Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:96
Tarih:01/06/2016


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, toplumsal anlamda milletimizin hafızasında yer bırakan bir olayın yıl dönümü münasebetiyle tüm siyasi partiler kendi görüşlerini ifade ediyorlar. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına bu konuya nasıl baktığımızı ifade etmek üzere huzurunuzda bulunuyorum.

Aslında Meclisin önemli bir mesaisini alan bu hadiseye yakından ilgi duyarak takip etmek durumunda olduğumda da şunu gördüm: Türkiye'de, her geçen gün, maalesef, üzülerek görüyoruz ki ara renkler kayboluyor, farklılıkların birlikteliği ile ortak aklın iktidarını kurabilecek o akli tutum, o vicdani tutum kayboluyor. Bu memleketin bir vatandaşı, bu Parlamentonun bir üyesi olarak öncelikle bundan duyduğum hüznü ifade ederek başlamak istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin aslında bu meselelere bakışı bir üçüncü yolun olabileceğini gösteriyor. Neden mi, nasıl mı; onu izah etmeye çalışacağım.

Bu olayların cereyan ettiği sosyolojik zemine ve o günün Türkiyesi'ne baktığımızda bugün bu kürsüde ifade edilmeyen pek çok hadiseler de cereyan ediyordu. Terör sorunu "Kürt sorunu" diye tanımlanıyor ve "Kürt açılımı" adı altında teröristler siyasallaştırılıyordu. İmralı'da bebek katili Öcalan'la görüşmeler ve toplumu rahatsız eden tutumlar had safhaya gelmişti. "Türkiye Cumhuriyeti" ifadesini sembolize eden "T.C."ler kamu kurum ve kuruluşlarından silinip atılıyordu. "Akil adamlar" adı altında aziz Türk milletine bir dayatma yapılıyor, bu marjinal tutumlar karşısında kamu vicdanı sarsılıyordu. "Yeni anayasa çalışmaları" adı altında Türk kimliğinin ve "Türk milleti" ibaresinin Anayasa'da olmayacağı ifade ediliyordu. Ve hepsinden de acısı, Diyarbakır'da 21 Mart 2003 tarihindeki Nevruz töreninde katilin, bölücübaşının mesajları okunuyor ve onun posterleri altında barış arayışı içerisine giriliyordu. "Yerel yönetimler yasası, federasyon altyapısı mı oluyor acaba?" diye toplumda kaygılara sebebiyet veriyordu. Basın üzerindeki etki her geçen gün artıyor ve tek tipleştirici ve tek sesli bir Türkiye'ye doğru gidiliyordu. "Ergenekon" adıyla anılan dosyalar soruşturulurken şerefli Türk askerinin Genelkurmay Başkanı tutuklanıyor, hapse atılıyordu. KCK'lıların hapishanelerden alelacele bir şekilde çıkartılması kamu vicdanında değişik soruları sordurtuyordu. Bunları saymakla çoğaltabiliriz: Millî bayramlarımızın kutlanıp kutlanılamayacağı, bazı müfredatların değiştirilmesi ve şiirlerin bölümlerinin müfredatlardan çıkartılması meselesi başta olmak üzere, üstüne üstlük bir de Suriye politikasındaki başarısızlık ve güvensiz şehirler had safhadaydı.

Bakın, böyle bir Türkiye'de, deminki bahsetmiş olduğumuz Y gençliğinin özellikle tepkisini gösterme biçimi olarak da kendisini çıkış noktası olarak gösterdiği ilk hadiselerde, elbette ki toplumsal tepki kendisini değişik kanallarla ifade etmeye çalıştı. Ama bu ifade etmeye çalışmalar tek başına yetmedi, yetmeyince başka unsurlar devreye girdi. Ve marjinal gruplar ve terör örgütleri, Gezi'den ve Türkiye'deki bu siyasal atmosferden istifade ederek kaosa doğru giden, çözülmeye doğru giden bir Türkiye özlemi kurmuş olabilirler. Buna da katılıyoruz. Ama biz, orada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak o dönemde ne yapıyorduk biliyor musunuz? Sayın Genel Başkanımızın vizyonuyla, az önceki bahsettiğim gerekçelerden dolayı "Türkiye'de millî kültür, millî kimlik ve millî devlet âdeta tarumar edilmek üzere, biz buna demokratik tepki olarak bir şeyler yapmalıyız arkadaşlar." diyorduk ve Merkez Yönetim Kurulu toplantısında aldığımız kararlarla ve tüm milliyetçi ülkücülerin katkı ve katılımlarıyla beraber, Türkiye'de, 9 adet "millî değerleri koru ve yaşat" temalı mitingler düzenliyorduk. Sanırım bu olayların patlak verdiği dönemlerde biz Bursa'daki mitingimizi ve İzmir'deki mitingimizi yapmıştık ve o dönemlere denk geliyordu. Bu olayların evrildiği noktayı gören Sayın Genel Başkanımız iki önemli çıkış yaptı. Bu yapmış olduğu çıkışlardan bir tanesinde, bizim meydanlarda olduğumuzu, sokaklarda olmamamız gerektiğini hatırlattı ve milliyetçi ülkücülerin dibi görülmeyen kuyudan su içmeyeceğini söyledi ve hiçbir ülkücünün, başını bir ülküdaşının çekmediği olayların içerisinde olmayacağı hakikatini vurguladı. Toplumdaki gerilimin had safhaya geldiği bu ortamda, Milliyetçi Hareket Partisinin samimiyetle, "Sokaklar girdaptır, meydanlar demokrasinin ifadesidir." diyerek yapmış olduğu bu mitinglerin, Türk siyasi tarihini araştıranlar, o dönem içerisinde ne anlam ifade ettiğini çok daha iyi anlayacaklar, çok daha iyi göreceklerdir.

Deminki bahsetmiş olduğumuz olumsuz gelişmeler ve millî devleti tasfiye sürecine giren terörün siyasallaşması, bugünkü gelinen noktalar itibarıyla, artık, alına beyazına kurban olunan bayraklarını dalgalandırarak terörle mücadele eden büyük Türk milletinin şerefli mensuplarının, güvenlik güçlerimizin verdiği mücadeleye desteğe geldi. Evet, bu desteğe verilen mücadele, kararlılık ve azmi nispetinde Milliyetçi Hareket Partisi destek veriyor ama gelişmeleri de yakından takip ediyor, "Bunun arkasından yeni bir oyun çıkar mı, çıkabilir mi?" diye de endişelerini tekrar dile getiriyor. Fakat 29 Mayıs İstanbul'un fethi münasebetiyle düzenlenen o mitingde, o programda elbette önemli mesajlar verildi. Elbette gemileri karadan yürüten Fatih'in çocuklarının deniz altından Marmaray'ı geçirmesine, o projeyi çizen Osmanlı son dönemindeki hayal dünyasından Milliyetçi Hareket Partisinin 57'nci Hükûmetteki projesinin, ihalesini açan ve daha sonra bu uygulamayı eyleme koyan Ulaştırma Bakanına kadar teşekkür ediyoruz. Ama bununla beraber, medeniyet başkenti İstanbul'un, rantiye başkentine dönen, rezidanslarla silüeti bozulan; manevi anlamda âdeta kutsal emanetlere ev sahipliği yapan o aziz İstanbul'la ilgili her türlü şiir, sanat, edebiyat, estetik görüntüde yapılırken ranta dönüştürülen ve her yönüyle tarumar edilen İstanbul'daki bu kapitalizme karşı duyulan bir tepkinin de bir noktada ifadesi sayılamaz mıydı Gezi'deki o direnişler? Nereden çıkmıştı bu olay? Samimiyetle baktığımızda, oradaki düzenlemelere ve Gezi Parkı'na yapılacak AVM'ye duyulan tepki. Biz AVM'lerin ve rezidansların bu ülkede, şartlarına uygun bir şekilde, yapılmasına karşı değiliz ama bunun, hak etmeyenlerin rantiyesine dönüşmesine ve o güzel şehrimizin âdeta ne olduğu belli olmayan bir ucubeye dönüştürülmesine şiddetle karşıyız ve ona da demokratik tepkimizi koyuyoruz.

Sözlerimi tamamlarken buradan iktidar partisinin değerli milletvekillerine seslenmek istiyorum. Bu hadiseler nasıl cereyan etti değerli arkadaşlar? 2002 yılında sizler yüzde 34 küsur oyla iktidara geldiniz ama toplumdaki kabul görme oranınız yüzde 60'ın üzerindeydi, 70'lere yakındı. O dönemin siyasal aktörleri ve söylemleriyle yaptığınız işler açısından farklılıkların birlikteliğini temsil edebiliyordunuz ama her gelen gün bir "öteki" inşa ederek, varlığınızı bir "öteki"nin üzerine kurarak gerilim ve kutuplaşmayla sayısal anlamda oyunuzu yüzde 49'a getirdiniz, kabul ama acaba bugün istenmeme oranınıza baktığınızda -öteki yüzde 50, 51 değil- kerhen oy vermiş yüzde 49'un içerisindeki yüzde 10'luk, 12'lik, 13'lük dilimi de düşünürseniz Türkiye'de önemli bir kitle tarafından endişeyle takip ediliyorsunuz. Lütfen, bu endişeyle takip ediliş sürecinizi nefis muhasebesi yaparak hareket edin ve bir önceki Başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Davutoğlu'nun bir kertik atarak kamu vicdanında sorguya davet etmiş olduğu değişim biçimi dâhil, başkanlık sistemi dayatmanız dâhil, bütün bunları hesaba katarak hareket ediniz. Eğer Suriye politikası ve terörün siyasallaşma süreci bu şekliyle devam eder ve dayatmanız da ısrarla devam ederse bu memleketin geleceği noktayı, büyük Türk milleti ailesini ve hepimizi Allah korusun.

Selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)