Konu:Hdp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:98
Tarih:03/06/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin kanayan yarası, belki en büyük yarasıyla ilgili verilmiş bir araştırma önergesi, yolsuzlukların araştırılmasıyla ilgili verilmiş bir araştırma önergesi üzerine grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kürsüden konuşuyoruz, Türkiye niye güçlü bir ülke değil, niye bölgesinde bir güç değil, niye kendimizle barışık değiliz? İşte bu sebeplerden, bu konuştuğumuz konular bu ülkede olduğu için, çözülmediği için, çözülmediği gibi artırıldığı için bizim ülkemiz güçsüz bir ülke, itiliyor, halkımız yoksul.

Şimdi, yolsuzlukla alakalı saatlerce konuşulabilir. Ben bugünün anlam ve önemine ilişkin olarak enerjiyle ilgili konuşayım çünkü bugün bir enerji yasasını görüşeceğiz. Köküyle bir yolsuzluk yasası, halkı fakirleştirecek bir yasa, halkın kaynaklarını alıp birtakım şirketlere aktaracak bir yasa. Şimdi, biz "yolsuzluk" dediğimizde iktidar partisi doğrudan "paralel" ve "darbe" diyor. Şimdi, size enerjide neler döndüğünü anlatacağım, paralelle falan hiç alakası yok, tamamıyla Sayıştay tespiti ve Cumhuriyet Halk Partisinin çalışmalarıyla ilgili.

Bakın, enerjinin en önemli kaynağı nedir? Kömür madenlerimizdir. Bu kömür madenlerimiz 2002 yılında verimsiz diye kapatıldı, külü yüksek dendi, nemi yüksek dendi, isli dendi, kömür madenleri kapatıldı. Kamunun elindeki kömür madenleri kapatıldıktan sonra ne oldu? Yandaş şirketlere -yandaş dediğim şu- her fırsatta AKP'ye finansal, siyasal destek veren şirketlere yolsuzlukla devredildi. Mesela bir örnek vereyim: Şırnak'ta bir madenimiz var, asfaltit madenimiz, çok kıymetli. Normalde devletin bir madeni kiralanınca ne olması lazım? İhale yapılması lazım. Yapıldı mı? Hayır. Şeytani bir plan yapıldı. Şöyle yapıldı: Önce Türkiye Kömür İşletmelerinin madeni Şırnak Valiliğine devredildi, "Bir taraf devlet, diğer taraf devlet, ihaleye gerek yok." dendi. Sonra Şırnak Valiliği bir şirket kurdu, Dicle Madencilik, bu maden Dicle Madenciliğe devredildi. Bir taraf devlet, diğer taraf devlet, ihale yok. Dicle Madencilik de bunu Veysi Geliş'e, Geliş Madenciliğe devretti. İhale var mı? Yok. Sonuçta kim aldı? AKP'ye yakın bir iş adamı aldı. İhale var mı? Yok. Aynı, bu madeni alan, sadece bir kısmını da o dönem Global Madenciliğe satarken yakalandı 60 milyon dolara. Aynı şey Çorum madeninde oldu, aynı şey Soma madenlerinde oldu.

Bütün bu madenler yandaşlara devredildikten sonra ne oldu? Sihirli bir proje geliştirildi; fakirlere kömür dağıtımı. Ya, fakire dağıtacaksan para dağıt, kömür nereden aklına geldi? Çünkü yandaşlara verilen madenlerin, yandaşlara peşkeş çekilen madenlerin pazarlama sorunu var. Bu sefer ne oldu? Fakire ücretsiz, bedava kömür dağıtımı projesi geliştirildi. Bu, fakire bedava. Oysa, parasını kim ödüyor, hazine ödüyor; kime ödüyor, yandaş iş adamlarına; hangi fiyatlardan, fahiş fiyatlardan. Ben söylemiyorum, Sayıştay raporları var; fahiş fiyatlardan. Yani, ton başına üretim ve nakliye maliyetinin çok üstünde kârlarla yandaş şirketlere peşkeş çekildi. Şimdi, bir devlet nasıl kömür alır? İhaleyle alır. Devlet, alacağı şeylere ihale yapmak zorundadır. Peki, devlet bunları alırken ihale yaptı mı? Hayır. "Redevans" diye bir sözleşme buldular. Uyduruk bir sözleşme. Redevans sözleşmesinin mantığı şu: İhale açarak vermesi gereken madeni ihalesiz veriyor, ihalesiz verdiği madenlerden de fahiş fiyatla devlet adına kömür alınıyor. Bunun adına "redevans sözleşmesi" dendi. Bir de sözleşmeye şöyle bir hüküm koymuşlar: "Devletin her hâl ve şartta rüçhan hakkı vardır, öncelikli hakkı vardır." Ya, zaten devleti kazıklıyor, başkasına satamaz ki. Sadece fakir ailelere kömür dağıtımında değil, termik santrallere kömür dağıtımında da aynı şeyi yaptılar. Bu yandaşlar kömür madeni işletmesini bilmediği için de taşı, toprağı, dinamiti bile "kömür" diye soktular, bu sefer termik santrallerin kazanları patladı, kamuya ait elektrik üreten termik santraller mahvoldu.

Ya, kömürü anlatmaya devam etsem, şu Soma'da yaşanan o iğrençlikleri, o vicdan kanatan işleri bilseniz, yüreğiniz sızlar. Soma'daki şirket bunlardan biri. Soma'da 300 kişiyi öldürdü, katletti bu şirket, ailelerin alacağı var, şirket de devletten para alacak. O arada, millet cenazesini gömerken, tuttular, Soma şirketinin sahibine 300 milyon liralık temlik verdiler. İşte, AKP grup başkan vekilleri burada, 300 milyon liralık temliki bir katil şirkete nasıl verirsiniz ya? Veremezsiniz. Plan ve Bütçe Komisyonunda anlattım, burada üye arkadaşlar var, hüzünle dinlediler, hiçbir şey olmadı. Çaresiz bırakılmış durumdayız. Bu Türkiye Kömür İşletmelerinin Hükûmetin üstünde bir gücü var. Hiç kimse dokunamıyor, kömür madenlerimiz yağmalanıp duruyor.

İş sadece kömürle sınırlı değil, bir de doğal gaz meselesi var. Şimdi, doğal gaz bizim ülkemizde yok, başka ülkelerden ithal ediyoruz. Doğal gaz ithal ederken de uzun vadeli uluslararası anlaşma yapıyoruz. İki mesele var: Yirmi yıllık anlaşma yapacaksınız. Yirmi yıl boyunca fiyat ne olacak, ne kadar alacaksınız? En önemli başlık bu. 2003 yılında iktidara geldiler, bir sürü araştırma komisyonu kurdular, kendinden önceki hükûmetleri vatana ihanetle suçladılar. Ya, öyle bir anlaşma yapmışsınız ki, vatan hainleri, "Burada Türkiye soyuluyor." dediler. Hilmi Güler 2003 yılında gitti, Ruslarla yapılan Mavi Akım anlaşmasını değiştirdi. Bir geldi -Sayıştay raporundan söylüyorum- anlaşma değiştiği için bir yıllığına ödediğimiz ek fatura 560 milyon dolar. Açın, 2005 yılı BOTAŞ raporuna bakın, yazıyor, ben söylemiyorum, 500 milyon dolar. Bu anlaşma yirmi yıllık. Toplam zarar 10 milyar dolara çıkıyor.

Fiyatta yediğimiz kazık bununla sınırlı değil. Azerbaycan'la bir anlaşma var, fiyat maddesi şunu diyor: "70 doların altına inmeyecek, 120 doların üstüne çıkmayacak." Buna "fiyat bandı" diyorlar bu şekilde yani 70 doların altına inerse Türkiye katlanacak, 50 dolarsa da 70 ödeyecek, 120 doların üzerine çıkarsa Azerbaycan katlanacak, Türkiye, 300 dolar olsa dahi fiyat 120 dolar ödeyecek. Ya, bundan önceki Bakan Taner Yıldız gitti, bu anlaşmanın bu maddesini kaldırdı. Doğal gazın fiyatı ne kadardı, biliyor musunuz? 400 dolar. 120 dolar ödeyebileceğimiz doğal gaza 400 dolar ödedik. 2010 yılında yapılan bu anlaşma dolayısıyla -yine Sayıştay raporundan söylüyorum- bir buçuk yıl için ödediğimiz fatura 1,4 milyar dolar; toplamda zarar 15 milyar dolar.

Şimdi, doğal gaz anlaşması yapmışlar, mesela, örneğin diyor ki: "Rusya, ben senden 10 milyar metreküplük gaz almayı taahhüt ediyorum, almasam dahi parasını ödeyeceğim." Buna "al ya da öde" diyorlar. Öyle anlaşmalar yapılmış ki Türkiye alamadığı gaza milyarlarca dolar para ödüyor ama kışın doğal gaz sıkıntısı çekiyoruz. Bunu önlemek için ne yapmak gerekiyor? Doğal gaz depolama tesisleri yapmak gerekiyor. Yandaşlarına ihaleyi veremedikleri için 2005 yılından beri Tuz Gölü'nde doğal gaz depolama tesislerini yapamıyoruz biz. 1 milyar dolar proje aldılar Dünya Bankasından, bu yolsuzluk yüzünden kullanamadılar, kullanamadıkları krediye 10 milyon dolar faiz ve taahhüt ücreti ödediler; Sayıştay raporlarından söylüyorum. Şimdi, "Bütün şehirlere doğal gaz götürdük." diyorlar. Hepsinde yolsuzluk var, gırtlağa kadar yolsuzluk; teslim alamıyorlar Güneydoğu'da yine Batman'da bir şirket yüzünden.

Şimdi, şehre götüremiyorsun, doğal gazı depolayamıyorsun; ne yapıyorsun? Alamadığın doğal gazın parasını sürekli ödüyorsun. Senede 2-3 milyar dolara geldi bu iş. Bu sefer ne yaptılar? Bu sefer elektriği doğal gazdan üretmeye başladılar çünkü doğal gaz alamıyorlar ya, bu sefer doğal gazdan elektrik üretmeye başladılar. Sorun ne? Ya, 3-4 kuruşa sudan üretiyorsun, 11-12 kuruşa yerli kömürden üretiyorsun; 20 kuruşun üstünde doğal gazdan ürettiğin elektrik çünkü ithal kaynaktan üretiyorsun. Bunun sonucunda ne oluyor? Doğal gaz ve elektrik faturalarımız olması gerekenin 2 katına çıkıyor. Bütün samimiyetimle, bilgimle, tecrübemle, devlette çalışmış, halkın vergisiyle yurt dışında okumuş biri olarak söylüyorum: Bugünkü doğal gaz ve elektrik faturamız yarısı olabilirdi, tam yarısı olabilirdi. Daha nükleere, elektrik dağıtımına, TETAŞ'ta yapılan yolsuzluklara, yap-işlet-devretlere, elektrik özelleştirmesi yolsuzluklarına giremedim bile.

Ya, öyle bir elektrik özelleştirmesi yapmışlar ki şirketin kasasında 40 milyon lira unutmuşlar. Özel sektöre devrediyor, şirketin kasasında 40 milyon lira unutmuş. Hani bu dağıtımı özelleştirirken kayıp kaçak düşecekti, hayat bayram olacaktı? Kamunun kaynaklarını peşkeş çekerken bunu söylüyordunuz. Şu yasa ne? Ayıp değil mi bu ya? Halka faturasını kesebilir misiniz kaybın, kaçağın? Yatırım yapsaydı bu şirketler. Böyle satmadınız mı siz; alırken yatırım yapacaksın, kayıp kaçağı azaltacaksın diye? 33 milyar lirayı halktan nasıl alırsınız?

Şimdi, niye fakiriz? Niye bu ülkede ciddiyetimiz yok? Dünyada niye itibarımız sarsıldı? 80 milyon yalnız ve mazlum insan dünyada bu hâle nasıl geldi? İşte, bunlar yüzünden geldi. Paralel var mı anlattığımda, darbe var mı anlattığımda? Hep sizin yaptığınız işleri anlattım. Yazık, günah değil mi? Bu sizin paranız değil, bütün hepimizin parası. Ben buna vergi ödüyorum. Benim de kul hakkım sizin üzerinizde milyonlarca insan gibi ve bunu "paralel", "darbe" diyerek geçiştirmeyin. Gelin, bir an önce bunu durduralım yoksa bu ülkenin birliği, bütünlüğü, varlığı tehdit altında. Ah altındasınız. Sadece namaz kılarak, oruç tutarak cennete gidilmez. Dinin içinden ahlakı çıkarmayın. Bunun üzerine beraber gitmek zorundayız.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, hoşça kalın. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)