Konu:İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun (2/187) esas numaralı, Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/31) münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:90
Tarih:17/05/2016


İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun (2/187) esas numaralı, Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/31) münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

NECATİ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası'nda sizlere sesleniyorum: Nurettin Öztürk'ü duydunuz mu? Cahide Bayram'ı gördünüz mü hiç? Ya Erdal Karaçalık'ı biliyor musunuz? Peki Cemil Kırbayır'ı tanır mısınız? Tanıyamazsanız, bilemezsiniz, göremezsiniz ve duyamazsınız çünkü onlar devlet eliyle kaybedildiler. Sizin tanımadığınız, görmediğiniz ve bilmediğiniz bu insanlar devlet yetkisini kullanan kişilerce aramızdan alınıp götürüldüler.

Gözaltında yok etme veya kaybetme devlet gücünü kullanan, devlet tarafından korunan, hukuka hesap vermeyen örgütlenmelerin ve organizasyonların işidir; bunun adı kontrgerilladır, gladyodur, derin devlettir. Devlet erkini kullanan ancak hukuka hesap vermeyen, kendisini hukukla bağlı görmeyen her faaliyet bir gladyo faaliyetidir. Devletin temel varlık gerekçesi yaşam hakkını güvence altına almaktır. Bu ödevine ihanet ederek, vatandaşlarını katledenleri koruyan devlet çürümeye mahkûmdur.

Sayın milletvekilleri, ne yazık ki gözaltında kaybetme tüm totaliter yönetimlerde görülen, iktidarın kendisini korumak için toplumsal muhalefete karşı uyguladığı organize, bilinçli ve karanlık bir saldırı türüdür. Bu kirli yöntemi uygulayan iktidarlar baskı ve sömürü sistemine karşı aktif mücadele içinde olan devrimcileri, insan hakları savunucularını gözaltına alıp kaybederek halk arasında korku, belirsizlik ve kaygı yaratmaya ve böylece toplumsal muhalefeti susturmaya çalışmaktadırlar.

Sayın milletvekilleri, beyaz Toroslarla evlerinden, iş yerlerinden alınıp, işkenceyle öldürülüp, bedenleri kireç kuyularında çürütülen bu insanları unutmaya razı olamayız. O kireç kuyularında insan bedenlerinin yanı sıra insanlık ve hakikat de bize sesleniyor, "Bizi buradan çıkarın." diyor. Zaman aşımı veya başka bir nedenle bu sesi duymazdan gelemeyiz.

Sayın milletvekilleri, gözaltında kayıplara karşı mücadele, bir hukuk mücadelesi olduğu kadar bir insanlık mücadelesidir. Biz bu mücadeleyi sürdürmeyi, bu kayıpların hesabını sormayı boynumuzun borcu olarak görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, AKP iktidara gelmeden, faili meçhulleri ortadan kaldıracağını, derin devletle hesaplaşacağını söylemişti, bunu vadetmişti. Ne yazık ki diğer sözleri gibi bu sözünü de yerine getirmedi. Derin devletle hesaplaşmak yerine zamanla onunla bütünleşti. Geçmişin hesabını sormak yerine açtığı kumpas davalarıyla bu kişileri bilim adamları, gazeteciler ve aydınlarla bir araya getirerek aklamaya çalıştı. Diğer tüm yolsuzlukların ve hukuksuzlukların üstünü örten yaklaşımıyla bir şal gibi gladyonun da üzerini örttü.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; haberdar mıyız bilmiyorum, tam beş yüz seksen bir haftadır cumartesi günleri Galatasaray Meydanı'nda ellerinden koparılıp alınan çocuklarının geride kalan resimlerine sımsıkı sarılarak sessizce bekleyen anneler var, Cumartesi Anneleri. Kaybettirilen çocuklarını görmek, değilse akıbetlerini bilmek, varsa kemiklerine dokunmak istiyorlar. Bunun için yıllardır susuyorlar. Onlar bu acı içinde susarken biz susamayız, gözlerimizi kapayamayız, zaman aşımı gibi bahanelere sığınamayız, bu anneleri duymak Meclisin görevidir.

Sayın milletvekilleri, Berfo Ana, bu annelerin simgesidir. Otuz üç yıl oğlu Cemil Kırbayır'ın kemiklerini bulup dokunmak için inatla 105 yaşına kadar yaşadı, ölmedi. Yaşlı bedeni daha fazla dayanamayıp üç yıl önce evlat acısı ve özlemiyle aramızdan ayrıldı. Berfo Ana bir semboldür. Onun sözleriyle sözlerimi bitiriyorum: "Görseniz oğlum nasıl babayiğitti. Kars'ta başlık parasının kaldırılması için çalıştı. Köylülerin süt paralarını sömürenlere karşı çıktı. Orman kaçakçılığının engellenmesi için çaba harcadı. Oğlumu öldüren Mehmet Hayta, Selçuk Ayyıldız ve Zeki Tunçkolu adlı polislerdir. Kocam İsmail Kırbayır yıllarca onların yargılanması için dilekçe verdi, bu yolda 1991'de öldü. Oğlumu öldürenlere sesleniyorum: Ölmek üzereyim, Allah rızası için oğlumun kemiklerini bana versinler." diyordu Berfo Ana. Berfo Ana'nın bu haykırışlarını ve iddialarını dinlemek, üzerine gitmek hepimizin, öncelikle de bu Meclisin görevidir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)