz ki... Bakın, sizin televizyon kanallarınız her gün, zaman zaman Meclis Başkanınız Türkiye'nin rejimini, laikliğini tartışıyor. Her ortamda söylüyoruz, her yerde söylüyoruz: Bizim bu anlayışımıza karşı olan insanların bile, eğer mağdursa onların da yanında yer aldık. 28 Şubat davasında içeriye alınan İslami kesimden arkadaşlarımızın da sorunlarını gündeme getirdik ama 28 Şubat davasından gözaltına alınan, tutuklanan subayların da sorunlarını gündeme getirdik.

Övünerek söylemek isterim değerli arkadaşlar, birçoğunuz -bunların hepsini biliyorsunuz- bizim dediğimiz noktaya geldiniz. Ben bu kürsüden konuşurken geçtiğimiz dönemde "darbeci...", "darbeci..." diye laf atanları hatırlıyorum. Ergenekon'da, Balyoz'da, askerî casuslukta, Odatv'de davalara gittik.

Bakın, 12 Eylül 2012 tarihinde İzmir'de bir cezaevine gittik. Ben, milletvekilli olarak ilk kez cezaevinde ağladım. Askerî casusluktan yatan kadınları gördüm, askerî casusluktan yatan bir doktor hanımı gördüm, o ağladı, hep beraber bizler de ağladık. Onun siyasi görüşü bizim siyasi görüşümüze uzaktı ama askerî casuslukta nasıl bir oyun oynandığını, o insanların hem kişisel namuslarına hem de mesleki namuslarına nasıl leke getirildiğini ilk kez biz ortaya çıkardık. O zaman AKP Grubu bunlara inanıyordu; Sayın Bostancı da o zaman milletvekiliydi, bunların hepsine inanıyordu. Ama kim ne derse desin, her zaman doğrunun yanında yer aldık.

Odatv'den yargılanan Soner Yalçın'ın suçsuzluğuna kefil olduk.

Bakın, burada Cumhuriyet Halk Partisinden, HDP'den ve MHP'den milletvekilleri, geçtiğimiz dönem sizin baskınızla tutsak edildi. Hiç ayırmadan söylüyorum, Urfa Cezaevi yanarken, HDP Milletvekili İbrahim Ayhan'la o isyan sırasında aynı koğuştaydım. MHP Milletvekili Sayın Alan'ın defalarca ziyaretine gittim. Sayın Tuncay Özkan'ın, Sayın Balbay'ın defalarca ziyaretine gittik. Bunların bir polemik konusu yapılmasını kınadığımı belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, Başkent Ankara'da bir belediye başkanının -sizleri de bunu kınamaya davet ediyorum- bu kadar ahlaksızca, bu kadar fütursuzca bir afişi asmasını da anlayabilmiş değiliz.

Bakın, terörle iş birliği yapan birilerini arıyorsanız, geçmişinize bir bakın.

Değerli arkadaşlar, ne diyoruz? Diyoruz ki: Şimdiye kadar 540 şehit var, yüzlerce sivil katledildi. Biz, ülkeyi yönetmiyorduk. Bakın, kentlerin içinde -elinizi vicdanınıza koyun söyleyin- hendekler açılıyor; "hendek" dediğimiz öyle, şu kadarcık bir yer değil, hendek dediğimiz yer, 5 metreye 20 metre. Değerli arkadaşlar, bu hendek açılırken bizim valilerimiz yoktu, biz Hükûmet değildik, biz iktidar değildik. Geçtiğimiz günlerde örnek verdim, Iğdır ilinde, şehrin göbeğinde su borusu kazısı yapılsa herkes görür, yol kazılıyor şehrin ortasında, bomba döşeniyor, altı ay sonra patlatılıyor, 13 polis şehit oluyor.

Şimdi, Allah aşkına, İstanbul'un fetih gösterilerine 70 milyon harcayanlar, İstanbul'u fethettiğini iddia edenler 11 tane yurttaşımızı korumayı beceremediler. Şimdi, sorumluluk Kemal Kılıçdaroğlu'nda mı, sorumluluk Binali Yıldırım'da mı? Elinizi vicdanınıza koyun, lütfen söyleyin arkadaşlar, böyle aymazlık olur mu? Sen devletin her türlü imkânını... Benim vergimle, diğer siyasi partilerin vergisiyle kendi siyasi propagandanı yapıyorsun ama o polisleri koruyamıyorsun.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Çetin Arık'la Kayseri'de bir şehit cenazesine gittik. İki kardeşler, uzman çavuş, bir kardeşi şehit olmuş, bir uzman çavuş geldi, aldı bizi kenara dedi ki: "Sizden bir şey rica edeceğim, sizden bir şey istiyorum -Çetin Arık geçtiğimiz günlerde Mecliste gündeme getirdi- bize verdikleri, o bindiğimiz askerî araçlar teneke gibi, teneke. Kendileri bin tane polisle, 500 tane polisle dolaşıyor, fakir fukaranın çocukları o tenekenin içinde ölüyor." Bu ölümlerin sorumlusu kızsanız da bozulsanız da CHP değil, bu ölümlerin sorumlusu, bu şehitlerin sorumlusu sizsiniz, bu insanların ölümünden siz sorumlusunuz değerli arkadaşlar. Niye? Çünkü on iki yıldan beri ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Biz, bu görüşmelere itiraz ettiğimizde, "Mutlaka Mecliste olsun." dediğimizde, siz bize "Barışa karşı mısınız?" dediniz.

Bakın sizin yayın organınız ne diyor: "PKK şehirlere 80 bin silah yığdı." Birkaç örnek vereyim arkadaşlar: "PKK ve IŞİD terör örgütü değil, politik hareketlerdir." Ne demiş: "Öcalan, Orta Doğu'da Türkiye'nin önünü açıyor." Ne demiş: "Öcalan olmasaydı şu anda çoktan kan gövdeyi götürmüştü. Abdullah Öcalan dünyanın geleceğini çok iyi okuyor." Bunu kim söylemiş? Bunu, bırakın CHP milletvekilini, Malatya'nın Arguvan ilçesinde bir üye söylemiş olsaydı başımıza yıkardınız; bunu sizin milletvekilleriniz söylemiş değerli arkadaşlar.

Bakın, arşiv hiç unutmaz. Burada söylenen şeyleri teker teker hatırlatmaya devam edeceğiz arkadaşlar. "Kürtçe yasağını biz kaldırdık, bana 'Serok Ahmet' diyorlar." Şimdi, "Serok Ahmet" demiyorlar ama sayenizde, ona da darbe yaptınız, onu da hatırlatmış olayım. Yani "Kamera kör, anten sağır." Bu sizin açıklamanız arkadaşlar, "Kamera kör, anten sağır." Bunlar da sizin açıklamalarınız.

Şimdi, buna rağmen CHP'yi terörle iş birliğiyle suçlamak -tekrar söylüyorum, kimin elinde bilgi varsa getirsin- Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanını, herhangi bir milletvekilini terörle suçlamak -kim suçluyorsa suçlasın- ahlaksızlıktır; açıkça söylüyorum. Biz bütün terör örgütlerini, sağdan, soldan şiddet kullanan kim varsa şiddetle kınıyoruz. Sizler algı konusunda herkesten beceriklisiniz, bu konuda sayın grup başkan vekillerinden AKP milletvekillerine bir şey söylemek istiyorum: Bunun destekçisi siz değilseniz, bunun organizesi sizde değilse bunun gereğini yapmanızı bekliyoruz sizden.

Bir şey daha söyleyeceğim değerli milletvekilleri sözlerimi bitirirken: Bakın, biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hep yol göstermeye çalıştık. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu geçtiğimiz dönemde Başbakanınıza gitti, bazı öneriler sundu ama maalesef, sadece, bizi siyaset dışına itmek için bu öneriler kabul edilmedi.

Tekrar: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu, herhangi bir CHP milletvekilini terör örgütüyle yan yana getiren alçaktır, namussuzdur; bunu kanıtlamayan alçaktır, namussuzdur, şerefsizdir. (CHP sıralarından alkışlar)