Konu:Chp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:88
Tarih:11/05/2016


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun Meclis araştırması açılması amacıyla vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Stratejik Planı ve Ulusal Yenilenebilir Enerji Eylem Planı'nda öngörülen yenilenebilir enerji kurulu güçlerine ulaşabilmek için 2014 yılı sonundaki değerlere göre 2019 yılında yüzde 65,4; 2023 yılındaysa yüzde 117,4 oranında artış gerekmektedir. Bu plana göre, 2023'te Türkiye kurulu gücünün yüzde 49'unu yenilenebilir enerji kaynakları oluşturacaktır. Ancak, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun lisans verdiği ve yatırım sürecinde olan projelerin durumuna bakıldığında bu öngörüler gerçekçi olmaktan uzaktır.

Bir ülkenin enerji bağımsızlığının olabilmesi için elindeki mevcut kaynakları ve ekonomik imkânları kullanarak dışarıya ve sınırlı olmasından dolayı spekülasyona açık kaynaklara ihtiyaç duymadan kendi enerji ihtiyacını karşılayabilmesi gerekir. Yerel anlamda enerji bağımsızlığı hane, bölge ve tesislere, merkezî sistemin olası hatalarına bağlı kalmadan kesintisiz ve güvenli bir şekilde enerji tedarik edilmesiyle sağlanmaktadır. Bu konuda, Hükûmetin enerji konusunda dilinden düşürmediği nükleer santraller, bizi enerji konusunda rahatlatıp dışa olan bağımlılığımızı azaltmayacaktır. AKP Hükûmeti, 2023 yılına kadar ülkemizde 2 nükleer güç santralinin devreye alınmasını, 3'üncü santralin de inşasına başlanmış olmasını hedeflediğini açıklamıştır. Hükûmet "Artık, güvenli nükleer reaktörler yapıyorlar. Ekonomik kalkınmayı sağlayacağız. Nükleer santraller yapılmazsa karanlıkta kalacağız. Yenilenebilir enerji pahalı, nükleer enerji ucuz." gibi söylemlerle nükleer enerjiyi meşrulaştırma ve halk tarafından benimsenmesini amaçlamaktadırlar. Peki, gerçekten nükleer enerji güvenli midir ya da nükleer santraller olmazsa gerçekten karanlıkta mı kalacağız?

Değerli milletvekilleri, nükleer enerji diğer enerji türlerinden ucuz bir enerji türü müdür? Fukuşima Nükleer Santrali'nde meydana gelen kaza güvenli reaktörlerin bir masaldan ibaret olduğunu kanıtlamıştır artık. Bu kazadan önce, Japonya'nın en güvenli santralleri yaptığı iddia edilmekteydi. Dünyada birçok ülke son yıllarda meydana gelen nükleer patlamalar ve kazalardan ders çıkararak nükleer enerji santrallerini kapatma kararı almıştır. Nükleer enerji santrallerini kapatma kararı alan ülkeler arasında elektrik enerjisine en çok ihtiyaç duyanlardan ve dünyanın bir numaralı ihracatçısı Almanya da bulunmaktadır. Söküm, atık ve çevresel maliyetler hesaplandığında nükleer enerji dünyanın en pahalı enerjisi durumundadır. Bugüne kadar dünyanın herhangi bir bölgesinde nükleer endüstriler sadece devlet desteğiyle ayakta kalabilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, enerji politikaları hem ihtiyaç hem de bu ihtiyaca bağlı üretimin doğru yönetimiyle belirlenir. Pek çok ileri teknolojiyle enerji ihtiyacı düşürülebilir. Bu, ülkenin cari açık dengesini de olumlu şekilde etkiler. Ayrıca, ortaya çıkan ihtiyaç da rüzgâr, güneş, jeotermal, biokütle gibi yenilenebilir enerjilerin dengeli biçimde sisteme eklenmesiyle karşılanabilir. Üstelik, şu anda dünyanın en hızlı gelişen sektörleri rüzgâr ve güneş enerjisi sektörleridir ve maliyetleri de hızla düşmektedir. Ülkemizde ise bu durum çok farklı seyretmektedir. Enerji ihtiyacının ekonomik büyümeden çok daha fazla artması verimsizliğimizin en önemli göstergesi durumundadır. Bu ihtiyacı karşılamak için önceleri doğal gaza, şimdi de nükleer ve kömür gibi yatırımlara yönelik siyasi destek öyle bir noktaya ulaştı ki, 2013 yılında Türkiye, ihtiyacı olandan daha fazla elektrik üretti; karanlıkta kalmak bir yana, sektörde gereksiz bir bolluk da oluşmuştur.

Günümüzde biokütle, rüzgâr ve hidroelektrik enerjileri nükleer enerjiden çok daha ucuz durumdadır, güneş enerjisinin ise kısa bir zamanda nükleer enerjiden daha ucuz olması beklenmektedir.

Yenilenebilir enerji ise hem uluslararası hem de bölgesel anlamda enerjide bağımsızlık sağlar. Enerji, ülke ve bölgedeki mevcut rüzgâr, güneş ve su gibi sürekli yenilenen kaynaklarla üretilir. Rüzgâr, güneş, jeotermal, hidroelektrik ve biokütle kaynaklarının akıllıca karışımı sonucu başka kaynaklara ihtiyaç duyulmadan hem ana yük hem de dalgalanan talepler karşılanabilir. Bölgesel olarak enerji üretilebildiğinden, endüstri ve yerleşim birimlerinin ihtiyaçları merkezî sistemden bağımsız olarak kesintisiz karşılanabilir. Yenilenebilir enerji sayesinde hem ulusal hem de yerel boyuttaki enerji bağımsızlığı da sağlanmış olur.

Değerli milletvekilleri, enerjiden yararlanmak temel bir insan hakkıdır. Bu nedenle, enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli, güvenilir bir şekilde sunulması temel bir enerji politikası olmalıdır. Enerji üretiminde ağırlık yerli ve yeni yenilenebilir enerji kaynaklarına verilmelidir. Enerji planlamaları ulusal ve kamusal çıkarların korunmasını, toplumsal yararın artırılmasını, yurttaşların ucuz, sürekli ve güvenilir enerjiye kolaylıkla erişebilmesini, çevreye verilen zararın asgari düzeyde olmasını hedeflemelidir.

Enerji sektöründe bütünleşik kaynak planlaması zorunludur. Bu planlama, enerji üretiminin dayanacağı kaynakların seçimi, enerji tüketim eğilimlerinin incelenmesi, talep taraflı yönetim uygulamalarının üzerinde yoğunlaşma, enerjinin daha verimli kullanımı, çevreye verilen zararın asgari düzeyde olması, yatırımın yapılacağı yerde yaşayan insanların hak ve çıkarlarının korunması ölçütleri gözetilerek yapılmalıdır. Planlama çalışmaları katılımcı ve şeffaf bir şekilde yapılmalı, çalışmalara ilgili kamu kurumlarının yanı sıra üniversiteler, bilimsel araştırma kurumları, meslek odaları, uzmanlık dernekleri, sendikalar ve tüketici örgütlerinin etkin ve işlevsel katkıları sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tüm enerji sektörleri -petrol, doğal gaz, kömür, hidrolik, jeotermal, rüzgâr, güneş, bioyakıt- için strateji belgeleri hazırlanmak zorundadır. Daha sonra bütün bu alt sektör stratejik belgelerini dikkate alan yenilenebilir enerji stratejisi ve eylem planı ve Türkiye genel enerji stratejisi belgesi ve eylem planı oluşturulmalı ve uygulanmalıdır. Ülke ölçeğinin yanı sıra il ve bölge ölçeğinde enerji kaynak üretim, dağıtım planlaması yapılmalıdır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı toplum çıkarları doğrultusunda temel stratejileri ve politikaları geliştirmek ve uygulamakla yükümlüdür. Bu amaçla, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı güçlendirilmeli, uzman ve liyakatli kadrolar istihdam edilmelidir. Topluma ve devlete ait kaynaklar ve zenginlikler tahsis edilirken ve kullandırılırken toplum yararı gözetilmeli ve topluma faydası maliyetlerden fazlaca tutulmalıdır.

Bu bağlamda, toplumsal etki sürecinin de çevresel etki değerlendirmesi mevzuatı kapsamına alınması, ÇED'le birlikte toplumsal etkilerin de değerlendirilebilmesi ve halkın olumlu ya da olumsuz etkilerden haberdar olarak, yatırım öncesi sürece ve yatırımın izlenmesi ya da denetlenmesi çalışmalarına dâhil edilmesi gerekmektedir.

Özelleştirmeler derhâl durdurulmalıdır.

Enerji üretim, iletim ve dağıtımında, kamu kuruluşlarında çalışanların yönetim ve denetimde söz ve karar sahibi olacağı, özerk bir statüde, etkin, verimli ve şeffaf çalışmalar yapılması sağlanmalıdır.

Plansız çevre ve topluma uyumsuz, yatırım yerinde yaşayan halkın istemediği, topluma maliyeti faydasından fazla olan projelerden vazgeçilmelidir. Verimli tarımsal arazilere, ormanlara, sit alanlarına santral kurulmamalıdır.

Gerze'de termik santral, Sinop ve Akkuyu'da nükleer santral, Doğu Karadeniz'de, Dersim'de, Alakır'da, Göksu'da, Türkiye'nin dört bir yanında HES'ler gibi, bölgede yaşayan halkın istemediği tüm projeler iptal edilmelidir.

Doğal gaz, petrol, ithal kömür gibi dışa bağımlı fosil yakıtların enerji tüketiminde ve elektrik üretiminde payını düşürmeye yönelik politikalar uygulanmalıdır. Elektrik üretiminin büyük ağırlığının yenilenebilir enerji kaynaklarına dayandırılması ve nihai hedef olarak yalnızca yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı amaçlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu son bölümünde, Hükûmetten bir Sayın Bakanın da olduğu şu anda tekrar işaret edeceğim iki husus var.

Alevi inancını ve öğretisini ilgilendiren önemli iki tane uluslararası karar var. AİHM'in aldığı zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cemevlerine yasal statünün tanınması konusunda Büyük Dairenin verdiği iki karar var. İlla Büyük Daire karar mı almak zorunda Sayın Bakanım? Bunu çözmeniz gerekmektedir. Yani AİHM'in verdiği karara uymak zorundasınız. Büyük Daire "Cemevleri artık ibadethanedir ve bu statünün verilmesi gerekmektedir." demektedir.

Yine, zorunlu din derslerinin seçmeli hâle getirilmesi konusunda AİHM karar verdi ve Büyük Dairede de görüşülmek üzeredir. Hükûmetin de bu konuda Alevilere karşı samimi olduğunu göstermesi gerekmektedir, bu kararın uygulanması artık zorunlu hâle gelmiştir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)