Konu:Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:98
Tarih:03/06/2016


Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI BERAT ALBAYRAK (İstanbul) - Şimdi, özellikle nükleerle alakalı bir soru gelmişti -Tacettin Bey zannediyorum- konuşmalar sırasında: "Güneş bu kadar ucuzken niye nükleere yöneliniyor, hem pahalı?"

Şimdi burada iki tane önemli husus var. Megavat miktarı önemli değildir, o megavatın baz yükte ne kadar verimlilikle çalıştığı da en az o kadar önemlidir. Ne demek istiyorum? Bir güneş santrali yaklaşık yüzde 18 verimlilikle çalışırken o megavatta, aynı megavatta bir nükleer santral ne kadar verimlilikle çalışır biliyor musunuz? Yüzde 92. Yani 3 bin megavat güneş santrali ile 3 bin megavat nükleer santral arasındaki verimlilik farkı minimum 5 kattır. Ayrıyeten "baz yük" dediğimiz yirmi dört saatlik zaman dilimi içerisinde baz yük sağlamak istediğiniz santralin yirmi dört saatin tamamında mı elektrik sağlıyor yoksa belirli saatlerde mi elektrik sağlıyor hususu da şebeke arz güvenliği açısından çok önemlidir. Yani ne gibi? Tıpkı güneşin gündüz vakitlerinde elektrik üretip -ki depolama imkânınız yok, üretilen elektriği şebekeye basmak zorundasınız- hava karardığında, güneş olmadığında o saatlerde elektrik üretemediğinden dolayı sistemin yoğun elektrik tüketiminin olduğu, insanlar gece elektriği daha fazla yaktığı için baz yük ihtiyacının çok fazla olduğu dönemlerde, saatlerde maalesef şebekeye güvenli arz edemediği için güneş enerjisinden elektrik üreten santraller çok da makbul olmaz o saatlerde. Dolayısıyla sistem baz yükü yirmi dört saat olarak istikrarlı bir şekilde beslenme ihtiyacı doğurduğundan dolayı, gaz santralleri, kömür santralleri, yani, iklime, güneşe veyahut da rüzgâr için de aynı şekliyle, günün akşam saatlerinde, gece yarısından sonraki saatlerinde, çok fazla rüzgâr olduğu saatlerde çok fazla üretirken, farklı saatlerinde, gündüz, öğlen saatleri, daha sıcak, rüzgârın olmadığı saatlerde az ürettiği için sisteme, tıpkı rüzgâr da güneş gibi, farklı zaman dilimlerinde baz yük açısından sağlıklı ve istikrarlı enerji üretmez.

Tabii, kurulu gücün -burası hakikaten çok önemli- sistemli bir şekilde, istikrarlı bir şekilde, 24 saat, 365 gün boyunca... İşte, onun için, söylediğim bilgi, yani bir nükleer santralin, istikrarlı bir şekilde, bir takvim yılı içinde 8.500 saat istikrarlı elektrik üretmesi hususu çok önemlidir. Bu yüzde 92'lik verimlilik gaz santrallerinde yüzde 60'lar, 70'ler, kömür santrallerinde bu noktaya gelir. Rüzgâr santrallerinde yüzde 30'ları bulabilir. Ama dediğim gibi, güneşte yüzde 18'leri bulması önemli bir nokta. Yani hem 24 saat istikrarlı elektrik enerjisi üreteceksiniz hem de verimlilik açısından çok yüksek bir orana erişeceksiniz. Tabii ki bu çeşitlendirilebilirlik önemli çünkü burada bilmemiz gereken çok hassas bir şey var: Bu teknoloji gelişiyor. Biz bu teknolojiyi yakalamak için zaten YEKA kapsamında oluşturmaya çalıştığımız açık eksiltme usulüyle, özelleştirme üzerinden yapacağımız ihalelerle, sadece belirli bir miktardaki elektrik enerjisini garanti altına almayı düşünmüyoruz; aynı zamanda, bu aksamın, bu teknolojinin AR-GE yoluyla da Türkiye'de üretilmesinin de önünü açarak, bu yatırımın da önünü açarak neyi düşünüyoruz biliyor musunuz? Tıpkı bundan beş-altı sene önce yüzde 8, 10, 12 verimliliklerle faaliyette bulunan, elektrik enerjisi üreten güneş santrallerinin bugün itibarıyla yüzde 18-19'lara çıkmış olması, bu AR-GE çalışmalarının, dünyadaki ve bölgedeki gelişmelere dayalı tahminler üzerinde, önümüzdeki beş altı yıl içerisinde yüzde 22, 24, 25, 26'lara çıkacağı önemli bir konudur. İşte, biz de diyoruz ki: Tam bu zamanda, dünyada güneş enerjisinin verimlilik noktasında, teknolojinin gelişimi noktasında yükselen bir trend yakaladığında -ki burası çok önemli- bundan beş-altı sene önce 25, 30 euro, dolar sentler konuşulurken bugün çok daha düşük, yarısından bile daha aşağı maliyetlere düştüğü bir iklimde, önümüzdeki beş-altı sene içerisinde tek haneli rakamlara, hatta çok daha düşük rakamlara düşeceği gerçeğinden hareketle bu verimliliği tıpkı Türkiye'nin yeni bir yatırım ortamıyla yabancı, yerli üretim aksamı, yerli firmaların da işin içine katılacağı, yerli Türk mühendislerinin de AR-GE içinde olacağı bir iklimde sadece vagon olan değil, lokomotif olan bir ülke noktasında bu teknolojinin de Türkiye'de üretilmesinin önünü açacak bir düzenlemeyi yapmaya çalışıyoruz aslında. Bu Meclisten, inşallah, bu paket geçtiğinde, bunun da önünün açıldığı, daha fazla elektriğin üretildiği ama yenilenebilirin de teknolojisini yakından takip eden ülkelerden biri olarak, geliştiren ülkelerden biri olarak olması hususu önemlidir.

Dolayısıyla, nükleer gibi, kömür gibi, gaz santralleri gibi, bunlarda dışarıya bağımlılığı daha azaltarak alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarıyla da çeşitlendirilebilir bir portföyü oluşturmamız önemli.

Şimdi, dünyadaki diğer enerjiye bağımlı ülkelerin portföylerine bakıyorsunuz, Japonya gibi, Kore gibi, tüm bunların yapmış olduğu yolculuğa bakıyorsunuz ki çok dramatik bir örnek aslında, bunu anlatmakta fayda var. Kore 1956-1957 yılında bizimle aynı bu yolculuğa başlayan bir ülke. 1956-1957 yılında biz de Uluslararası Enerji Kurumuna üye oluyoruz ama biliyorsunuz 1977'de Akkuyu ihalesi iptal oluyor, 1983'te ikinci ihale iptal oluyor, 1996'da iptal oluyor, 2008 falan derken, biz bu yeni yolculukta altmış sene kaybedip yeni yeni bir noktaya geliyoruz ama Kore 1957'de bizimle birlikte üye oluyor, 1977'de ilk santralini kuruyor, 1983'de 2'nci santral, 1996'da 11 santral, 2008'de 20 santral ve bundan sonraki süreçte 20'den fazla santrale sahip olurken, bakın, teknoloji üretmede 1978'de yani 1977'de ilk kurduğu santralden başlayarak yüzde 8 yerlileştirmeye başlayıp 1983'te yüzde 14, 1986 yılında yüzde 29, 1987 yılında yüzde 35, 1990 yılında yüzde 40, 1996'da yüzde 74 ve 2002 yılında yüzde 100 yerlileştirmeyle bu teknolojiyi kendi ülkesinde geliştiren bir ülke konumuna geliyor enerjisini tamamen ithal eden bir ülke olarak. Japonya da bir benzeri. Bu teknolojileri hem istihdam için hem sanayinin, endüstrinin gelişimi için hem dünyada rekabet edebilecek bir ülke olma noktasında, bizim gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler olarak bu noktada çok önemli yatırımları ve adımları atan ülkeler oluyorlar. Bugün Japonya'da da aynı husus var. Bakıyorsunuz, elektrik enerjisi portföyünde gayet dengeli bir portföy yapısı var. Bakın, burası çok önemli; yüzde 20'lerde gaz, yüzde 20'lerde yenilenebilir hidroya bakıyor, yüzde 20-25'lerde kömür, yüzde 25'lerde diğeri. Yani bir ülke olarak siz ithalata bağımlıysanız ki Türkiye'de gazın ve petrolün yüzde 90'ından fazlasını ithal ettiğimiz gerçeğini buraya, hakikat dairesinde masanın üstüne koyuyorsak bu alternatifleri, bu çeşitlendirilebilirliği, bu riski elimine etmek için adımları yatırım anlamında, özel sektörün önünü açmak anlamında, AR-GE'nin geliştirilmesi anlamında yerli nüfus noktasında, yerli eğitim gören gençlerimizin bu teknolojileri, bu eğitimleri alıp dünyayla rekabet edebilecek altyapıyı, eğitimleri alması anlamında bütün bunları yapmak durumundayız.

Diğer sorulara geleceğim ama herhâlde Sayın Başkan, uzattınız siz, onları tekrardan not edeceğim, onlarla ilgili olarak farklı hususta olacağım. Ama "Almanya yüzde 60 güneşten enerjisini üretiyor." bu bilgi doğru değil, benim aklımda kalan rakamlar yüzde 6'larda. Orada muhtemelen Kazım Bey, yanlış bir bilgi var ama ben hakikat noktasında bakayım, daha detaylı size iletirim. Yüzde 60 doğru değil, yüzde 6'larda olması lazım, güneşten yüzde 60 değil.