Konu:İstanbul'un fethinin 563'üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
Yasama Yılı:1
Birleşim:95
Tarih:31/05/2016


İstanbul'un fethinin 563'üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri ve bizleri televizyonları başında izleyen değerli halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İstanbul'un fethiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Tabii, İstanbul 20 Cemaziyelevvel 857'de yani 29 Mayıs 1453'te fethedilmiş bir güzel kenttir, bir dünya kentidir ve Fatih İstanbul'u fethetmekle köhne bir çağı kapatarak yeni bir çağı açmıştır.

Hiçbir başarı tesadüfi değildir. Sosyal olaylar yahut tarihî vakalar tek bir sebebe indirgenemez. Dolayısıyla bu başarının ardında birçok insanın emeği vardır, bir milletin yüzyıllar, binyıllar süren geleneği vardır, anlayışı vardır, düşüncesi vardır. Ve İstanbul fethedilmiştir. İstanbul'un fethi "fetih" olarak tanımlanır, işgal değildir, istila hiç değildir; kuru kuruya bir cihangirlik iddiası ve toprak kazanma, bir şehri elde etme iddiası değildir. Eğer tek bir cümleyle tanımlamak icap ederse insan ile İslam arasındaki engelleri ortadan kaldırma ameliyesinden ve bu işlemden başka bir şey olarak tanımlamak çok yanlıştır.

İstanbul'un fethinde, kadim bir tarihin izleri ve cihan devleti düşüncesi vardır. Onun için, İstanbul'un fethi Göktürkler demektir, Büyük Bulgar Hanlığı demektir, Karahanlılar demektir, Gazneliler demektir ve Selçuklular demektir ve elbette Osmanlı demektir. Onun için, fethin arkasında Şeyh Edebali vardır, Molla Gürani vardır, Molla Fenari vardır, Sinan Paşa vardır ve Akşemsettin vardır. Dolayısıyla, fethi bir kimseye mal etmek doğru olmadığı gibi Fatih'in hakkını yemek de doğru değildir çünkü fethi gerçekleştiren isim de Fatih Sultan Muhammed Han'dır ve bütün bunların ötesinde kim vardır diye soracak olursanız, Hazreti Muhammed vardır. Zira, Hazreti Peygamber, ashabıyla beraber, açlıktan karnına taş bağladığı bir dönemde, hendeği kazarken hendekte çıkan kayayı parçalamak üzere bizatihi indiğinde, balyozu kaldırıp o kayaya vurduğunda o ortam içerisinde İstanbul'un fethini müjdelemiştir. Aslında, eğer tabiri caizse, Hazreti Peygamber, o balyozu hendek kazılırken karşısına çıkan kayaya değil, İstanbul Surlarına indirmiştir. Dolayısıyla, Hazreti Peygamber'in de bu fetihte, ideali ortaya koyma adına, çok önemli bir payı vardır.

Fakat üzücü bir noktaya geleceğiz. Sosyal medya üzerinden kendilerine aydın diyen ve aslında aydınlanmamış olan; sosyal medya üzerinden kendilerine sanatçı diyen ama sanatla uzaktan yakından alakası olmadığını sözleriyle âdeta bütün bir topluma haykıran insanlara buradan herhâlde bir cevap vermek lazım. Güya İstanbul fethedilmemiş, işgal edilmiş, istila edilmiş; aydın bir zümreye karşı, büyük bir medeniyete karşı barbar bir kavim mücadele etmiş ve medenilerin elinden İstanbul'u bu barbarlar almış. Bu tip ifadelerin biz sosyal medyada yer almasından ziyadesiyle üzgünüz ve bu sözleri olduğu gibi onlara iade ediyoruz.

Şunu da ifade ederek sözlerimi devam ettirmek istiyorum: Bu mantıkla hareket ederseniz, siz, Kurtuluş Savaşı'nı da yine medenilere karşı verilmiş bir mücadele olarak tanımlamış olursunuz. Zira Kurtuluş Savaşı'nı yapanlar emperyalistlerin elinden ülkesini kurtarmak isteyen insanlardı, işgalden, istiladan ülkesini kurtarmak isteyen insanlardı. Eğer siz İstanbul'un alınışını barbarların medeni bir toplumdan bir kenti kurtarması olarak veya alması olarak değerlendiriyorsanız; hazır bu medeni millet gelmiş, sizin ülkenizi işgal etmiş, o hâlde bu medenilere karşı niye savaştınız?

Mandacılık anlayışının tezahürü olan bu sosyal medya açıklamalarını şiddetle kınıyorum, hepinize saygılar sunuyorum, İstanbul'un fethini tekrar kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)